Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Taht ve kılıç

Mümtaz SOYSAL

Ne güzeldi soyadı. ‘‘Tahtakılıç’’ sözünü duyanlar, önce gülünç silahlarla yapılan etkisiz bir mücadeleyi akıllarına getirirler; sonra karşılarındaki dava adamının belki de genlerden gelen uygarca cesaretini ve gözüpekliğini görüp ancak çelik kılıçlar önünde geçirilebilecek saygılı bir ürpertiyle baş eğip susarlardı.

Evet, herhalde genler: cumhuriyetin demokrasi tarihine damga vurarak geçen hafta aramızdan ayrılan Ahmet Tahtakılıç, İstiklal Harbi'nin Ege direnişine öncülük edenlerden Uşaklı İbrahim Bey'in oğluydu. ‘‘İttihatçı’’lığıyla tanınan baba, saray çevresine, yani ‘‘taht’’a karşı mücadelenin şiddetle, gerekirse ‘‘kılıç’’la yapılmasını savunduğu için ‘‘Tahtakılıç İbrahim’’ diye anılırmış.

Ama Ahmet Tahtakılıç gücünü, şiddetten değil, haklılıktan ve savunduğunun doğruluğundan alırdı. 12 Mart'ın sert kışlarında Mamak tepelerine tırmanıp hak ararken gösterdiği inançlı inat kolay unutulur bir şövalyelik sayılmaz.

Belki, bunların da ötesinde, en belirgin özelliği hep genç kalışıydı.

Gençler gibi düşünmek, onlar gibi hesapsız, içten ve kendiliğinden olmak. Hiç doksan yaşını geçip de gençliğin isyanını paylaşan siyasetçi gördünüz mü?

Öylesi, herhalde, kendini gençlerin yerine koymak ve olupbitenlere onların gözüyle bakıp şiddete sürüklenişlerini önleyecek önlemleri almakla oluyor.

Keşke herkes bunu yapabilse.

Bunu yaptığınız zaman, isyan etmeden doğal karşıladığınız ve alıştığınız sözlerin, durumların ve tutumların onlar için ne denli isyan ettirici olduğunu görüyorsunuz. Gencecik insanların nasıl şiddete sürüklendiğini, ölümlü sonlara göz kırpmadan nasıl gidebildiğini de.

Gerçekten, o gözlerle bakınca isyan ettirici o kadar çok şey var ki bu ülkede.

Örneğin, borçluluktan IMF pençesine düşmüş bir ülkenin gençliği, aynı ülkeden on binlerce insanın tıkabasa dolu uçaklarla uzak ülkelerin kayak merkezlerinde ya da tropik iklimlerin plajlarında on iki günlük pahalı dış tatillere gidişine şaşmadan durabilir mi?

Örneğin, ‘‘devletin on yıldır giremediği cezaevleri’’ sözü genç insanlara ne kadar inandırıcı gelir? ‘‘On yılın son ikibuçuğu bugünkü Adalet Bakanı'nın dönemine rastlıyor; şimdikinden farklı bir giriş tarzı bu uzun süre içinde de mi bulunamazdı?’’ diye sormazlar mı?

Tahtakılıç, Demokrat Parti'yle başlayıp Millet Partisi'nden geçerek İnönü sonrasının CHP'sine uzanan siyasal yaşamı boyunca hep ‘‘sabırlı bir genç’’ oldu. Oysa gösterişli tüketim toplumunun ‘‘taht’’ları ve siyasetin yanlışları karşısında şimdi çekilen ‘‘kılıç’’larda fanatizme kayma eğilimi var.

Dinci ve sosyal içerikli şiddetler arasında yeniden yalpalamaya başlayan Türkiye, eğer bir İran olmak istemiyorsa, Şah döneminin çılgın dengesizliğine doğru gidişini frenlemelidir.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI