Gündem Haberleri

    Mumcu'dan Gül'e 7 sayfalık mektup

    A.A
    21.05.2008 - 11:55 | Son Güncelleme:

    Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, “Türkiye'de sistemin kendisini savunmak için neredeyse hiçbir imkan veya araca sahip olmadığını, parti kapatma ya da demokrasi dışı müdahaleleri bir araç veya yöntem olarak kabul etmenin mümkün görülmediğini” belirterek, “güçler ayrılığı ilkesini gerçekten işler kılacak bir sistem revizyonuna ve Türkiye'nin rejim-halk ikiliğinden kurtarılması yönünde bir ideolojik revizyona gidilmesi gerektiğini” savundu.

    Mumcu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e, “Türkiye'nin içinde bulunduğu durumla ilgili çözüm önerilerini içeren” 7 sayfalık bir mektup gönderdi.

    Mumcu, mektupta özetle, Türkiye'nin bir “siyasal sistem krizinin” içinden geçtiğini, bu krizin ideolojik göstergesinin “laiklik” olduğunu öne sürdü.
    İktidar partisi hakkındaki kapatma davasının, bu krizin yeni bir safhası olduğunu belirten Mumcu, “Önümüzde belirsizlik ve kaos vardır ve krizin devlet krizi haline dönüşmesi ciddi bir olasılıktır” dedi.

    Teşhislerin doğru konulması ve yanlış teşhisler üzerinden tartışmaya son verilmesini isteyen Mumcu, sorunun “Anayasa'nın öngördüğü siyasal düzenin kendisinde” olduğunu savundu.

    Mevcut anayasal düzenin, “yasamada üstünlüğü ele geçiren siyasal odağın, icrada olduğu kadar, kademeli olarak yargıda ve tüm devlette hakimiyet tesisine elveren bozuk bir tasarıma dayandığını” ifade eden Mumcu, “Sistemin kendisini savunmak için neredeyse hiçbir imkan veya araca sahip olmadığı açıktır. Parti kapatma ya da demokrasi dışı müdahaleleri bir araç veya yöntem olarak kabul etmek de mümkün görülmemelidir” dedi.

    İktidar partisi hakkındaki kapatma davasının arka planında, laiklikle ilgili sorunlar ve siyasal iradenin bu konudaki üslubundan öte, esasen bu zaafla yüz yüze gelmenin yarattığı tedirginlik ve kaygı olduğunu belirten Mumcu, mektubunda şu görüşlere yer verdi:

    “Gelinen aşamada, Türkiye'nin siyasal sisteminin, bir kadro partisinin çoğunluğu elde etmesi durumunda, 'çoğunlukçu diktatörlük ya da parti devleti rejimine' doğru bir sapmaya müsait olduğu açığa çıkmıştır. Yaşadığımız sistem krizinin dışavurumu ise laiklikle ilgili anlayış farklılıkları üzerinden gerçekleşmektedir. Laiklik, milli egemenlik ilkesinin diğer yüzüdür. Bu anlamda, devlet erklerinin yegane referans kaynağının beşeri irade olması demektir. Bununla birlikte laikliğin, dinin toplumsal hayattan da tasfiyesini isteyen bir ideolojiye dönüştürülmesi kabul edilemez.

    Laikliği ideoloji haline sokan anlayışın, dinin toplumsal hayattan tasfiyesi için devleti işlevlendirmeyi talep ettiği açıktır. Devlet, toplumsal hayatı ladinileştirme misyonu üstlenmeye zorlanmaktadır. Bu yaklaşımın Anayasa yargısıyla benimsenmesinin kaçınılmaz sonucu, devlet-toplum, resmi ideoloji-toplumsal hayat çatışmasıdır ki en uzak durmamız gereken tehlike budur.

    Bekle-gör anlayışına teslim olunmamalıdır. Beklenirse görülecek olan da bellidir. İçerideki iktidar çekişmesinin, devletimiz ve milletimiz için egemenlik zafiyetine dönüşmesi ihtimali yadsınamaz.

    Kürt meselesi etrafında biriken gerilimin din-laiklik veya muhafazakarlık-modernlik bağlamlarında çoğaltılarak ve derinleştirilerek büyümesi, Irak'ın yapılanmasıyla ilgili ortaya çıkması olası gerilimlerle, global ekonomik kriz dalgasıyla beraber düşünüldüğünde; Türkiye'nin bir iktidar boşluğuna, istikrarsızlık dönemine tahammülünün olamayacağı görülmelidir.”

    ÖNERİLER

    Mumcu, mektubunda şu önerilerde bulundu:


    “Öncelikle Türkiye'de güçler ayrılığı ilkesini gerçekten işler kılacak bir sistem revizyonuna gidilmesi şarttır.

    Siyasal kuruluşta güçler ayrılığını kurumsallaştırmak üzere, başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçiş yolu açıktır. Bu adım gerekli unsurlarla desteklenerek insicamlı bir bütünlüğe kavuşturulmalı, devlet başkanını halkın seçmesi sağlanmalıdır.

    Cumhurbaşkanının yargı ve üniversite üzerindeki yetkileri kaldırılmalı, yürütme üzerindeki yetkileri artırılmalıdır.

    Seçim kanunları değiştirilerek yürütmenin istikrarı sağlanıp, yasamanın yürütmeyi denetlemesi kurala bağlanacağına göre, yasamanın oluşumunda temsilde 'adalet ilkesi' mutlaka esas alınmalıdır.

    Yargının özerkliği ve tam bağımsızlığı tesis edilmelidir.

    Dokunulmazlık, yasama ve yargıda görev gerekleri ve doğasıyla sınırlandırılmalıdır.

    Üniversite ve YÖK, devlet tekeli kaldırılarak özerkleştirilmelidir.

    Özerk kurul ve kurumların devletten hatta ülkeden bağımsız yapı ve işleyişleri, anayasal düzen içinde sorumlu bir hale kavuşturulmalıdır.

    Yerel yönetimlerin etkin denetime tabi olmaları mutlaka sağlanmalıdır.

    AB normlarına uygun bir Siyasi Partiler Kanunu derhal hayata geçirilmelidir.

    Türkiye'nin rejim-halk ikiliğinden kurtarılması yönünde bir ideolojik revizyona gidilmelidir. Bu kapsamda, -siyasal yöneliş içermemek koşuluyla- inanç temelli bireysel taleplerin laikliğe karşıt olarak yorumlanmasına son verecek bir anlayış birliğine varılmalıdır.

    Laiklikle ilgili bir berraklık ve kesinlik oluşturulmalıdır. Türkiye, devlete kültür ve yaşam tarzı empoze edici katı bir ideolojik rol yükleyen sağlıksız bir içtihadın insafına bırakılamaz.

    İbadet ve anadil öğrenme gibi sınırlı inanç ve kültürel temelli taleplerin özgürlükçü bir anlayış çerçevesinde karşılanmasına imkan verecek ideolojik bir revizyon yapılmalıdır.

    Tüm temel hak ve özgürlükler, Anayasa'da 'fakatsız-amasız' bir güvence sistemine alınmalıdır

    Anayasa üstü bağlayıcılığı olan, devletimizin kurucu belgesi Lozan Anlaşması'nda yer alan millet tarifi, mutlaka anlaşılmalı göz önünde bulundurulmalı ve korunmalıdır.

    Gücün mutlaklaşmasını önleyecek sivil ve demokratik bir anayasa hedeflenerek hayata geçirilmelidir.

    Siyasi partiler ve sivil toplumun yanı sıra, devletin omurgasını oluşturan yargı-ordu-üniversite gibi unsurların da mutabakatın merkezinde yer almaları amaçlanmalı ve sağlanmalıdır.”

    FIRSAT VARDIR

    Önerilerinin “kimsenin geri adım atmasını gerektirmeyen, tam tersine herkesin bir adım ileri yürüyerek, çatışma ve kriz durumunu ortadan kaldıracak bir amaç ve yöntem benimsenmesi” olduğunu ifade eden Mumcu, “Yaşanan kriz ve belirsizlikten, devletin kudretini, milletin birliğini, yönetebilen çağdaş ve çoğulcu demokrasiyi mümkün kılacak bir çözüm çıkarmak zarureti vardır. Fırsatı da vardır. Devletin bekası, milletin birlik ve selameti için sorumluluklarınıza sahip çıkmanız gerekmektedir. Siyasi geçmiş ve kimliğinizden yalıtılmanızı sizden kimse istememelidir. Fakat siz de bulunduğunuz makamın gereklerine tam riayet eden bir duruşu lütfen gösteriniz. Anayasal düzeni yeniden ve güçlü biçimde kuracak değişim için inisiyatif başlatınız” dedi.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı