Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mümtaz Soysal: 2000 yılının insanları

Mümtaz SOYSAL

GEÇEN yüzyılın ilk yarısı henüz bitmemişken, bırakın Avrupa Birliği'ni, Avrupa Konseyi'nin bile kurulmadığı, Birleşmiş Milletler'in ancak emeklediği yıllarda, demek ki Clinton’dan yarım yüzyıl önce, Garry Davis diye bir Amerikalı kendisini ‘‘Bir Numaralı Dünya Vatandaşı’’ ilan etmişti. Ulusal devletler çağını sona erdirme ve çevresine toplanacak gençlerle yeni bir evrensel düzen kurma peşindeydi. Avrupa'dan başlayarak dünyanın çeşitli köşelerinde hayli ilgi uyandırmıştı.

Türkiye'deki lise öğrencilerinden biri de, yaşının idealizmiyle, ömrünün ilk ve son şiirini aynı konuda yazmaya heveslenmişti. Garry Davis'e ithaf edilerek ‘‘2000 Yılının İnsanları’’ başlığıyla ‘‘Edebiyat Dünyası’’ adlı dergide yayınlanan ve ‘‘Davis, gördüklerin/Birleşmiş Dünyamızın kardeş çocukları’’ diye biten bir ‘‘şiir’’di bu.

Sırılsıklam romantizme batık ‘‘sözde mısra’’lar, o günlerin üzerinden yarım yüzyılı aşkın süre geçtikten sonra ‘‘Bir kıyı şehrinin sokaklarında/El ele, kol kola’’ dolaşacak olan insanları şöyle hayal ediyordu:

‘‘Kimi buzlarla kaplı bir limanın çocuğu,

Kiminin gözlerinde Akdeniz sıcaklığı.

Şu sarı saçlı gencin ülkesinde batan güneş

Aynı anda belki de

Şu esmerin ülkesinde doğuyor.

Dillerinde yine o eski Babil havası,

Mırıldandıkları şarkılar birbirine yabancı,

Fakat gemilerinde tek bayrak sallanıyor.

Liman onların,

Ufuklar, bütün dünya onların.

Geçmişi unutmuşlar,

Bilmiyorlar savaşın, açlığın dehşetini;

Uzaklarda kaybolmuş eski kavgalı yıllar.’’

Oysa, bu gece sona eren 2000 yılının insanlarına bakınca ne görüyorsunuz?

Olsa olsa, dillerde artık eski Babil havası kalmamış, herkes İngilizce ya da ona benzer melez diller konuşmaya başlamıştır; mırıldanan şarkılar da az çok birbirinin aynı olmuş, ‘‘aranjman’’lar türemiştir.

Ama, bunların dışında?

Limanlar, ufuklar hepimizin mi, yoksa ekonomik ve teknolojik güçlerini iyi kullanıp yeryüzüne egemen olanların mı? Geçmiş unutuldu mu? Savaşın, açlığın dehşeti bilinmez oldu da eski kavgalı yıllar uzaklarda mı kaldı? Sömürüler ve açlarla tokların çekişmesi hálá sürmüyor mu?

Daha önemlisi: Bayraklar artık yok mu? Aslında, lise öğrencisinin özlediği dünyayı bir ölçüde Avrupa kıtasına kurabilmiş toplumlar, daha önceki ulusal devlet çerçevelerini akıllıca kullanmış olanlar değil mi? Aynı akıllılığı göstermeden, ekonomisine ve yönetimine çekidüzen vermeksizin telaşla Avrupa tutkusuna kurban edilecek bir Türkiye, geçen yüzyıldaki liselinin romantikliği kadar yanıltıcı bir saflığa düşmüş olmaz mı?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI