Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: Çapsızlık korkusu

Mümtaz SOYSAL

Uzun bayram tatili sonrasında Türkiye'yi ilginç ve kritik günler bekliyor. Ülkeyi yöneten siyasal kadrolardan büyük basiret isteyen günler.Devlet olarak geçirilecek en büyük sınav, Kosova'da gitgide kaçınılmazlaşan kara savaşından uzak durabilme sınavıdır. Avrupa'nın bir köşesindeki Müslüman insanlara yapılanlar karşısında halk yığınlarının duyduğu doğal tepki, Rumeli kökenli nüfusun depreşen yaraları ve seçim döneminin bazı bölgeler için akla getirebileceği oy hesapları dolayısıyla, o savaşa Türkiye'nin de bulaştırılması hiç küçümsenecek bir olasılık değildir. Dışta da, vaktiyle ‘‘Müslüman dayanışması olur’’ diye Türkiye'yi Bosna dramının uzağında tutan Batılılar, bu kez, Belgrad'la mücadelede pabucun hayli pahalı olduğunu görünce, kendi evlatları yerine ‘‘Arslan Mehmetçikler’’e davetiye çıkarabilirler.

NATO üyeliği, bu bakımdan kullanabilecekleri elverişli bir bahanedir de.

Ama, kesinlikle bilmek gerekir ki, Somali'de, Bosna-Hersek'in Hırvat kesiminde ve Arnavutluk'ta yerine getirilen barış gücü görevlerinden farklı bir durum söz konusudur şimdi. Kosova savaşına kara gücüyle katılmak demek, 1389'dan beri süregelen bir Sırp kininin azgınlığına kendimizi teslim etmek demektir. Bu azgınlık, Sırplar gibi aslında iyi savaşçı bir halkın tarihsel intikam duygusundan ibaret olsa, yine iyi. Onlarla birlikte, bütün Balkan hıristiyanlığının da galeyana geleceğinden emin olabilirsiniz.

Ne yazık ki, geçen bir-iki hafta içinde yaşanan bir başka sınav, Türkiye'yi yönetmekte olanların yaklaşan bu sınav bakımdan gerekli basireti gösterebilecekleri konusunda tam güven uyandırmıyor insanda.

O sınav, niteliği çarpıtılarak ‘‘Küskünler hareketi’’ denen olay sırasında yaşandı. Önümüzdeki ayların en önemli sorunu olarak Türkiye'nin karşısına çıkacak olan Apo yargılamasını sağlam temellere oturtmak bakımından böyle bir hareketin yarattığı büyük fırsattan yararlanma ve olağanüstü toplantı vesilesiyle gerekli yasal değişiklikleri yapma basiretini gösteremeyen bir hükümetten önümüzdeki günler için ne bekleyebilirsiniz? Apo yargılaması konusunda mahkemeyi daha da bağımsız duruma getirmekten kaçanlar ve ‘‘halk tarafından Avrupa karşısında yumuşama olarak algılanır da oy kaybettirir’’ diyerek bu işi seçim sonrasındaki çıkmaz ayın son çarşambasına bırakanlar, yalnız hükümet ve Başbakan mı oldu? Yılmaz ve Çiller de, küçük hesapların üstüne çıkmak yerine, o hareketi durdurmaya yönelik taktiklerin çapsız mimarları olmak yolunu seçmediler mi?

Üstelik, Fazilet Partisi içindeki hesaplaşmanın aleti durumuna da gelerek.

Gerçekten, geriye doğru baktığınızda, 312 hikáyesinin ön plana çıkarılıp laikçi tepkinin uyandırılışında, yine o parti içindeki bir kanadın Erbakan üzerine husumet çekme ve sonra aradan sıyrılma stratejisini sezmemek mümkün müdür? Ecevit ve ‘‘aklama ortakları’’, bu oyunu ciddiye alıp oyuncularını basına ve etkili çevrelere jurnal etmekle uğraşacaklarına, devlet adamlığı düzeyine yükselip Meclis toplantısını olumlu hedeflere yöneltmek becerisini gösteremezler miydi? Çevresindeki büyük çaplı olayların girdabına sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Türkiye, hiç olmazsa bundan sonra çapsızlıklara kurban edilmemelidir.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI