Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mukadder İran

ARTIK çok, çok ciddileşen "İran sorunu"na ilişkin olarak en önce şunu saptayalım:

Kısa; háttá orta vadede bu devlete yönelik fiili bir harekát söz konusu değildir!

Yani, konunun tüm vahámetine rağmen, Tahran’ın şimdiden topun ağzında olduğu ve bugün - yarın operasyonel bir saldırıya uğrayacağı varsayımları gerçekle bağdaşmıyor.

Dolayısıyla, mutlaka ve mutlaka "şim-di-lik" şartını saklı tutmak kaydıyla, böylesine "acul senaryolar"ı şu an için bir kenara bırakalım.

* * *

NİTEKİM, ne Bush’un Acem diyarını "şer üçgeni"ne dahil etmesi; ne de "atom ihlalleri"nin BM Güvenlik Konseyi’ne gelmesi ihtimali yukarıdaki olguyu değiştirmez.

Zaten, bizátihi BM alternatifi, yine "şimdilik" kaydıyla, askeri seçeneği sıfırlıyor.

Üstelik, adeti hiláfına, o "W" rumuzlu Bush dahi geçen hafta nispeten "alttan aldı".

Mevcut konjonktürde diplomasinin "yegáne tercih" olduğunu resmen duyurdu.

Ve aslına bakarsanız da, Beyaz Saray lideri işte bu defa "akılcı" rota tutturdu.

Kabul, köklü bir imparatorluk geleneğinden süzülen İran’ın Saddam Irak’ı gibi "kolay lokma" olmadığı ve ne denli tek süper güç kimliği taşırsa taşısın, aynı Irak’ta batağa batmış bir Washington’un ilánihaye "uzayamayacağı" gerçeklerini şimdilik bir kenara bırakalım.

Fakat tüm bunlardan bağımsız olarak, şimdiki durumda zaman ABD’nin lehine işliyor.

* * *

EVET onun lehine işliyor, zira inkárı yok, ilk mırın kırına rağmen o ABD üç yıl önce, "Tahran vukuatı"nı Avrupa’ya havale etmeyi kabullenmişti. Oyunun kuralına da uydu.

Eh, uzun müzakereler ertesi artık söz konusu Avrupa da İran’ı "kötü niyet"le suçlayıp topu BM’ye attığına göre, hiç kuşkusuz, Bush yönetimi bir taşla üç kuş vurmuş oluyor.

Çünkü bir; Beyaz Saray şimdi "ben dememiş miydim" demek meşruiyetini kazandı.

Çünkü iki; Irak krizi sırasında Yaşlı Kıta’yla Yeni Dünya arasında cerahat toplayan "yara" tedricen iyileşmeye başladı. Tahran dolaylı yönden ve istemeyerek, merhem sürdü.

Ve zaten çünkü üç; Rusya ve Çin engelleri aşılıp sorun Güvenlik Konseyi’ne gelebilsin diye, o Irak krizinde en "anti" tavrı almış olan Almanya ve Fransa bile bugün Moskova ve Pekin nezdinde kulis yapmaya koyuldular. Bir anlamda ABD "avukatlığını" üstlendiler.

İtiraf edelim ki, "W" rumuzlu George Bush açısından bundan iyisi can sağlığı olurdu.

Tamam kovboy movboy ama, işte armut pişiyor. O halde, kendisinin de İran’a karşı derhal piştov çekip, her şeyi bir çırpıda berhava edecek kadar "ebleh" olduğunu sanmayalım.

Ancaak!

* * *

ANCAĞI şu ki, yazının girişinden itibaren İran’a yönelik "askeri harekát" olasılığını ekarte ederken hep "kısa - orta vade" ve "şimdilik" ifadelerini kullandım. Kasten çizdim.

Zira, Tahran atom bombası hedefleyen "nükleer projesi"ndencaymaz ve denetimi şeffaflaştırmazsa, "uzun vadede", yukarıdaki olasılık "ka-çı-nıl-maz"dır! Mukadderdir!

Rejim açılmadığı müddetçe İran’ı temel potansiyel tehlike addedecek olan ABD, BM’li veya BM’siz; ittifaklı yahut ittifaksız; háttá Bush’lu ya da Bush’suz, yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuz ihtimalle, Acem devletinin çekirdek silah edinmesine izin vermeyecektir.

Artı, zımnen onaylı veya değil, söz konusu "tehlike"yi o ABD’nin bile çok daha ötesinde ve kendisi için tam bir hayat memat meselesi olarak gören İsrail de vermeyecektir.

Savaşı göze almak pahasına, Tahran’ın "nükleer güç"e dönüşmesi fiilen önlenecektir.

Konuyu cumartesi günü Türkiye açısından da irdeleyeceğim ama, yukarıdaki tespiti yaparken "onların var, İran’ın niçin olmasın" türü bir ahlaki ve etik hüküm getirmiyorum.

Sadece, jeostratejik ve reelpolitik bir olgunun soğuk gerçeğini saptamakla yetiniyorum

Ve ümit edelim ki, iş bu "mukadder" raddeye varmadan "mutlu son"la noktalansın.
X