Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Olimpiyat bulaşığı

Mümtaz SOYSAL

OLİMPİYATLAR başlıyor. Dünyanın dört köşesinden gelmiş 10.438 sporcu on beş gün süreyle yarışacak. Milyarca insan, yarışanların iki mislini aşan 21.046 kişilik basın ve televizyon ordusu aracılığıyla onları izlerken, aslında 190'dan fazla ulus yarışmış olacak, kimin nasıl gençlik yetiştirdiğini herkes görecek.

Şöyle bir düşünürseniz, yakın geçmişte birbirinin boğazına sarılan Irak'la İran'ın alfabe gereği arka arkaya yürüyeceği, zıt rejimli Kuzey Kore'yle Güney Kore'nin ortak bayrak ve aynı üniformayla yer alacağı müthiş bir açılış. İnsanların yarışırken yakınlaşması, yarışmanın düşmanlığı geçmesi. Türkiye de, olimpiyat tarihinde ilk kez dördüncü şampiyonluk iddiası taşıyan Naim'iyle, Halil Mutlu'suyla, yelken gibi beklenmedik bir alanda ülkelerine olimpiyat hakkı kazandıran Enver Adakan ve Ali Kemal Tüfekçi'siyle bu olayın içinde.

Ama, görüntünün güzelliğini ve anlamını gölgeleyen iki olay var: Sporcuların kanına giren ‘‘kamçılayıcı ilaçlar’’ ve olimpiyat yönetiminin kanına giren rüşvet hikáyeleri.

İkisi de artık olimpiyatlara egemen olmaya başlayan para hırsının ürünü.

Soğuk Savaş yılları boyunca Doğu Almanyalı atletlerin ülkelerindeki kimya sanayiinin mucizeleri sayesinde bol ilaç kullandıkları biliniyordu. Buna göz yummuş olan Juan Antonio Samaranch başkanlığındaki Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin, uygulama dünyayı sardıktan sonra da pek etkili bir mücadele verdiği söylenemez. İlaç rezaletinin üstüne gidilirse, hep oyunların ‘‘bereket’’ine zarar verileceğinden korkuldu. Şimdiki önlemleri zorunlu kılan da, Komite değil, spor sağlığı konusunda dünya kamuoyunun tepkileri olmuştur.

Ama Samaranch yönetimini asıl yıpratan, 2002 Kış Olimpiyatları'nın Amerika'daki Salt Lake City'ye verilmesi dolayısıyla yadsınamaz biçimde ortaya çıkan rüşvet olaylarıdır. Bilineni açıkça doğrulayan bir rezaletti o.

Şimdi, bütün bu olanlardan ve 2000 için yaşanan fiyaskodan sonra, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin yaz oyunlarını 2004 Atina'nın ardından İstanbul'a almak için yeniden kampanyaya soyunmasına şaşmamak mümkün değil. Korkunç dolapların döndüğü bir ortamda, olimpiyat düzenleme işinin Yunanistan'dan hemen sonra yanı başındaki bir ülkeye verileceğini kimin aklı kesiyor acaba? Pahalı gezilerle ona buna dağıtılıp sokağa atılacak çok para var demek ki.

Hele, adını gündemde tutmak için fırsat kaçırmayan eski cumhurbaşkanını bu işin başına geçirmek, girişimin ‘‘ciddiyet’’ini bir kez daha göstermiyor mu?

Kaç yıl önce beyhude heveslerle konan katkı hükümleri sayesinde oluşmuş muazzam fon birikiminin, böyle çarçur edilmek yerine, ciddi planlanmış tesis yapımına ve ülke sporunu kalkındıracak köklü girişimlere yönlendirilmesini sağlayacak yasa değişikliğinin zamanı çoktan gelmişe benziyor.

Galiba, başta sorumlu bakanlık olmak üzere, spor camiasının, hayal peşinde koşmak yerine ciddi planlar üzerine eğilmesinin de zamanıdır.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI