"Taha Akyol" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Taha Akyol" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Taha Akyol

Muhafazakâr sanat

MUHAFAZAKÂR sanat olur mu?

Tartışma, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri edebiyatçı Prof. Mustafa İsen’in “muhafazakâr estetik ve sanat normlarının oluşturulması gerektiğini” söylemesiyle başladı. İsen bunu edebiyatçı kimliğiyle söyledi.
İskender Pala “muhafazakâr sanat manifestosu” diye bir metin yayınladı. Hasan Bülent Kahraman, Şükrü Hanioğlu, Murat Belge gibi isimler konuyla ilgili makaleler yazdılar. Meseleyi “gelenek” ve “sanat” kavramları arasındaki ilişki ve sorunlar açısından irdelediler. Aslında bütün siyasi felsefelerle sanat arasında böyle hem “ilişkiler” hem “sorunlar” vardır.
Ahmet Hakan ise “muhafazakâr sanat olmaz çünkü sanat devrimcidir” diye yazdı.
Devrimcilikle sanat arasında böyle zorunlu bir bağ olduğunu ben sanmıyorum. Sanatta “devrimci” atılımlar olabilir ama sanatta “gelenek” de en azından o kadar önemlidir.
Muhafazakârlık nedir?
Özel olarak muhafazakârlık açısından baktığımızda, bu kelimeye ne anlam verdiğiniz önemlidir. Evet, hiç yeni katkı yapmadan “eski”yi tekrarlayarak sanat gelişmez ama muhafazakârlığın anlamı bu değildir.
Russell Kirk klasikleşmiş Muhafazakâr Zihniyet (The Conservative Mind) adlı kitabında, birçok türü bulunan muhafazakârlıkların ortak 6 özelliğini uzun uzadıya anlatır: Rasyonalizmin sınırlılığı ve dini inanç, geleneğe mistik bir ilgi, toplumda sınıf ve düzenlilik fikri, mülkiyet ve özgürlük, nefse hâkimiyet kültürü, değişimlerin devrimci değil tedrici yani evrimci olması isteği...
Bu değerleri içeren sanat niye olmasın?! Murat Belge’nin de yazdığı gibi, “içeriği muhafazakâr olan sanat” vardır. Hem de küçümsenmeyecek kadar...
Muhafazakâr sanatlar
Bir ‘aristokratik sanat’ vardır... Dinî nitelikli İslam, Hıristiyan, Musevi, Budist sanatları vardır... Adı üstünde “klasik sanat” vardır... Modern çağlarda “neo-klasik sanatlar” vardır.
Herhangi bir devrimle doğmayan, asırlar içinde işlenerek gelişen, dinden, gelenekten, tarihsellikten ilham alarak oluşmuş bu sanatlar “muhafazakâr” değilse nedir?
Fransız devrimini yazan romancı Stendhal sanatçıdır da, kralcı Chateaubriand sanatçı değil midir?! Devrimci Gorki sanatçıdır da karşıdevrimci Soljenitsin sanatçı değil midir?
Kültürel muhafazakârlığın simgesi olan T.S. Eliot tartışma dışıdır! Murat Belge, faşizm tutkulusu Ezra Pound’un bile sanatının inkâr edilemeyeceğini yazdı haklı olarak. Buna Wagner’i de ekleyelim isterseniz.
Bizdeki durum
Bize gelince, belirli kalıplar içindeki Divan Edebiyatı’nın bile sanat olmadığını kim söyleyebilir? Hem Nedim’i Baki’nin tekrarı saymak mümkün mü?
Evrimle gelişmiş “geleneğin” ifadeleri olan Osmanlı mimarisi, tezyinatı ve müziği de muhteşem sanat örnekleridir.
Halk edebiyatı ve tasavvuf “geleneği” olmasaydı Âşık Veysel gibi bir dâhi yetişir miydi?
Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, Yahya Kemal’i, Peyami Safa’yı muhafazakâr saymayacaksak nereye koyacağız?
Muhafazakârların da bir şeylere itirazları, başkaldırıları, kuvvetli esinleri, estetik algıları olabilir ve sanat üretebilirler. Devrimcilerin de, liberallerin de, sosyalistlerin de, feministlerin de...
Aslında bu kavramlar zihnimizdedir, hayat bu kadar kesin kategorilere bölünmüş de değildir.
Sanat yaratan çevre, gelenek ve zihin özellikleri varsa her fikirden sanat fışkırabilir. Yoksa, her fikir sanatta kadük kalabilir.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI