Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Muharrem Sarıkaya: İlginç iddia: Polis, saldırı olacağını biliyordu

Muharrem SARIKAYA

HAFTA başında İstanbul'da başlayıp, ülke geneline yayılan polis eylemi ile ilgili ‘‘Düğmeye kim bastı?’’ tartışmaları yaşanırken, dün Ankara'da ilginç bir iddia ortaya atılıyor.

İddia, polisin yürüyüşüne gerekçe gösterilen, İstanbul'da bir polis otobüsünün taranması ve iki polisin şehit edilmesine dönük.

İddianın en can alıcı noktası, polis otolarına karşı saldırı olacağına ilişkin istihbaratın iki ay kadar önce geldiği...

Hatta bu bilginin, MGK'da da gündeme getirildiği yönünde.

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın bu konuda elindeki bilgileri hükümete aktardığı da ileri sürülüyor.

Bilginin aynı şekilde Emniyet istihbarat birimi tarafından teyit edildiği de kayda geçiriliyor.

Daha da ilginci, eylemi düzenleyecek örgütün yapısından, bu kişilerin hazırlıklarına kadar birçok bilgi de istihbarat birimlerinin eline geçiyor.

Eğer iddialar doğru ise, bu bilgileri elinde bulunduran polisin, bir aczi söz konusu değil mi?

Otolarına yapılacak saldırı hazırlığından daha önceden bilgi edinen polisin, buna karşı önlem alması gerekmiyor mu?

Bu açıdan polis eylemi değerlendirildiğinde, yürüyüşün gerekçesi de tamamen ortadan kalkmıyor mu?

Zaten, yürüyüş sırasında polisin atmış olduğu sloganlara bakıldığında, aslında eylemin iki polisin şehit edilmesine tepkinin ötesine taşıp, siyasi bir boyut aldığı da ortaya çıkıyor.

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor ki, hafta başında yapılan eylem, polisin ilk eylemi de değil.

Bunun için, bu köşenin yazarının da gazeteci olarak tanık olduğu 21 yıl önceki eyleme dönmek yeterli...

O dönemde, Toplum Polisi olarak anılan Çevik Kuvvet ekipleri, Ankara İskitler'deki merkezinde büyük bir direnişe geçti.

Dönemin Ankara Sıkıyönetim Komutanı Recep Ergun, askeri bir ciple Toplum Polisi merkezine gelip, eylemin durdurulması talimatını verdi.

Uzaktan eylemi izleyen biz gazetecilere de ‘‘Bir kare fotoğraf çektiğinizi göreyim, sizi kaldırır Et Balık'ın yanındaki boklu dereye atarım’’ dedi.

Ancak polis, eylemine son vermedi. 1980 sonrasında ANAP'ta siyasete atılan Ergun Paşa, o dönem Etimesgut Zırhlı Birlikler Komutanı Tümgeneral Doğan Güreş'i arayıp hemen bir tank göndermesini istedi. Tank gelip Toplum Polisi'nin önüne dayandı ve eylem sona erdi.

Toplum polisinin önünde tankı fotoğraflayan bu köşenin yazarı da dereyi boyladı.

Aradan yıllar geçtikten sonra, eksi Genelkurmay Başkanı, Kilis Milletvekili Doğan Güreş, gönderdiği tankta mermi dahi olmadığını açıkladı.

1990 yılına kadar polisin siyasi amaçlı bir eylemine rastlanmadı.

Bu tarihten sonra siyasal nitelikli eylemlere yeniden rastlanır oldu.

Bir protesto için, bir açılışa giden dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'a arkasını döndü. Birkaç kez toplu telsiz mandallama eylemi gerçekleştirdi.

Bu eylemleri yapanlar arasından birkaç kişi sadece disiplin cezasına çarptırıldı. Eylemlere dönük ciddi tepki ortaya konulamadı. Polisin, siyasallaşması cesaretlendirildi.

İstanbul'daki son eyleme bakıldığında da aslında polisin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'dan cesaret aldığını söylemek yanlış olmaz.

İçlerinden gelen birinin, yaptıkları bir eylemi görmezden geleceği varsayıldı. Kitle psikolojisi unutulduğu için de eylemin boyutunun büyüyeceği varsayılamadı.

Şimdi Çevik Kuvvet eyleminin, bazı milletvekilleri tarafından yönlendirildiği savı vurgulanıyor. Polisin, milletvekilinin talimatını nasıl dinlediği tartışılmıyor.

Teşkilata hákim olan siyasi gücün kırılmasına dönük, ilk kez eski Emniyet Genel Müdürü Alaattin Yüksel tarafından ortaya konulan planın haklılığı da burada ortaya çıkıyor.

X