"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Mükremin abi Mahir Çayan olabilir mi

Ertuğrul ÖZKÖK

Mülkiye kantininde sık sık rastladığım o sarışın mavi gözlü genç adamın silueti hâlâ gözümün önünde.

Nedense o siluete hiçbir zaman ısınamamıştım.

Mahir Çayan, bana hep çok uzak bir insan tipini temsil etmişti.

Oysa aynı koridorlarda rastladığım Deniz Gezmiş'i daha sempatik bulurdum.

* * *

İki ayrı genç tipi, iki ayrı kimlik ve iki ayrı izlenim.

Oysa Mahir Çayan daha Batılı, Deniz Gezmiş ise daha Doğulu bir tipe sahipti.

Nedenini bilemediğim, tamamen hisler dünyamdan gelen bir dürtü, beni hep Deniz Gezmiş'in tarafına itmişti.

Neden öyle oldu, bunu yıllar sonra anlayacaktım.

Deniz Gezmiş saf bir romantikti. Mahir Çayan ise acımasız bir rasyonalist.

Birinin devrimciliği insan hayatının başladığı yerde bitiyor, ötekinin ise insan canının alındığı noktada başlıyordu.

Biri 1968'in romantik yanını, öteki ise gaddar tarafını temsil ediyordu.

* * *

Dün bir gazetede okudum.

Yılmaz Erdoğan, bir filmde Mahir Çayan rolünü oynayacakmış.

Nedense bu iki ismi hiç yan yana getiremedim.

Mükremin Abi'nin delikanlılığını, Mahir Çayan'ın soğuk kılıfı içine sokamadım.

Onu, Deniz Gezmiş rolünde tahayyül edebildim de, nedense Mahir Çayan kimliği içinde tebdili kıyafet gezerken hiç düşünemedim.

İkisi arasında doku uyuşmazlığı var diye düşündüm.

Bunu Mükremin Abi'nin kenar mahalle raconuna sığdıramadım.

Kimbilir, belki bu tamamen bana ait bir his.

Mahir Çayan'a hiçbir zaman ısınamamamın verdiği tamamen şahsi bir duygu...

Ama itiraf edeyim ki, aradan geçen yıllar, beni Deniz Gezmiş'e daha da yaklaştırırken, Mahir Çayan'dan daha da uzaklaştırdı.

Rehin alınan küçük bir kız çocuğunun yüzündeki dehşeti gazetelerde gördüğüm an, Mahir Çayan efsanesi benim gözümde, bir daha asla değişmeyecek bir cüceliğe dönüştü.

Hislerimin beni yanıltmadığını o an kendi kendime ispat ettim. Kızıldere'de parçalanan o bedeni bir daha hiç canlandıramadım.

Hep öyle cansız bir şekilde yattı.

* * *

Dün gökyüzü kapkaranlıktı. Çirkin bir yağmur yağıyordu.

Odamda uzun uzun düşündüm.

Acaba Mükremin Abi, o cansız bedeni canlandırabilir miydi? Tirbüşon, bu kötü yıllanmış şarabın mantarını söküp çıkarabilir miydi?

Çok uğraştım. Parçaları birbirine eklemeye çalıştım.

Yok olmuyor. Mükremin Abi'nin delikanlı kimliği ile o soğuk rasyonalizmi bir türlü yan yana getiremiyorum.

Uçları bir türlü birleşmiyor.

* * *

Gelecek yıl, 1968 Mayıs'ının 30'uncu yılı dolacak.

Büyük bir ihtimalle dünyanın her tarafında olduğu gibi, Türkiye'de de kitaplar çıkacak, hatıralar anlatılacak.

Merak ediyorum, acaba 1968'in Türk versiyonunun gerçek ve samimi tahlilleri yapılabilecek mi?

Yoksa toz pembe bir 68 nostaljisi, geçmişin bütün yamukluklarının üzerine daha da kalın bir astar mı çekecek?

Galiba böyle olacak.

Çünkü, bu yüzyılın kırılması en güç tabularından birisi 68 Mayıs'ı oldu.

Kalın bir tabular perdesi, bu muazzam olayın üzerine örtüldü ve tarihin bu bölümünü sahne önüne hep rötuşlu bir fotoğraf gibi getirdi.

* * *

Türk gençliği 1968 Mayıs'ında bir düşünce travması yaşadı.

Gelecek yirmi yılın kaderi, orada Mülkiye kantininde, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kampusu'nda oylandı.

Geleceği belirleyecek olan iki zihniyet, fakülte forumlarında karşı karşıya geldi.

Bir tarafta saflığın sıcak romantizmi. Kaçırdığı bir subayın eşinden özür dileyecek kadar zarif bir romantizm.

Deniz Gezmiş delikanlılığı...

Öteki tarafta, küçük bir kızı rehin almayı devrim simyasına dönüştürecek kadar acımasız ve kesin bir inanç.

Türk gençliği bu iki tavrı oyladı. Birini tercih etti.

Ne yazık ki, kaybeden romantizm oldu.

Koskoca bir 70 kuşağı bu meşum oylamanın açtığı karadelikte kaybolup gitti.

Ve bu meşum oylama, 68 Mayıs'ını, kötülüklerin miladı haline çevirdi.

Otuz yıllık bu ağır tabular lahtinin kapağını kaldırdığınız zaman, işte bu gerçekle karşı karşıya geliyorsunuz.

X