Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Muhteşem dönüşlerin kadını bir nevi ölümsüz mevlevi...

İnsan, ilişkilerini eskite eskite, ilişkileriyle birlikte kendisi de eskiye eskiye büyüdükçe, eskide kalmış şeyler niyeyse gözüne, olduğundan bile kıymetli görünüyor.

‘‘Bu buram buram klişe kokan ahkámı niye kestin’’ diye soracaksınız. Ben de diyeceğim ki: Neredeyse çocuk yaşta, uzun kirpikli, elá-nehir gözlü bir çocuğa aşık olmuştum. (Vardır ya hani, her zaman ıslak bakan gözler; insana güldüğü zamanlarda bile hüzünlü bir ifade katan...) Orta ikiye geçtiğim senenin yazıydı... Geceleri el ayak çekildikten sonra Çeşme'deki evin balkonunda; damardan Sezen Aksu şarkılarını teybe koyar, boyumu aşan bir kahrın koynuna bırakırdım kendimi: ‘‘Sen de benim kadar gerçekleri görüyorsun / Beraber olamayız benim gibi biliyorsun / Bir başka dünyanın insanısın yavrucağım / Sen kendi dünyanın toprağında büyüyorsun...’’ Ve daha niceleri...

Annem, bir sonraki yaza kalmadan onu unutacağımı garanti etmişti. Sonra üniversitenin ikinci senesinde, obsesif olduğumu hesaba katmadığı için özür dilemek zorunda kaldı!

Şimdi diyeceksiniz ki; ‘‘Bize ne senin süfli ve küflü aşk acılarından?’’ Demeyin ablaya öyle, yazıktır... Bizim de var herhálde bir yerlerde akıtılması gereken birkaç dirhem zehrimiz... Sezen Aksu, 20'lerini geride bırakmış her kadını yüreğinden, ciğerinden vurması garantili bir şarkı yapmış, hafif tertip hezeyan geçirmeyelim mi yani?

Kraliçe döndü málûm. Üstelik eski şarkılarını hatırlatan bir albümle, yine bir döndü, pir döndü... (Yapıyor kendileri böyle şeyler. Sezen Aksu: Muhteşem dönüşlerin kadını; bir nevi ölümsüz mevlevi...)

Günlerdir burnumun direğinde bir sızı, kursağımda bir düğüm, Farkındayım'ın klibine rastlama umuduyla, şuursuz bir çekirge misali zaplayıp duruyorum. Olsun o kadar...

Van'ın Gevaş'ında çekilmiş, rengáhenk bir klip. Ve kaç yaşına gelirse gelsin, yüzündeki o kız çocuğu ifadesini muhafaza eden Sezen... Ve başlar başlamaz insanın gözünü dolduran, damardan -artık serum mu desek, zehir mi- bir şarkı...

‘‘Ne yapsan olmuyor gözüm / Terk etmiyor bizi hüzün / Bir macera yaşamak dediğin / Küçük zamanlar harmanı / Sevildiğin, üzüldüğün / Hatırlamaktan ibaret / Hatıralar nihayet / Tesellisi çok zor sözün...’’

Sonracığıma, ne diyordum? Unutmaya çalıştım o çocuğu uzuuun seneler. Bazı bazı unuttum, sonra yine hatırladım. Sonra başkalarına aşık oldum. Ne zaman ilişkiler bitti, onu yine hatırladım. Sonra yine unuttum; yine hatırladım...

‘‘Ne gemiler yaktım / Ne gemiler yaktım / O kadar yandı ki canım / Sonunda karşıdan baktım / Ne göreyim / Kendime yıldızlardan daha uzaktım...’’

Bir nasır dönemi, sonra yine o bildik acı... Çizgiroman diliyle ifade etmek gerekirse: Hay bin kunduz! Geçmiyor kardeşim... İnsanın ilk aşkında nasıl acımışsa, sanki aşk dediğin aynı fay hattında nükseden, yıkıcı bir depremmiş gibi, diğer aşkları da benzer şekillerde yakıyor canını... Biri bitiyor, bitti sanıyorsun, sonra bir yenisi gelip, ciğerini sil baştan kavuruyor. Çifte kavrulmuş fıstık tadında bir kadınsın ya, artık canın yanmaz sanıyorsun, sonra elbette ki kendi salaklığına bir kez daha şaşıyorsun. Bitmeler bilmeyen, pis, leş, kısır bir döngü...

‘‘Kendini seçemiyorsun / Bırakıp kaçamıyorsun / Yazmadığın bir hikáyede / Uzun ya da kısa vadede / Az biraz keşfediyorsun / Öteki olabilmeyi / Yerine koyabilmeyi / Geride durabilmeyi öğreniyorsun...’’

Tutmayın, isyan edesim geldi: Bu ne be?! İnsanoğlu Ay'a adam yolladı, gen haritasını çözdü, şunu icat etti, bunu bilmem ne yaptı. Bir ergenlik sivilcelerine çare bulamadılar, bir de bu aşk denen illete... Nedir yahu bu ‘‘müebbet muhabbet?’’ Kanun hükmünde bir kararla aşkın tedavülden kaldırılması için, ‘‘Ezik Halka’’ rumuzlu bir dilekçe yazacak bir merci arıyor bu deli gönül.

‘‘Bu kızı yeniden büyütmeliyim / Kor ateşlerde yürütmeliyim / Değirmenlerde öğütmeliyim / Farkındayım, farkındayım / Kazanmalı, kaybetmeliyim / Aşk uğruna harbetmeliyim / Bu kızı yeniden büyütmeliyim / Farkındayım, farkındayım...’’

Ay, yine bir fena oldum; yine o kursak ve düğüm durumları... Müsaadenizle, yazıya münasip bir fiyonk atamadan, sessizce uzayacağım. İşim gücüm var. Eski günlüklerimi okuyup, eski aşklarımı ve göçmüş dostlarımı yád edip kanlı ve hicranlı gözyaşları dökmem gerekiyor.

Evet, evet, lobotomiye ihtiyacım var; farkındayım, farkındayım...
X