Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Muhasebe sahtekárlıkları

<B>AMERİKA'</B>nın ve dolayısıyla dünyanın en büyük firmalarından biri olan ENRON adlı enerji ve ticaret şirketi iflas etti.

Geçen hafta da iflastan önce istifa etmiş, istifasından önce de elindeki Enron hisselerini 31 milyon dolara borsada satmış olan, şirketin eski başkan yardımcısı Clifford Baxter kendine kıydı. İflas öncesi bilançosuna göre 64 milyar dolar varlığı olan böylesi dev bir kuruluşun batışı birçok çalkantıya yol açmış bulunuyor. Bu çalkantılardan biri de, halka açık şirketlerin hesaplarını denetleyen muhasebe firmalarının sorumlulukları meselesidir. Enron'un murakıbı, Türkiye'de de uzun yıllardan beri faaliyet gösteren, sektörün en saygın isimlerinden biri, Arthur Andersen'dir. Amerika'nın SPK'sı (Sermaye Piyasası Kurulu) SEC'in eski başkanı Arthur Levitt, pek çok firmanın denetleme raporlarında Enron misali hatalar mevcut olduğunu iddia etmekte. Yorumcular, Arthur Andersen'in hazırladığı raporların gerçeği aksettirmemesi yüzünden, Enron'un bankaları soyabildiğini söylemekteler.

Kanun maddelerinin doğrudan ihlali veya kanun maddelerinin etrafından dolanarak yapılan muhasebe sahtekárlıkları, bütün dünyada çok ciddi bir meseledir. Asya krizinden sonra, ABD Merkez Bankası Başkanı Grenspen, yaptığı bir konuşmada, ‘‘Kapitalist sistemin sağlıklı bir şekilde çalışması ve ülke ekonomilerinin krize girmemesi için, daha iyi muhasebe uygulamasına ihtiyaç var’’ demişti. Kastedilen daha iyi muhasebe, sadece kamu kurum ve kuruluşlarının hesaplarında saydamlık değildir. Özel şirketlerin mali tablolarının da saydam olması şarttır. Bu bağlamda saydamlık, şirketlerin durumunu ‘‘adil ve gerçeğe uygun’’ olarak kamuya açıklamak demektir. Yirmiden fazla bankanın ve yüzlerce şirketin battığı Türkiye'de, yayınlanan bilançolar ve kár/zarar hesapları, ne adildir ne de gerçeği yansıtır. Bunun bir sebebi, ‘‘enflasyon muhasebesi’’nin uygulanmaması ise, diğer sebebi de muhasebeyi, bir ölçme disiplini olarak değil, ‘‘mevzuata uygun kayıt tutma’’ olarak görme geleneğidir.

Ülkemizde muhasebe kültürü, ‘‘vergi beyannamesi’’ hazırlanması üzerine inşa edilmiştir. Bir muhasebeciden beklenen, şirketin ve patronun başını, vergi daireleriyle belaya sokmadan, en az vergiyi verecek şekilde hesap tutmasıdır. Başka bir deyişle, ülkemizde muhasebe hilesi ‘‘vergi kaçırma’’ muhasebe becerisi de ‘‘vergiden kaçınma’’ olarak kabul edilir. Zaten yürürlükteki muhasebe mevzuatı da, bu mevzuatı uygulayan denetim kadroları da ‘‘kamu değil, devlet menfaatini gözetme’’ üzere kurgulanmıştır. Zarar eden bir şirketin kár gösterip vergi vermesinin hiçbir riski yoktur. Halbuki, ‘‘kamuyu aydınlatma’’ ilkesi, bunun tam tersini gerektirir. Bu ilke bakımından ‘‘muhasebe sahtekárlığı’’, şirketlerinin durumunu gerçekte olduğundan daha iyi göstermektir. SPK, bu ilkenin halka açık şirketlerde gözetilmesini temin için ayrı bir mevzuat geliştirmiştir. İnşallah ileride, sadece vergi matrahını küçültüp devleti kandırma değil, durumunu iyi gösterip borsayı, bankaları ve piyasayı kandırma da ‘‘muhasebe sahtekárlığı’’ kabul edilecektir.

SON SÖZ: Yanlış hesap, iflasta biter.
X