Mümtaz Soysal: Havalara girmek

Mümtaz SOYSAL
Haberin Devamı

Zaman zaman bazı konularda gerçeklerle hiç ilgisi olmayan havalara nasıl kolaylıkla girebildiğimize dikkat ettiniz mi?

Örneğin, borsa konusunda.

IMF memurunun ‘‘konsolidasyon’’ sözü etmesi yüzünden dalgalanan Menkul Kıymetler Borsası günler boyu gündemin tepesinden inmedi. Son birkaç gün boyunca borsa haberlerinde öyle bir hava var ki, gerçeğin bambaşka olduğunu bilmeseniz, sanabilirsiniz ki Türkiye sanki Amerika gibi sermayenin halk yığınlarına dağıldığı bir ülkedir ve her vatandaş sahip olduğu hisse senetlerindeki değer oynayışlarını izlemekle meşguldür.

Neymiş? Konsolidasyon sözü ortaya atılınca, iç borçların ödenmesinde yeni düzenlemelere gidileceği korkusu etrafı sarmış, hisse senetlerinde düşüşler olmuş ve bu panikten yararlanıp ucuza hisse alanlar haber fos çıkınca büyük kárlara konmuşlar.

Velveleye bakarsanız, neredeyse New York ya da Tokyo borsalarını sarsan olayların bir benzeri yaşanmıştır. Oysa, hepsi bir bardakta fırtınadan ibaret.

Çünkü, Türkiye henüz sermaye hareketlerinin toplumları derinden sarstığı o büyük kapitalist ülkelerin çok uzağındadır ve olupbitenler küçük bir azınlığın borsacılık oynamalarından öteye geçmez. Olayın büyük gözükmesi, parayla yahut değerli káğıtlarla oynayarak kazanç sahibi olma hokkabazlığının çalışıp üreterek ve yatırım yaparak kazanmanın önüne geçmesindendir.

* * *

Doğrudürüst bir kapitalist ekonomide esas olan, büyümenin yatırıma ve üretime dayanmasıdır. Büyük şirket sermayelerinin gerçekten tabana yayılması ve geniş halk yığınlarının ellerindeki hisse senetleri dolayısıyla o şirketlerin ve ülke ekonomisinin kaderiyle ilgilenmelerinden doğal bir şey olamaz. Borsa dalgalanmalarının o ülkeler için anlamı budur.

Türkiye, öyle mi? Son birkaç on yılın çarpık ekonomi düzeninde, fabrika kurmak, üretime yönelmek, teknoloji geliştirmek yerine parayla ve senetlerle oynamanın akıl almaz kárlılığını keşfeden bir genç adamlar ordusu türedi: İçte ve dışta pahalı üniversitelerde okuyarak öğrendikleri ve diploma sahibi olur olmaz uygulamaya koştukları ustalığın tek bir marifeti vardır: Paradan para üretmek. Paranızı bankalar ya da ‘‘değerlendirici şirketler’’ eliyle onlara teslim ediyorsunuz, doğurtuyorlar. Bin iken iki bin oluyor.

Bu marifetin gerçek kapitalist ülkelerde olduğu gibi şirketleri büyütüp büyütmediği, bu sayede mal ve hizmet üretiminin, dolayısıyla istihdamın artıp artmadığı belli değil.

Yahut da çok belli: Paranın doğurduğu para birtakım kara deliklerden başka bir yerlere akıyor olmalı ki, üretimsiz ekonomide istikrarlı büyüme yok, sürekli enflasyon var.

* * *

Dolayısıyla, o müthiş genç adamlar ordusu da, girdikleri havaların, fiyakalı görüntülerinin ve gündemde yarattıkları velvelenin aksine, sabahtan akşama kadar havanda su dövmekten başka bir işe yaramamış oluyorlar.



Yazarın Tüm Yazıları