Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Gitmek ya da kalmak

Mümtaz SOYSAL

İSMET Solak, dünkü sütununda, Başbakan Ecevit için halkın ‘‘Bırak artık, zamanı geldi... Çekilmesini bil ve git’’ dediğini yazarak, kendi düşüncesini de ekleyip ‘‘İnsan bırakmasını bilmeli; zamanı geldi’’ sonucuna varıyordu. Belki, ailece yoktan var edilmiş bir kuruluşu bırakmanın zorluğunu fazla düşünmeden.

Özellikle de, ulusal ve uluslararası politikanın şu konjonktüründe.

Belli ki, Başbakan, seçim sonuçlarının kaçınılmaz kıldığı koalisyonda, Özalcılığı inatla sürdüren bir ANAP ile ulusalcı içgüdüyle davranan bir MHP arasında kendisini vazgeçilemez bir denge unsuru sayıyor. Bıraksa, baş yardımcısınca zaten ANAP'a yakın rotada tutulan partisinin büsbütün o çizgiye oturtulacağından endişelidir.

Uluslararası politikada da, içten İstanbul lobisinin, dıştan da Amerika'nın itelemeleriyle Avrupa'nın bütün isteklerine boyun eğebilecek bir Ankara'yı başıboş bırakmak istemez. MHP'nin, kamuoyundaki desteği ne kadar artarsa atsın, bu sürüklenişi engellemeye yetmeyebileceğini düşünüyordur.

* * *

Avrupa'yla gelinen noktada kendisi de rahatsız.

Nice Doruğu'ndaki ‘‘aile fotoğrafı’’na ya da o sırada çekilmiş filme tekrar bakın. Türkiye Başbakanı ortalıkta yok. Çok kişi bunu boy kısalığıyla, asıl üyeler ve adaylar arasındaki protokol farkıyla ya da fotoğrafçının aceleciliğiyle açıklamaya çalıştı. Oysa, dikkat ederseniz, Sayın Ecevit, tam tersine, mümkünse saklanmak, öyle bir resimde hiç gözükmemek çabasındadır. İstemediği bir sürüklenişle oraya getirildiğinin farkında.

Hele, Kıbrıslı Rum lideri Klerides'e, en önde Chirac'ların, Prodi'lerin, Schröder'lerin hemen yanında yer verildiğini gördükten sonra.

* * *

Şimdi de, içte, Genel Başkan Yardımcısı'nın ısrarıyla çıkan affın nasıl bir tepki yarattığını görmekte ve bu sırada sahneden çekilişin siyasal yaşamı noktalama açısından pek parlak olmayacağını düşünüyor olabilir. İsmet Solak, ‘‘doğrultu tutarlılığı ilkesiyle kurulan DSP'de bile’’ affa karşı isyanların başladığını söylüyor.

Nasıl isyansa.

Grup gerçekten isyan edebilseydi, bu noktaya gelinmez ve ortak akıl partiyi böylesine yanlışlardan korurdu. Ama, bazı MHP'liler için kullanılan ‘‘kuliste erkek, oylamada ürkek’’ deyimi DSP için haydi haydi doğru olunca, herkes suspus. Yaşlı lidere saygı mı? Yoksa başka bir şey mi?

Vaktiyle, Genel Başkan Yardımcısı böyle susuşlara da kuşkuyla bakar ve ‘‘Ölümünü bekliyorlar’’ derdi. Haksız da sayılmazdı. Bu af gibi parti yararına olmayan tutumları eleştiren biri çıkınca, ‘‘Yahu, deli misin? Kendini harcama, bekle!’’ diyenler çok olurdu parti grubunda. Başkasının ömrü üzerine hesap kurmanın ayıp, hatta günah sayılabilecek bir kısırlık oluşuna aldırış etmeden.

Onların çoğu, kendilerini ‘‘harcamadıkları’’ için şimdi bakandırlar. Ama, örgütün yönetilişindeki yanlışlar ve demokratik sol etikete ters siyasal tutumlar karşısındaki suskunluklarla, partinin kendisi harcanmış, beklenen ömür tükenişinden önce parti tükenmiştir.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI