Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Cicim ayları

Mümtaz SOYSAL

EGE kıyılarının bir köşesinde iki gündür süren ve bugün bir deniz gezintisiyle sonuçlanacak olan önemli bir uluslararası toplantı var.

Köşe, Türkiye'nin medyasında ancak barları, koyları ve dedikodularıyla yankı bulabilen Bodrum olduğu için, böyle bir toplantının televizyon ekranlarına ve gazete sütunlarına geçme olasılığı çok düşük. Ayrıca, ekranlar ve sütunlar, aylardır cumhurbaşkanlığı seçimleriyle, günlerdir de dışişleri bakanlarının New York koklaşmalarıyla dolduğundan Ege sorunlarıyla ilgili tartışmaların oralarda yer bulabilmesi daha da zorlaşmıştır.

Oysa, özellikle Atlantik ötesindeki koklaşmaların gerçeklerle ne kadar ilgisiz olduğunu ortaya çıkaracak olan da tam bu sorunlardır: Atina, son aylardaki yakınlaşmayı Ege sorunlarının ciddi diyaloglarla çözümüne yöneltmek istiyor mu, istemiyor mu? Simitis, seçimlerden sonra da tekrarladığı gibi, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne dayanıp ‘‘Ege'deki karasularımızı istediğimiz zaman 12 mile çıkarmak hakkımızdır’’ diyerek, Türkiye'nin zayıf bir anını kolladığını ima etmeye hálá devam edecek mi?

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı'nın üçüncü defadır düzenlediği bu son toplantı, Ege sorunlarının yalnız hukuk yönünü değil, çevre kirliliğine, hayvan ve bitki varlığının sürdürülmesine ilişkin yönlerini de ele alıyor. Vakıf, bütün bunları konuşmak üzere Rodos adasındaki benzer bir kuruluşa, hatta Yunanistan'ın ilgili öbür kurumlarına çağrıda bulunduğu halde kimse gelmemiş oralardan.

Niçin?

Çünkü, Yunan hükümetinin talimatı var: ‘‘Türklerle Ege ve Kıbrıs sorunlarını konuşmak için düzenlenen toplantılara katılmayacaksınız.’’ Atina'nın pek açıkça dile getirilmeyen sinsi yaklaşımına göre, Türklerle bu sorunları çözmek Helsinki kararından beri artık Avrupa'nın işidir ve Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'na da sorun olarak götürülecek bir tek konu vardır: Kıta sahanlığı konusu.

Bir de Kardak sorunu.

Oysa, o konunun ‘‘sorun’’ denecek bir yanı yok. Vaktiyle Oniki Ada İtalyan egemenliğindeyken görüşmelerle varılan sonuç, usulüne göre yapılıp onaylanmış bir andlaşmaya dönüşmediği için geçersizdir ve rakamlar ortadadır. Deniz Araştırmaları Vakfı'nın üyesi emekli deniz subayı Ali Kurumahmut'un yeni yapıp yayınladığı hassas ölçümlere göre, Kardak adacıklarının en yakınındaki Yunan adası Kalimnos'tan uzaklığı batıdaki kayalık için 5.4 ve doğudaki için 5.65 deniz miliyken, aynı uzaklıklar Anadolu karasının Dönmez Burnu'na göre sırasıyla 3.9 ve 3.6 milden ibarettir. Yine Türk toprağı olan Çavuş Adası'na göre de sadece 2.4 ve 2.2 deniz mili.

Şimdi, bütün bu ayrıntılardan öteye, asıl sorulacak soru şudur: Türkiye, sırf Yunanistan'la sahte cicim ayları sürsün ve Avrupa Birliği kapısı aralık kalsın diye, Ege'deki en doğal haklarını korumaktan vazgeçip kendini bir kara devleti olarak kalmaya mahkûm mu etmelidir?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI