Eğitim Haberleri

EĞİTİM

    Müdür olmak için tek kriter siyasilere yakın olmak

    Nuran ÇAKMAKÇI / ncakmakci@hurriyet.com.tr
    31.07.2007 - 12:48 | Son Güncelleme: 31.07.2007 - 14:40

    Yeni bir genelge yayımlandı. Buna göre, devlet okullarında müdür olmak, artık amirin iki dudağı arasında. İstanbul’da üç gün içinde 565 müdür, 160 baş müdür yardımcısı, 145 müdür yardımcısı ataması yapıldı. Söylenenlere göre, geçtiğimiz Çarşamba günü AKP ve Eğitim Bir Sen’in yaptığı listeler İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine bildirildi. İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri de bu listelere uyarak atamaları yaptı. Üstelik bu atamalar alelacele faks yolu ile bildirildi.

    Ancak, diğer eğitim sendikaları 25 Nisan’da bir boykot yaparak konuyu Türkiye gündemine getirdi. Eğitimdeki kadrolaşma büyük ihtimalle yine Danıştay’dan dönecek ama, malum zihniyet farklı yollarla yine eğitime el atmaya devam edecek. Biliyoruz, her dönem siyasiler eğitime göz diker, okul yöneticilerinin atamasında söz sahibi olmak isterdi. "Hamili kart yakinimdir" torpili zaman zaman geçerli olurdu. Ancak, bu hükümet döneminde siyasiler eğitimin içinde bizzat yer aldı. Atamaları neredeyse bizzat kendileri yapmayı marifet saydı.

     

    Bu hükümet dönemine kadar A tipi okul müdürlüğü için 3 yıl, B tipi okul müdürüğü için 2 yıl, C tipi okul müdürlüğü için en az bir yıl yöneticilik yapma zorunluluğu vardı. Bir okula müdür olacaklar önce ilan edilen şartlara göre başvuruda bulunuyor, sınava giriyor, hizmet puanına, liyakata göre puanlamanın ardından müdürlük koltuğuna oturuyordu. Şimdi, tek kriter siyasilere yakın olmak. İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün teklifi ile Valilik’ten de onay alınarak müdür olunabiliyor. Yani, hiç idarecilik yapmayan bir öğretmen, torpilli ise müdürlük koltuğunda oturabiliyor.


    Daha önceden sınavı kazanan, hizmet puanı yüksek olan, vekaleten müdürlük koltuğunda oturan yüzlerce eğitimci ise müdürlükten mahrum kaldı.
    Bu arada Anadolu Lisesi’ne müdür olmak, öğretmen olmaktan daha kolay. Nasıl mı? Anadolu Lisesi’nde çalışmak için öğretmenler merkezi sınava giriyor ve başarılı olursa bu okullarda çalışabiliyor. Ama, müdür olmak için Bakan’ın inisiyatifi yeterli. Yani, Bakan istediği kişiyi müdür olarak atayabiliyor.
    İşte, bu haksızlığı durdurmak için de CHP milletvekili Mustafa Gazalcı, Hüseyin Çelik’in yanıtlaması için soru önergesi verdi. Herkesin merak ettiği sorular şunlar:

    Yönetici atama ve yer değiştirmeleriyle ilgili 2001 yönetmeliğine göre hukuka uygun olarak, nesnel ölçütlerle sınav yapılırken, 13 Nisan’da Resmi Gazete’de idarenin keyfiliğini arttıran bir yönetmeliği çıkarmanız hukukla, adaletle bağdaşır mı?

    Bu genelgenin çıkarılmasının nedeni, 2007 genel seçimlerinden önce bakanlığınız döneminde vekaleten, geçici görevli kişileri asıl kadroya almak mı?

    Daha önce okul müdürlüğü sınavını kazanan ve atamayı bekleyen kişilerin hakkı nasıl korunacak? İlçe ve il müdürlüklerine bakanlık karar verecek. Bu bir kayırma değil mi?

    Deneyim, sınav, puanlama, kıdem gibi ölçütler alınmadan keyfi olarak atama

    yapmak, eğitimde niteliği düşürmeyecek mi, güven sarsılmayacak mı?

    Haksızlığa, adaletsizliğe, kayırmaya yol açan, öğretmen sendikaları tarafından büyük tepkiyle karşılaşan, yargıdan dönecek genelgenin geri çekilmesi düşünülüyor mu?

    Öte yandan Milli Eğitim Bakanlığı’nın Dünya Ticaret Merkezi fuar alanında sessiz sedasız açılan eğitim fuarı ile ilgili ilginç eleştiriler var. Bazı yetkililerin, eğitim kurumu sahiplerini arayarak, yüklü miktarda stand parası istediği iddiaları tepkilere neden oluyor. Bütün bu söylentiler bir yana, Bakanlığın eğitim fuarı açma gibi bir görevi olup, olmadığı ayrıca tartışılmalı bence.

    ÇOCUKLAR ÇOK YALNIZ BÜYÜYOR

    Bir anne ile konuşuyorum. Öylesine üzgün, öylesine çaresiz ki. "Çocuğumun mahallede tek arkadaşı yok, okul ve akrabaları dışında tek tanıdığı yabancı, servis şoförü" diyor. İstanbul’un merkezinde bir yerde oturuyor. Artık sokaklarında çocuk sesleri duyulmayan, egzos kokularının yayıldığı, kaldırımlarında arabaların park ettiği , betonlar arasında sıkışmış bir sokakta yetişiyor oğlu. Tıpkı, yüksek duvarlı siteler arkasında yetişen diğer çocuklar gibi o da yalnız.
    Sokaklarında ıslık sesi ve top sesi duymadan büyüyor çocuklar. Dört duvar arasında, yaşıtları yerine anne babalarıyla oynuyorlar. Sokağa çıktıklarında ise ya servise biniyor, ya ana babalarının ellerinden sıkı sıkı sarılarak yürüyorlar. Biraz ürkek, biraz korku dolu gözlerle çevreye bakıyorlar.
    "Yabancıya yaklaşma, kaçırır" "caddede yürüme araba çarpar", "çantanı sıkı tut, hırsız alır" sözleri kulaklarında büyüyorlar. Bir zamanların muhallebi çocukları diye alay edilenlerin adı şimdi "apartman ya da site çocuğu" oldu. Planlı, programlı yaşıyorlar. Ama güvensiz, korunaklı ve yalnızlar.
    Son derece teknoloji ile donanmış okullarında eğitim görüyorlar. Ama, paylaşmayı bilmiyor, sorumluluk almayı sevmiyorlar.
    İşte onların bu yalnızlığını sporla aşıp, sokaklardaki yalnızlığa mahkum etmeyin. Belediyeleri zorlayıp, ortak oyun alanları, spor sahaları yaptırın ki, yalnızlıktan kurtulsunlar. Yaşıtları ile oynayacak ortamlar yaratın ki, paylaşmayı öğrensinler. Sokaklarından yürüyerek gitsinler ki, özgüvenleri gelişsin, yaşıtları ile birlikte büyümenin, aynı mahallede oturmanın, aynı değerleri paylaşmanın hazzını yaşasınlar.
    Okul yöneticilerini, mahalle muhtarlarını, belediye görevlilerini uyarın.

    Çocuklarınızı yalnızlıktan kurtarın.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı