"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Muhalefet neden ‘durgundur’

TOPLUMA zarar vermedikçe parkta herkes oturur.

İstediği kadar kalabilir.
İnsan aynı şekilde başka yerde de durabilir. Ama kıpırdamadan ayakta duranların gözaltına alınmasıyla iktidarın açıkça suç işlediği dünyaya gösteriliyor.
Hakkın engellenmesi anayasal ve yasal hakkı kullandırmayarak anayasayı, yasayı çiğnemektir. Gözaltına almak, hürriyeti tahdittir. Polisin su, sopa, gaz ve biber gazı ile yasal haklarını kullananlara saldırması, dünyanın kabul edip suçladığı orantısız güç kullanması da aynı şekilde anayasayı ve yasayı çiğnemektir.
Bu görüşleri aktaran hukukçu Dinçer Önal muhalefet partilerini de uyarıyor:
“Bunları niçin sık sık dile getirip, amirin suç işleme emrini dinlemenin polisi cezadan kurtaramayacağını polislere anlatmıyorsunuz? Göstericilere şiddet uygulandığını, hürriyetlerinin kısıtlandığını savcılara her defasında ihbar ediyor musunuz? Baskıya uğrayanları savcılıklara yönlendiriyor musunuz? Bunların tekrarlanıp çoğalması hem onlara suçluluklarını hatırlatır. Hem de savcıları harekete geçmek zorunda bırakır. Bir defa şikâyet etmez. Ayrıca her olaydan sonra da basın toplantısı yapılıp dünyaya açıklanmalı. Tayyip Bey istediği kadar Türkiye’yi küçük düşürdüğünüzü söylesin. Küçük düşüren o. Sizler hakkını savunanlar şikâyetçiler durumunda olursunuz. Bu uyarılar hatalarını görebilirse iktidarın da yararınadır.
Parti hiyerarşisi ile kimseyi bağlamayın. Bunlar kişisel olarak da yapılabilir. Referandum sırasında  görevinizi yapamadınız. Seçim var sandınız. Uyarıları dinlemediniz. Sizler az bilgili ve durgun insanlar mısınız? Değilseniz görevli veya işi yapabileceklere bırakın. Egemen Bağış “Muhalefet yok” demişti. Onu haklı çıkarmayın. Memleketi muhalefetsiz bırakmayın. Yarın tarihçiler “O zaman muhalefet görevini yapamıyordu” diye yazacak.

Biber gazı ile ilgili gerçekler açıklanıyor

BİBER gazı sağlığa zararlıdır. Türkiye’ye satışı yasaklanmalıdır.
Türk Tabipleri Birliği ile göğüs hastalıkları uzmanı hekimlerin derneği olan TORAKS Derneği, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türkiye Psikiyatri Derneği ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği yetkilileri ile bugün 11.00’de Taksim Point Otel’de, gaza maruz kalanların sağlık sorunlarını ve AİHM kararlarına bağlı hukuksal durumu bilgilerinize sunacağız.
Bu gazın, ambargo konularak Türkiye’ye satışının yasaklanması için dünyada demokrasiye inanan bütün kesimleri göreve çağıracağız. Nedenlerini anlatacağız.
Av. Turgut KAZAN

Utandıran birincilik

ARTIK kanıksanan, Türkiye’de günde ortalama dört işçinin canını alan iş kazaları, bu kez Milas Güllük’te yedi ailenin ocağına ateş düşürdü, geriye gözü yaşlı aileler bıraktı. Asgari ücretle çalışıyorlardı, atık su deposunda yeterli önlemler alınmamıştı.
Bu kadar yaşanan acı olaylara karşın ülkemiz iş kazalarında ‘rekorlar’ kırıyor.
Türkiye’de iş kazalarında günde ortalama dört işçi yaşamını yitirirken, 3 bin işçi de iş göremez derecede sakat kalıyor. İş kazaları ve ölümlerde Avrupa’da, utanılacak şekilde 1’inci, dünyada da 3’üncü sırada yer alıyor.
2011’de iş kazaları sonucu 1700 işçi yaşamını yitirdi; bu sayı bir önceki yıla göre
% 17.7 oranında bir artışa denk geliyor.
Son on yılda iş kazalarında 11 bin işçi yaşamını yitirdi. Onca çaba ve yasal düzenlemelere en çok inşaat, maden, tarım ve ormancılık işkollarında iş cinayetleri her yıl artıyor. Türkiye’nin bu sıralamadan kurtulabilmesi, emekçilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik yaptırımların ve denetimlerin arttırılmasından geçiyor.
Bu yılın başında yürürlüğe giren 6331 sayılı Yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası bu anlamda iyi niyetli bir girişim olsa da, arkada gözü yaşlı bir aile bırakmamak için daha çok caydırıcı önlemlere ve yaptırımlara gereksinim var.
Artık durdurun bu ölümleri.
Şükrü KARAMAN

