Müjde! Coca-Cola'nın suyu da çıktı!

Ali Atıf BiR
15.07.2001 - 02:03 | Son Güncelleme:

Belki bazılarınız bakkalda, markette görmüştür. Coca-Cola'nın suyu çıktı. Adı Turkuaz. Öğrendiğime göre yeni suyu için Coca-Cola büyük bir reklam kampanyasına hazırlanıyor.


Tabii ki, eğer Enis Öksüz'ün daha doğrusu MHP'nin aklına, ‘‘Türklerin onurunu koruyup, Türk parasının onurunu iki paralık edecek’’ yeni bir cin fikir gelmezse..

Bayram değil seyran değil Coca-Cola niye su pazarına giriyor derseniz, aslında dünyanın birçok pazarında olduğu gibi Türkiye'de de giderek büyüyen alkolsüz içecekler pazarının 2003-2005 yıllarında gazlı içecekler pazarından daha büyük bir satış hacmine ulaşması bekleniyor. Alkolsüz içecekler pazarında ise paketlenmiş su yıllık ortalama yüzde 8 büyüme oranıyla en hızlı büyüyen kategori...

Turkuaz, Bursa'da yeraltı havzasından (600 metreden) çıkarılıyor, filtre ediliyor, mineral ilave edilerek, piyasaya sunuluyor. Bu nedenle Tarım Bakanlığı, ilgili tebliğ gereği, onu bildiğimiz sulardan saymıyor. Sofra içeceği kategorisinde tescil ediyor. Tescil edene kadar da Coca-Cola'nın anasını ağlatıyor! Bu nedenle de şişelerin üzerinde ‘‘Yaşamın değişmez lezzeti Turkuaz-Sofra içeceği’’ yazıyor. (Aman Turkuaz'ı sofra dışında bir yerlerde içmeyin, Tarım Bakanlığı'na ayıp olur).

Tarım Bakanlığı'nı ‘‘Niye bu suyu yeni bir kateoride değerlendiriyor’’ diye eleştirdiğimi sanmayın. Bana, bu ‘‘sofra suyu’’ tanımlaması, her neyse biraz garip geldi de.. Dünyada bu tarz ürünler ‘‘Processed water’’ (işlenmiş su), ‘‘Purified water’’ (saflaştırılmış su), ‘‘table drink’’ (sofra içeceği), ‘‘minearally enriched water’’ (mineralle zenginleştirilmiş su) ismiyle tanımlanıyor. Bence bunlardan en uygun olmayanı sofra içeceği. Hiç olmazsa ‘‘mineral katkılı su’’ falan denseydi..

Türkiye su pazarının liderleri Hayat, Pınar gibi ulusal markalar, Niksar, Erikli gibi bölgesel pazarlarda etkili olan markalar Coca-Cola'nın yeni kategoriyle su pazarına girmesinden oldukça rahatsızlar. Hatta bazı rakiplerin yeni suyun pazara girişini yavaşlatmak için (Gerçi Enis Öksüz varken düşmana ne gerek var ama!) ‘‘Alt tarafı artezyen suyu’’ diyerek karalama kampanyasına başladıkları, Turkuaz'ın tescil işlemlerini zorlaştırdıkları kulislerde konuşuluyor...

Rakipler eğer korkuyorlarsa çok haklılar aslında. ‘‘Sofra içeceği’’ bugün dünyada tüm paketlenmiş su pazarının yüzde 37'sini oluşturuyor. Ve bu kategori kaynak suyu kategorisinden daha hızlı büyüyor. Coca-Cola'nın bu kategoride Dasani, Bonaqua, Ciel, Vital, Kin, Perfect Water, Nordic Mist gibi uluslararası pazarda çok güçlü markaları var. Örneğin Dasani ABD'de üçüncü sırada, Bonaqua ise Almanya'da 550 marka arasında 6'ıncı sırada..

Geçen ay ABD'de Coca-Cola ile Pepsi arasında su pazarında müthiş bir reklam savaşı başladı. Cola-Cola, Dasani'yi öne çıkarmak için 20 milyon dolar harcarken, Pepsi de pazarını korumak için Aquafina'sına 20 milyon dolar yatırdı.

Turkuaz'ı denedim. Su işte. Damağımda tanımlayamadığım bir tad algıladım. Kendine bir şekilde pazarda yer bulacaktır. Kaynak suyu kategorisindeki büyüklere önerim, şimdiden rekabetçi stratejilerini hazırlamaları. Eğer Turkuaz Türkiye'de başarılı olursa, Pepsi'nin de ezeli rakibini yalnız bırakmayacağı kesin. Şimdiden yerleri sağlamlaştırmak lazım.

İletişim Platformu göreve.. Acilen!

IMF Başkanı Köhler'in Enis Öksüz'ü hizaya getiren mektubunda da belirttiği gibi Türk halkı, belirsizlikten kaynaklanan dedikodu ve söylenti çokluğu nedeniyle yeni ekonomik programa güvenmiyor. Türk halkı artık iyice korkuyor.

Nasıl korkmasın? Her kafadan bir ses çıkıyor. Halk yalnız. Kimse onu adam yerine koyup sistemli, planlı bir şekilde ekonomik programın ne olduğunu ona anlatmıyor ki.

Halktaki belirsizliği ortadan kaldırmanın tek yolu onunla planlı, sistemli iletişime geçmek, onunla sosyal reklam kampanyası mantığı altında sürekli iletişim halinde bulunmaktır.

Madem bunu hükümet düşünmüyor, madem bunu Kemal Derviş düşünmüyor, ya da sadece ‘‘ekonomik program uyguluyoruz’’' deyince ya da iki işçi sendikası başkanı ile biraraya gelince halkla iletiştiklerini sanıyorlar, o halde bunu Türkiye için ‘‘Her şeyin nedeni iletişim eksikliği’’ diyen ‘‘İletişim Platformu’’ yapmalıdır.

İletişim Platformu'nun, kendinden çok amacını öne çıkaran Tarkan'lı, Türkan Şoray'lı, Fatih Terim'li, Sakıp Sabancı'lı reklam kampanyasından belki ne olduğunu tam olarak anlayamadınız, ama İletişim Platformu çok güçlü bir yapı. Araştırmacılar Derneği, Grafikerler Meslek Kuruluşu, Halkla İlişkiler Danışmanları Derneği, Halkla İlişkiler Derneği, Reklamcılar Derneği, Reklamcılık Vakfı, Reklamverenler Derneği, Reklam Yazarları Derneği, Tanıtım Sektörü Eşgüdüm ve Araştırma Deneği ve Uluslararası Reklamcılar Derneği'nden oluşan bir çeşit iletişim federasyonu.

Bu yeni oluşuma, bu iletişim gücüne şu an şiddetle Türkiye'nin gereksinimi var. Eğer bu oluşum isterse, bu işe kendini adarsa Türkiye'ye yeni ekonomik programı en iyi şekilde anlatacak programı kısa süreder hazırlar ve uygular. Medyadan da istediği desteği bulur.

Hatta kafaya koyarlarsa hükümeti, hatta Kemal Derviş'i de programı konusunda sistemli iletişim kampanyası konusunda ikna edebilirler. Yeter ki istesinler..

Eğer ekonomik programa tam bir halk desteği sağlanırsa, bu kez korkma sırası gözü oy avcılığından dönmüş politikacılara gelir. Kolay kolay kimse bir kaç bin oy uğruna çocuklarımızın kaderiyle oynamaya cesaret edemez.

Ben Himinileri çok seviyorum onlar için, onların geleceği için ve hepimizin Himinileri için hepimiz adına İletişim Platformu'ndan rica ediyorum. Yapın şunu. Eğer destek istiyorsanız sonuna kadar sizinleyiz.

İŞTE SİZE HEDEF: PİAR TN-Sofres'in her ay yapmış olduğu Trendpoll araştırmasında Ocak 2001'den, Haziran 2001'e gelecek bir yıl içinde ekonomik durumunun kötüye gideceğine inananların oranı yüzde 54.1'den yüzde 73.6'ya geldi.

Üç ay sonraki ölçümlerde bu oranı yine yüzde 50'lere çekemezsek sonumuz kötü... Haydi!

Yemekten bir saat sonra çay için!

DR. Özlem Alpin'den şu mesajı aldım: ‘‘Çayın vücuttaki demiri aktif olarak azaltmadığı doğrudur. Çay yediğimiz yemekteki demirin sindirim sistemi tarafından emilimine engel olur, bu da belli bir zaman dilimi içinde kaybedilen demirin yerine yenisinin konamaması anlamına gelir. Yemeğin çayla birlikte yenmesi, ya da hemen sonrasında çay içilmesi durumunda kimyasal olarak demire ‘bağlanma' kapasitesi daha yüksek olan çay ortalıkta demir namına ne bulursa yapışacak sindirim hücrelerine metabolize edecek bir demir içeriği bırakmayacaktır. Bu durumda yemek ile ilk çay arasına bir saatlik süre konması tavsiye edilir.’’

Gördüğünüz gibi çay tek başına demiri azaltmıyor, ama diğer besinlerle etkileşimi vücuttaki demir emilimini engelliyor. Başka bildiği olan var mı?

Çekirgelik

Yarışı her zaman hızlı, savaşı her zaman güçlü kazanmayabilir. Ama onlar üstüne bahse girmekte yarar var. (Damon Runyon)

Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı