Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Muhalefet bunları niçin sormuyor?

SEVGİLİ okuyucularım, ülkemizin bütün sorunları sanki bitmiş de, seçim meydanlarında Abdullah Öcalan’ı asıp asmama tartışması yapılıyor! Başbakan kürsülere çıkıyor, hem en büyük ikinci rakibi olan MHP’yi zorda bırakmak, hem de kendisini kurtarmak adına haykırıyor:

"Teröristbaşı yakalanıp yargılandığında koalisyon ortağı idiniz. Onu niçin asmadınız?" (Acaba kendisi niçin asmıyor!)

O Başbakan ki, Öcalan’dan söz ederken "Sayın Öcalan" demiş ve şehitlerimizden "kelle" diye söz etmiştir. Gündemi bu ucuz yolla değiştirerek kendi gaflarını unutturmaya, okları başka tarafa yöneltmeye kalkışıyor.

Abdullah Öcalan asılmalı mıydı?

Benim PKK’ya, Kürtçülüğe, bölücülüğe karşı olan tavrımı herhalde bilirsiniz. Onlarla yıllarca mücadele ettim. Yazdığım yüzlerce yazı ortadadır. Gerek Öcalan yakalanıp Türkiye’ye getirildikten sonra ve gerekse yargılama aşamasında hep aynı şeyi savundum:

Asmayalım.

Niçin?.. Çünkü o adam asıldığı takdirde, dünya çapında bir "kahraman (!)" ilan edilecekti. Dünyanın dört bir yanında heykelleri dikilecek, adına yarışmalar düzenlenecek, ödüller konulacak ve bu işin yaygarası, aynen Ermeni soykırımı palavrasında olduğu gibi başımızda kopacaktı.

Asıp ne kazanacaktık? Hiçbir şey.

Bir de kendisinin yakalandıktan sonraki durumuna bakın.
İmralı’da çözüldü, bülbül gibi öttü. Örgütüyle ilgili bütün bilgileri devletin ilgili kurumlarına aktardı ve aktarıyor. Kalıbının adamı olmadığını, korktuğunu, bütün dünya, en başta da kendi örgütü, yandaşları ve Kürtçüler gördü.

* * *

Ahhh, bir muhalefet partisinin genel başkanı, ya da genel başkanların akıl hocası (!) olsaydım, neleri gündeme getirirdim. Öcalan konusunda muhalefet partileri tarafından üzerinde durulması gereken acı gerçek şudur:

Öcalan’ın yattığı yer İmralı cezaevi. Orası doğrudan Adalet Bakanlığı’na, yani hükümete bağlı. Adanın sadece koruması askerler tarafından yapılıyor. Müdürü, infaz koruma memurları, tamamı sivil memur ve Adalet Bakanlığı personeli.

Şimdi bir adım öteye gidelim. Hükümlü Abdullah Öcalan’a, bu AKP iktidarı döneminde "demeç verme" özgürlüğü sağlandı! Kendisini neredeyse her hafta avukatları ziyaret ediyor. Bu ayrıcalığın hangi gerekçeyle sağlandığı belli değil.

Devam eden başka bir davası yok. Hakkında açılacak başka bir dava da yok. O halde bu avukat ziyaretlerinin gerekçesi ne?

Avukatlarıyla saatlerce konuşuyor. Onlara demeç veriyor. Avukatlar İmralı dönüşünde Öcalan’ın açıklamalarını kendi medyalarına -belki abartarak, belki olduğu gibi- anlatıyor. Sonra hem onların, hem de bizim televizyonlarda ve gazetelerde manşetler: "Öcalan dedi ki!.."

Abdullah Öcalan, örgütünü Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğunda olan İmralı cezaevinden yönetiyor.

Taktik veriyor, talimat veriyor, görüş bildiriyor... Ve biz şehitler veriyoruz. Bu rezalet hepimizin gözleri önünde sürüp gidiyor.

Burada kaç kez, "Yakında bu adama basın toplantısı yapma izni de verilirse hiç şaşırmayın" diye yazdım.

* * *

Şimdi can alıcı soruları sorayım. (Belki bunları aklına getirmeyen muhalefet partilerine de yararı olur!)

Bu şahsa bu ayrıcalık niçin verildi? Hükümet, Türkiye’de hiçbir hükümlü ve tutukluya sağlanmayan bu olanağı niçin sadece ve sadece Öcalan’a sağladı?

İşte bütün hikáye burada. İşin düğüm noktası bu!..

Çünkü AB bu konuda bastırıyor. Bizim hükümet AB’den korktuğu için bu izinleri veriyor, rezaleti görmezden geliyor. Dikkat ediniz, şimdi seçim öncesindeyiz ve Öcalan’la avukatları konuşturulmuyor. Ya da konuşsalar bile, verdiği emir ve talimatlar kamuoyuna yansıtılmıyor ki, AKP şu günlerde zor durumda kalmasın. İşin püf noktası işte burada.

İdam olayı geçti gitti, asılmaması çok iyi oldu. Şimdi tartışılacak konu idam falan değil. Tartışılması, muhalefetin üzerine gitmesi gereken konu, o şahsa hükümet tarafından verilen konuşma, demeç verme ve örgütü yönetme özgürlüğü.

Muhalefet, miting meydanlarında, ekranlarda, gazetelerde sorsun bakalım:

"Siz bu adamı AB’nin emir ve baskısıyla cezaevinden konuşturuyor ve örgütünü İmralı’dan yönetmesine göz yumuyorsunuz. Hükümet işbaşına geldiği günden beri bu hakkı örgütün başına vermiş durumda. Bunun nedeni nedir? Başka hangi hükümlü veya tutukluya bu hak verilmiştir? Dünyanın neresinde böyle bir kepazelik olabilir?"

Bunlar sorulmuyor. Sorulsa, AKP yanıt veremeyecek. Niçin sorulmuyor?

Muhalefet olmak kolay da, kafayı biraz çalıştırmak, gündemi belirlemek için çaba harcamak gerekiyor!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI