Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: İkinci adamsızlık

Mümtaz SOYSAL

YALNIZ spor yazarlarının değil, binlerce, hatta milyonlarca insanın iki gündür hep birlikte yazıp söylediklerini uzun uzun anlatmaya gerek var mı?

Hazırlık maçı yapılmazsa elbet böyle olur. Kafalar, futboldaki ‘‘küresel paragözleşme’’ sonucu, haftalardır pahalı transferden başka şey düşünmezken, onbir çift ayağın birbirine alışıp kişisel gösteriye sapmaksızın takım oyunu oynaması, en az yarım düzine ciddi maç yapmayı gerektirmez miydi?

Hele aylardır kendi takımlarında bile sürekli oynatılmamış Rüştü, Fatih ve Sergen'leri yabancı ellerde milli maça sürmek büyük tedbirsizlik değil midir?

İnsan bir ay daha beklemeyip Fenerbahçe teknik direktörlüğünü hemen kabul ederse, tabii ki, Galatasaray'ı esas alıp bir-iki oyuncuyla takviye yerine, sarı-lacivertli dört-beş oyuncuya milli forma giydirme gereğini duyabilir. Ama, hiç olmazsa devre arası bu yanlışı görüp düzeltmek de mi olmaz?

Tartışmalı penaltıyı bahane ederek mazeret aramak, yararsız. İtiraf edelim ki, iyi günde olmadıkları belli olan İtalyanların beceriksizliği ve Alpay'ın çabaları olmasaydı, kötü oyunun normal sonucu 5-1'lik bir yenilgi olabilirdi.

Ama, herhalde Denizli'ye yöneltilebilecek en haklı eleştirilerden biri, Hakan Şükür'ü ileride tek başına oynatmasıdır. Bir gol bile atılamayan geçen şampiyonanın Sheffield'deki son Danimarka maçında yapıldığı gibi.

Korkulan kişiyi tek başına oynatmanın, karşıdan iki-üç kişiyi ona bağlamak gibi bir yararı olduğu düşünülebilir. Fakat, o kendisine yağan topları yere indirebilse bile, rakip takımdan biri yerine kendi arkadaşlarından birinin kapması ve duvar paslarıyla gole gidilmesi daha doğru olmaz mıydı? Oktay ya da Suat'ın sonuna kadar kulübede bekletilmesini kimsenin aklı almadı.

Ne var ki, bazen ‘‘tek adamcılık’’ da denen iki adamsızlık, yalnız futbolda değil, hemen her şeyde ulusal kusurlarımızdan biridir.

Futboldaki ‘‘tek seçici’’liği, son çağların yerleşik modası diye hoş görebilirsiniz. Ama, Terim'le başarılı olmuş sayılan bu yöntemin de Denizli'yle nasıl bir sonuç verdiği açıkça görüldü. Yanında ona yakın yetkilerle iki-üç kişi daha bulunsa, Terim kompleksinden kurtulup doğru karar vermesi sağlanmış olmaz mıydı? Kaldı ki, göklere çıkarılıp ‘‘imparator’’ ilan edilen öbür tek adamın bile yeni ünler peşinde nerelere sürüklendiği bellidir.

Futbolda böyle de, politikada başka türlü mü? Sivrilen liderlerin yanlarına içtenlikle birkaç kişi toplayıp onların katkılarından, düşüncelerinden, uyarılarından yararlandığını, bir-ikisini ‘‘ikinci adam’’ olarak yetiştirdiğini hiç duydunuz mu? Yanlarında kimse barınmıyor.

Olsa olsa, eşlerine danışıyorlardır. Ama bu iş de ev içlerinin mahremiyetinde yapıldığı için, kimin kime neyi ne kadar danıştığı tam bilinemez. Tek istisna olarak, DSP'de bu mahremiyetin genel başkan yardımcılığına dönüştürüldüğü görülmekte; hiç olmazsa orada, kimlerin takımda oynatılıp oynatılmayacağı veya oynatılamayacağı, bu yoldan, ikilik akılla, resmen ve demokratik biçimde daha sağlam karara bağlanıyordur.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI