Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Kapkaç






Mümtaz SOYSAL

BARSELONA'nın turist dolu Katedral Alanı'na açılan dar sokaklardan birinde itişen iki adam. Uzaktan bakıldığında paylaşamadıkları bir şey için kavga eden iki serseri sanabilirsiniz. Oysa, karşısındakine benzer biçimde giyinmiş bir sivil polis, yakaladığı kapkaççının ellerine kelepçe geçirmeye çalışmakta.

Nitekim biraz sonra başardı da bu işi; kaptığı çantayı saklamaya çalışan ve Fransızcasından Mağrepli olduğu anlaşılan kapkaççıyı küçük telsiziyle çağırdığı polis arabasına bindirip karakola postaladı. Özellikle kadınlara karşı işlenen ve mahkemelerimizce ‘‘gasp’’ sayılıp ağır cezalandırılmaya başlanan bu iğrenç suçla başa çıkmak böyle pratik bir uyanıklık gerektiriyor.

Ama, herhalde, en uyanık olması gerekenler, şimdiye kadarki kurbanlardır.

Kapkaççının başarısı, kurbanının bu olayı hiç beklemiyor oluşuna dayanır.

Kamu varlıklarının çoğunu göz göre göre kaptırmış olan Türkiye'nin, şimdi başına gelenleri bekliyor olması ve kapkaççılara artık başarı şansı tanımaması gerekirdi. Olayın öz niteliğini fark etmeyiş ve bir genel çerçeveye oturtamayış galiba son yılların en büyük ulusal gafletimizdir.

Sormak gerekir: Olupbitenler dünya çapında sürdürülmeye çalışılan küresel tutumların Türkiye'ye yansımış basit bir uygulamasından mı ibarettir, yoksa bu ülke üzerindeki böylesine bir ‘‘toplu çullanış’’, Atlantik ötelerinde ve Avrupa başkentlerinde beliren özel bir ‘‘Türkiye politikası’’nın mı sonucudur?

Öyle anlaşılıyor ki, ABD'nin ve AB'nin tepelerinde neredeyse kendiliğinden oluşan, belki de ‘‘çok akıllı, çok uzak görüşlü, çok yetkili’’ birtakım insanların aralarında konuşup da pek kesin çizgilerle ortaya dökme gereğini duymadıkları, ama şaşkınlık verici bir uyumla hep birlikte uyguladıkları bir politika bu. Daha doğrusu, dünyanın en kritik bölgesinin tam ortasına oturmuş olan Türkiye Türkleri'nin geleceği için kalın fırça darbeleriyle oluşturulmuş bir genel tablo. Kararlar, sanki hep bu tabloya bakılarak alınmakta.

Herhangi bir komplo teorisine ve belli belirsiz bir paranoyaya kapılmadan şunu söylemek herhalde yanlış olmaz: Böyle bir tabloda Türkiye'ye biçilen rol, Batı'ya birkaç koldan bağlı kalması için çeşitli yöntemlerle oyalanması gereken, fazla ağırlığı olmayacak ve büyük iddialara kapılmayacak ölçülerde tutulmak istenen orta çaplı bir ülke; kendi başına iyi kullanamadığı kaynak ve olanakları madenlerinden tütününe ve pancarına kadar dolaylı yollardan ele geçirilerek bağımsızlık perdesi gerisinde dıştan yönetilebilen.

Bu tabloda ABD'ye ve AB'ye düşen işlevlerin neler olduğu ve nasıl paylaşıldığı ayrıca inceden inceye irdelenmesi gereken ilginç bir konudur.

Başkalarının Türklere biçtikleri rolü ve Türkiye'yi yerleştirmek istedikleri çerçeveyi düşünmek onların düşüncelerini değiştirme sonucunu doğurmayabilir ama, bununla ülkenin halkında ve yönetenlerinde hiç olmazsa belirli bir uyanıklık, vesveseye dönüşmeyen bir dikkat, saplantıya varmayan bir kararlılık yaratılacağı kesindir.

Kapkaççıları emellerinden uzak tutacak olan da bu kararlılıktır. Yoksa, elinde kalanı da kaptırmaya teşne olarak beklemekle nereye varıldığı meydanda.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI