Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mükemmel fırtına teorisi

En kozmik karargaha yapılan baskınları bir de Metehan Demir'in kaleminden okuyun

Ankara toz duman demek herhalde çok klasik bir medya söylemi. Zaten çok uzun zamandan beri Ankara’da görüş düşük.

Bu işleri çok bilen biri son olarak aradı ve bana ‘Metehan, nasıl ama gelişmeler..Tam bir mükemmel fırtına senaryosu…Tam başarı ile uygulandı ve fırtına koptu.’’ Nasıl yani diye sordum..

TÜRKİYE’DEKİ MÜKEMMEL FIRTINA TEORİSİ

Anlattı: ‘Taa eski çağlardan gelen bir taktiktir. Ülkede şartlar uygun olduğunda ana yapılarla oynarsın. Taraflar arası mekik diplomasisi misali görünmeden bir nefret ve şüphe ağı kurarsın. Çatırdama başlar. Sabretmek önemlidir. Kurumlar arası gerginlik bir süre sonra iç savaşa döner. Zamanla, bir kurumu diğerleri ile, ya da birden fazla yapıyla ülkenin yönetimini karşı karşıya bırakırsın. İçerideki işbirliği yapacak ya da benzer hırslı küskün yapılarla oynar, yanına çekebilirsin. Bunun için tarihi iyi analiz etmek, ülkenin tartışma noktalarına ve nerelerin zayıf husumet dolu olduğuna iyi bakmak gerekir. Kurumlara güvenen halk da bu kavgaya baktığında ülkesinde kendini sahipsiz hisseder. Kurumlarına karşı şüphe ve kızgınlık duyar. Kafası karışır. Mükemmel fırtınada en sakin ve en keyifli yer ise kontrol odasıdır. Hele ülkenin başka diğer sorunları da varsa bu fırtınanın keyfine doyum olmaz. Bunu yapanları zaten o ülkedekiler çok meşgul olduğundan göremezler. Hatta sana ne dersen inanır hale gelirler. Türkiye sakın bu fırtınaya tutulmuş olmasın…’’

İnanılmaz…

Türkiye’de son gelişmelere bakınca, tansiyon 20, şeker  400 ve nabız da 200’ün üzerinde. Yani, zaten ülke hayatını mucizelerle ve yüzyıllardır gelen bağışıklık sistemi ile sürdürüyor. Yoksa durum gerçekten daha vahim olurdu.

Bu arada macera filmi tadındaki başkentte heyecan bitmedi. 19 Aralık’ta başlayan macera Özel Kuvvetler’de 3. arama öğlen saatlerinde başlaması ile devam ediyor. Dünkü 2. arama 28 saat sürmüştü.

İddialara göre, içeride kozmik odadaki özel bilgilerin kopyalanması uzun zaman aldığı için bu kadar sarkma olmuş. Bugün de o yüzden devam edilecekmiş. Seferberlik Tetkik Dairesi’nde subaylar arama yapanlara zorluk çıkardığı için de uzamalar oluyormuş. Bir sürü iddia var. Aradıkları evrak var, suikastçı ekipleri arıyorlar. Gizli fişlemeler varmış onları arıyorlar. Lar, lar lar...Spekülasyonun sonu yok. Resmi bilgilendirme olmadıkça da ilgili tarafların bunlara bozulma hakkı yok. Bilgi vermezseniz millet de bildiğini yazar.

KENDİ İLE SAVAŞAN ÜLKE

Ama ortada bir şey var ki o da Fatih Çekirge’nin bugün Hürriyet’te yazdığı gibi kendi ile savaşan bir ülke gerçeği.

TSK’da hastalıklı damarların temizlenmesi ve bu kurumun eleştirilmesi ile ilgili gayretler ile TSK düşmanlığının birbirinden ayrılması burada hayati önem taşıyor. Yargı ve polisin de bu düşmanların arasına sızmasına müsaade etmemesi, TSK’nın içindeki eğer varsa bu damarların temizlenmesinde işbirliği göstermesi gerekiyor. 

8 subay niye hala gözaltında? Aynı mantıkla, bir bilinen mi var onlarla ilgili. Eğer böyle değilse, bu yakalamaları yapanlar ileride bunun hukuki sonuçlarından çekinmez mi? Demek ki yere sağlam basıyorlar. Ama insan bunları görmek istiyor.

Bugüne dek neredeyse 100’dan fazla askeri personel darbeden suikastlara dek çeşitli suçlamalarla ya tutuklandı, ya gözaltına alındı ya da ifade verdi. Az bir rakam değil.

Normalde, ciddi anlamda bir suç örgütü çökertildiğinde bu kadar kişi yakalanır. TSK öyle bir zan altındaki, ülkenin sanki bir suç örgütü gibi.  Böyle algılandığından da bunalmış durumda.

Öte yandan, TSK komuta kademesinde de, siyasilere izleme takip hatta suikast gibi tüyler ürpertici bir girişim içinde olunacağına inanmak çok zor.

O zaman tam bir yol ayrımındayız.

Yani, bu kadar oluşacak tepki göz önüne alınarak, Özel Kuvvetler gibi TSK’nın kalbi olan bir yere girildiğine göre ortada çok ama çok ciddi bir deliller zinciri olması lazım. Yoksa, bir savcının bu adımı durduk yere atması mümkün değil gibi. Ya da Başbakan Erdoğan’ın kurumların içindeki hatalı isimlerin olabileceğine işaret etmesi de boşuna değil. Orgeneral Başbuğ-Başbakan Erdoğan toplantılarında belki de sonuna kadar gidilmesi kararı alındı.

İnsanın aklına şu geliyor:

“TSK içinde bilgisi ve haberi dışında emir komuta zinciri dışına taşanların (durumdan vazife çıkarancıların) elbirliği ile ortaya çıkarılması amacı…ya da daha önce bazı emekli komutanların TSK’yı zor duruma düşürmesine olan tepkisi… nedeni ile Orgeneral Başbuğ’un bu gelişmelerin tamamından rahatsız olmaması mümkün olabilir mi?’’

İddia edenler var ama bilinmez…

Artık öyle bir noktadayız ki, bu saatten sonra bu kadar aramadan sonda kimsenin çıkıp, ‘Öylesine hafta sonu heyecan olsun diye 3 gün arandı. Bir şey yokmuş canım, abartmayın’ deme lüksü kalmadı. Neyse ve kimse çıkması lazım. Zaten bu aramalarda çıkacak bir şeylerin ülkenin akışında bundan sonra rol oynayacaktır.

İnşallah bu ülkenin bekası ile ilgili gizlilik dereceli daha önce olduğu gibi belgeler yarın öbür gün medyaya sızmaz. Ama yapılan karanlık işler varsa bunlar da bir an önce yazılmalı.

Açıklamalara bakarsanız, siyasiler sanki bir şeyler biliyor gibi.

Millet artık yolda bize, ‘Ne oluyor Metehan Bey. Ne yapıyor bu TSK, gerçekten siyasileri mi öldüreceklermiş ya da TSK’ya oyun mu oynanıyor. TSK böyle şey yapar mı, polis ile asker savaşıyor mu?’ diye sorular soruyor.

Kafalar iyice karıştı.

Ankara’da inanılmayacak senaryolar anlatılıyor.

Bunlardan hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu şu an kimse bilmiyor.

Deniz Baykal ortaya bir iddia attı. Gerçi bu iddia günlerdir var. Ama bunun çok ileri versiyonu bugün başkentte tedavülde.

Gelin bu yüzden şimdi başkentte en çok konuşulan, hem de sözüne itibar edilen isimlerin anlattıklarından nefes kesen bazı iddiaları aktaralım.