AKP’li 327 vekil neden hep suskun

AKP’nin 327 milletvekili var, maalesef sadece biri dışında hepsi susuyor, konuşamıyor... Nerede millet iradesi, milletin temsilcileri...
Susuyorlar... Ama tarih bu 327 vekili affetmeyecek.
Aldıkları maaş ve yedikleri lokma... Ne denir, haram olsun mu?
Ama ben demem... Akrabaları, yakınları, çevresi kendilerine bu soruyu sorsun yeter!..Leyla ÖZGÜR

Biliyor musunuz

CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi’nin İçişleri Bakanı’na, ‘Korhaber’ isimli internet sitesinde Gezi Parkı protestoları ile Ankara Kennedy Caddesi protesto eylemlerinde polisin halka karşı ‘Buhar bombası’ diye ifade edilen bir kimyasal kullanıldığının aktarıldığını belirterek “Bu iddia doğru mudur. Polisin envanterinde, içinde kimyasal bulunan ne gibi ‘ateşsiz’ silah vardır? Bu tür silahlar hangi ülkelerin
güvenlik güçlerinde kullanılmaktadır. Bu silahlardan olumsuz etkilenen bireylerin uğradığı zarar nedeniyle bakanlığınız aleyhine açılmış dava var mıdır?” diye sorduğunu...

Haydarpaşa Garı’nın ranta kurban gitmesi artık kesinleşti

TMMOB Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi Anadolu 1. Büyükkent Bölge Temsilciliği uyarıyor:
Yüz yılı aşkın bir süredir çalışmakta olan  banliyö tren hatlarının 19 Haziran 2013 (dün) tarihi itibari ile 24 ay süreyle iptal ediliyor olması Haydarpaşa Tren Garı’nı yalnızlaştıracak ve işlevsizleştirecektir. Böylece bu alanda düşünülen rant projelerinin de önü açılmış olacaktır.
Kamu yararına yönelik ciddi tehditler barındıran bu yağma projesi hayata geçirildiğinde kentin, tarihi ve doğal dokusunda da geri dönülmez hasarlar oluşturacaktır. Bu nedenle kamuoyunu ve yetkilileri  iş işten geçmeden bu kararlarını geri almaya çağırıyoruz.
Hatlar iptal edilmeden bakım-onarım ve yenilemenin yapılması teknolojik olarak mümkündür. Banliyö hatlarında zaman içerisinde gerekli görüldüğü durumlarda hat bakımı ve onarımı yapılabilmekte, son zamanlarda olduğu gibi vagonlar da değiştirilebilmektedir.  
Hatların yenileme çalışmalarında  yalnızca müteahhit firmaların kârlılığı düşünülecek olursa, çıkacak sonuç:
Bu hatta günlük yolculuk yapan 90.000–110.000 kişinin tren yoluyla seyahat etme özgürlüğü ellerinden alınmış olacaktır. Diğer taraftan da zaten yoğun bir trafiği olan minibüs caddesi ve E-5 karayolu daha da işlemez hale gelecektir.
Oluşacak bu olumsuz tablonun yetkililer tarafından farkına varılarak, çok ciddi iş ve zaman kayıplarına yol açılmadan önlem alınmasını kamuoyuyla paylaşıyoruz.

Şimdi inat değil fazilet zamanıdır

YILLAR önce bir başbakan eylem yapan gençlere “Bunlar birkaç çapulcu, bağırır, bağırır susarlar” diyerek ateş açtırmıştı. Meclis’te de iktidar “Güç bizde, siz isterseniz, saltanatı ve hilafeti geri getiririm” demişti.
Şimdi daha insaflı davranıldı. Biber gazı, su ve cop yeterli görüldü. Eylem yapanlar çapulcu değil, bu toprakların sahibi, devletin evlatları... Eyleme gölge düşürmek isteyen alçaklar aralarına karışmış ve polisten müdahale edilmesi istenen bunlar, polis herhalde yanlış anlamış.
Gezi Parkı’na yapılmak istenen kışlanın hiçbir tarihi değeri yoktur. 31 Mart irtica hareketlerinde tahrip olmuş bir yapı. İrtica ve okullu subayların katledildiği bir tarihi yeniden canlandırmakla bize ne hatırlatılmak isteniyor.
Şimdi inat değil fazilet zamanıdır. Genç nesile, Taksim’i siz şekillendirin demek zamanıdır. Bu eylemi bütün dünya ve sana iktidarı altın tepside sunduk diyenler de destekledi.
Biraz anlayış gösterirsek o havanın güzelliği ve ışığı bütün yurdu ısıtacak ve aydınlatacaktır.
Hatice Sutude ERÜLGEN

Biz çoktan kazandık

ŞEHRİN göbeğinde kalan birkaç yeşil alandan birisi olan Gezi Parkı’nın yerine yeni bir mimari proje yapılmak istenmesiyle başlamıştı her şey. Önceleri sadece konuya ilgili, doğa ve yurtsever küçük bir azınlığın, cılız sayilabilecek eylemlerinden ibaretti ve bu eylemler gazete ve televizyonların son haberleri olarak yer bulabiliyordu kendine. Bir gün, mayıs ayının son cuma günü, iktidar sahipleri, elindeki polis gücü ile bu işe son vermek istediğinde, kendi elleriyle kendi sonunu hazırladığının hiç de farkında değildi.
Şehrin içinde kalan birkaç yeşil alandan birisi olan Gezi Parkı’nı korumak için başlayan direnişi sonlandırmak için harekete geçen iktidar sahipleri, işte o an yaktılar tüm fitilleri teker teker attıkları her bir gaz bombasıyla.
Önce sadece selamlaştığım komşularımla tanıştım. Birlikte katıldık ilk akşam mahallemizdeki yürüyüşe. Yine aynı gece hiç tanımadığım binlerce insanla yürüdüm kilometrelerce el ele.
Korkun bizden, çünkü biz çoktan kazandık !

Ertesi günler daha da çok şaşırmaya, bir o kadar da umutlanmaya devam ettim hep. Hayat arkadaşım omuzladı beni gecenin 3’ünde ekran karşısında yurdum gençlerinin uğradığı zulme ağlarken dedi ki kararlı bir sesle “Üzülme Ozan’cığım, yarın biz de orada olacağız, ben çantayı hazırlarım sen merak etme. Sabahtan Arya’yı annemlere bırakır, gideriz Taksim’e” ve öyle de yaptık. Eşimin gözlerinde ilk defa görüyordum bu kararlı ve korkusuz bakışları. Tasa ettigi tek şeyin, ona bir şey olursa, arkada bırakacağı kızımız olduğunu ise satır aralarında söylediklerinden çıikarabiliyordum ancak. Korkun bizden, çünkü biz çoktan kazandık !
Hikayemiz bitmiyor, aksine gürül gürül akan derelerin birleşerek güç kazanması misali devam ediyordu. Kardeşimi daha çok düşünür olmuştum. Kan bağından öteydi bu duygu “şimdi iyi miydi, sağ salim dönmüş müydü.” Kuzenimle her sabaha karşı, “Ben geldim, sen iyi misin” diye telefonlaşıyorduk. Korkun bizden, çünkü biz çoktan kazandık !

Yıllardır görüşemediğim onlarca arkadaşımla paylaşıyorduk artık duygularımızı sosyal medya üzerinden. Hepimiz evlatlarını merak eden birer anne, birer baba olmuş sürekli birbirimizi sorar olmuştuk. Sormanın da ötesinde yardım ediyorduk uzaktan uzağa oraya gitme, buraya sığın diye. Dünya görüşlerimiz, oy attığımız partiler, tuttuğumuz takımlar aynı da olsa başka da olsa farketmiyordu artık. Alptekin’dik, Yusuf’tuk, Yasemin’dik, Tuğba’ydık ama hepimiz önce insandık. Korkun bizden, çünkü biz çoktan kazandık !
Gezi Parkı’ndaki hikayelerimiz ise bambaşkaydı. Dükkanlarimizda para değil teşekkür geçiyordu. El ele verip temizliyorduk çöplerimizi. Zincir olup erzak taşıyor, kol kola girip horon tepiyorduk. Ben yanımdakinin, yanımdaki benim adımı bilmiyordu ama içtiğimiz sigarayı biliyorduk. Sigaralarımız bitmiyordu hiç. Varken dükkana veriyor, yokken dükkandan aliyorduk. Tekbir getiren ülkücüler geçerken alkışlıyor, halay çeken kürtlere karışıyor, hep birlikte inletiyorduk meydanı “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganıyla. Çarpisinca özür diliyor, yürürken geride kalana “bir seyin var mı?” diye soruyorduk. Hele bir de gazı yiyince hepimiz doktor, hepimiz yılların dostu oluyorduk. Arada birkaçımız taşkınlık yapmaya kalkarsa, onu, buna kalkistigina pişman ediyorduk. Hatta biz tuttugumuz takimlari unuttuk. Korkun bizden, çünkü biz çoktan kazandık !

Yeni arkadaslarım oldu, mangal yurekli Nursal, korkusuz Nevin, deli Yasin. Atatürk’ün gençliği emanet ettigi öğretmenler. Kardeşimin arkadaslariydi hepsi, şimdi benim de can dostlarimlar. Korkun bizden, çünkü biz çoktan kazandık!
Karikatüristleri kıskandıran bir mizah kültürü, Kızılay’ı ezen geçen doktorlar, onurlu avukatlar, sanatçılar, cebini değil memleketini düşünen sermaye sahipleri. Hepinizi yürekten selamlıyorum. İktidar sahipleri, korkun bizden, çünkü biz çoktan kazandık!
Anacağım, ilk gün giderken demiştin ya “gidersen hakkımı helal etmem diye” ve artık “Arya için git oğlum” diyorsun ya, işte bu yüzden “Korkun bizden, çünkü biz çoktan kazandık!”
Ozan Yusuf YILMAZ

 

X