MÜKEMMEL FIRTINA: İHBAR TELEFONU DEĞİL OYUN İÇİNDE OYUN

-İddiaya göre, Genelkurmay’a bundan bir süre önce zaten şüphelendiği bir personeli ile ilgili bir ihbar telefon geldi. Aslında bu personel de kendisi ile ilgili bu telefonun geldiğini biliyordu. Yani, bir nevi bilinçli yemleme yapıldı. Personel hakkında telefonda, ‘Bu şahıs siyasilere ve bazı gruplara çeşitli zamanlarda bilgi sızdırdı. Bunun maddi ve manevi faydalarını da gördü. Ben TSK’yı seven ve bunlara tanık olan bir şahıs olarak bunu size bildirmeyi borç biliyorum’ denildi. Bunun üzerine takip başladı. Personelin gittiği ve genelde geçici ikamet ettiği adres olarak da, Ankara’nın en çok AK Partililerinin oturduğu o meşhur cadde verildi. 20 gün boyunca yakın izleme devam etti. ‘Yem’ bilerek sürekli olarak oralarda görüntü verdi. Arınç’ın evinin civarında dolaşması tespit edildi. Bu arada, bu yemin diğer siyasilere gittiği bilgisi de verilerek, oralarda da takip edilmesi sağlandı. Ama bu arada yem, Arınç’ın evinin bir iki blok ilerisinde de bir eve girip çıkıyordu. Tam o gün bir Albay ve Binbaşı’nın gelmesi de aslında bir süreden beri devam eden takip operasyonunda final gecesi olmasıydı. Gelen son ihbar telefonuna göre, o gece suçüstü yapılabilirdi. Hatta heyecan o kadar yürümüştü ki, Bülent Arınç’ın o gün Manisa’da olduğu detayı bile atlanmıştı. Ama tam o gece bir ihbar telefonu emniyete de geldi. Emniyet’e şüpheli şahısların Arınç’ın evinin çevresindeki durumları ihbar edildi. O saatten sonra ülkede istenen ortamı oluşturacak ‘mükemmel fırtınanın’ kopması beklendi. Ve koptu. Halkın kafası karıştı. Asker polis yargı karşıya kaldı. TSK’nın imajı ciddi anlamda zedelendi. Bu mantıkla, aynı zamanda zaten bir süreden beri hakkında iddialarla ciddi bir şüphe oluşan TSK’nın siyasiler konusundaki yasadışı tutumu ortaya çıkarılmış olacak, hem de polisin de bu suikast ve gözetleme konusuna müdahalesi kaçınılmaz kılınacaktı. Bir iddiaya göre, takipte bulunan Seferberlik Tetkik Dairesi’nde bazı hukuka uygun olmayan işler de içerideki köstebekler nedeni ile bilindiğinden hedefe doğal yönlendirilen ekiplerle bir taşla iki kuş vurulmuş olacaktı.

Doğru mu bilinmez.

Ama ortada bizim göremediğimiz belki de Cumhuriyet döneminin en akıl almaz oyunları sürdürülüyor.

MGK’DAN KLASİK SONUÇ ÇIKMASIN

Bugün MGK toplantısından ‘Kurulda iç ve dış gelişmeler görüşüldü’den öte bir şeyler çıkması lazım.

Geçenlerde Twitter’da (twitter.com/metehandemirck) beni takip eden bir izleyicim, ‘Tüm bu yaşananlara bakınca kendimizi bu ülkede düşen bir uçaktaki yolcunun çaresizliği ve umutsuzluğunu yaşayan vatandaşlar gibi hissediyoruz’ diye yazmış.

Çok üzüldüm ama hangimiz ülkede oluşturulan bu ‘mükemmel fırtınalarda’ bunu zaman zaman hissetmiyoruz ki?
 
Görüşmek üzere…

e-posta: mdemir@hurriyet.com.tr


X