Mucize ve Türkler

Ahmet KÜLAHÇI
26.09.2015 - 08:37 | Son Güncelleme:

SIGMAR GABRIEL.Almanya’da hükümet ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Genel Başkanı.Federal Ekonomi ve Enerji Bakanı.Aynı zamanda da Başbakan Yardımcısı.

Sigmar Gabriel’i 1999-2003 yılları arasında Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı olarak görev yaptığı dönemde tanıdım.
Türklere ve Türkiye’ye sıcak bakan bir politikacıydı.
Hala da öyle.
Göçmenlere ve göçmen kökenlilere de.
Çünkü o, göçmenlerin ve göçmen kökenlilerin Almanya’nın açık toplum haline gelmesinde önemli katkıları olduğunu en iyi bilen politikacılardan biri.
Sigmar Gabriel’le birkaç kez söyleşi yaptım.

Mucize ve Türkler

Türk kökenli Bilkay Öney’in 2011 yılında Baden-Württemberg Eyalet Uyum Bakanlığı’na getirildiği günlerde yaptığımız bir söyleşide kendisine, “Sayın Gabriel, Türk işgücü göçünün 50’nci yılında SPD’li ilk Türk kökenli bakan. Bunu nasıl yorumlamak gerekir?” diye sormuştum.
Gabriel bu sorumu şöyle yanıtlamıştı: SPD Baden-Württemberg Teşkilatı’nın, Bilkay Öney’i Uyum Bakanı olarak görevlendirmesi beni mutlu etti ve onurlandırdı. Bilkay Öney’in işini çok başarılı bir şekilde yapacağına inanıyorum. Ama keşke böyle bir kararı 10 veya 20 yıl önce almış olsaydık.

* * *

2009 yılında SPD’nin başına geçen Sigmar Gabriel, göçmen kökenlilerin partide aktif yer almaları için ciddi adımlar attı.
Gabriel’e, “SPD’nin farklı kültürlerden insanlara açılması için harekete geçtiniz. Siz partinizin yönetiminde ve birimlerinde belli oranda göçmen kotasından yanasınız. Bu Almanya için bir ilktir. Bu SPD, Almanya ve toplum açısından ne anlama geliyor?” diye de sormuştum.
SPD lideri, “Bunun gerçekten çok cesurca bir adım olduğuna inanıyorum. Almanya’da SPD gibi başka hiçbir parti böyle bir adım atmadı. Kota uygulaması SPD’nin, göçmen kökenli insanların katılımını ne kadar ciddiye aldığı anlamına gelir. İlk adım olarak, SPD’nin federal düzeydeki tüm üst kurullarında yüzde 15 göçmen kotası getirilmesi yönünde karar aldık. Artık bundan böyle kurullarımızda, göçmen kökenli insanların yaşam tecrübelerinden yararlanmamak gibi bir lüksümüz olamaz. SPD, göçmenler olmadan aptal bir parti olurdu. Bu sadece partiler için değil, ekonomi ve toplumsal alanlarda da geçerlidir” yanıtını vermişti.

Mucize ve Türkler

Anıt Adam olarak nitelenen Almanya’nın eski Başbakanı ve SPD’nin eski lideri Willy Brandt’ın Yunan kökenli Margarita Mathiopoulos’u parti sözcülüğüne getirmek isteği için parti içinden sert tepkilere hedef olduğunu hatırlatıp, “Bu tepkiler yüzünden Willy Brandt istifa edip Genel Başkanlığı bıraktı. Kotayla ilgili düşünceleriniz devrim niteliğinde. Bu, sosyal demokratların değiştiği anlamına mı geliyor?” diye de sormuştum.
Gabriel, “Öyle inanıyorum ki, SPD’nin uzun yıllar göçmenlerle ataerkil bir ilişkisi vardı. Hep şöyle düşündük: Çok iyi politika yaptığımız için onlar bizi otomatik olarak seçerler. Ancak bu süre içerisinde Yeşiller ve hatta CDU bile göçmenleri kazanabilmek için onlarla ilgilenmeye başladı. Bu çok olumlu bir gelişmedir. Çünkü rekabet piyasayı canlandırır. Bu SPD için artık bundan sonra daha fazla çaba sarfedeceğiz anlamına gelmektedir” yanıtını vermişti.

* * *

Göçmen kökenli kota ışığında Aydan Özoğuz, SPD Genel Başkan Yardımcılığına getirildi. Hatta 2013 yılında kurulan büyük koalisyon hükümetinde Federal Hükümetin Göç, Sığınmacılar ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev aldı. İşte Aydan Özoğuz’un bu göreve getirilmesinin somutlaştığı ve CDU/CSU-SPD arasında Koalisyon Sözleşmesi’nin imzalandığı 27 Kasım 2013 tarihinde Sigmar Gabriel yanıma gelip, “Çok iyi yaptık, değil mi?” demişti. Gabriel’in benimle sohbet ettiğini gören Başbakan Angela Merkel de yerli-yabancı tüm medya mensuplarının şaşkın bakışları arasında yanıma gelip, “İşte uyum biziz” demişti.

Sigmar Gabriel, “Frank-Walter Steinmeier (şu andaki Federal Dışişleri Bakanı) , Berlin’deki bir parti kurultayında ‘Yetenekli Türk ve Bosnalı çocuklar, eğer bir kurumda, kapıcı yerine başkan olurlarsa, o zaman işletmelerde de depoda çalışmak yerine yönetici olabilirler’ demişti. Bu hedefe nasıl ulaşmayı düşünüyorsunuz?” sorumu şöyle yanıtlamıştı:

“Eğitime daha fazla yatırım yapmamız gerekiyor. Bu çocuk yuvalarında dil eğitimine destekle başlıyor. Tabii bu noktada sunulan hizmetten yararlanılması da gerekiyor. Bu nedenle Türk velilere, çocuklarının çok erken yaşta Almanca öğrenmeleri için çaba sarfetmeleri çağrısında bulunuyorum. Çünkü dil olmadan okulda da başarılı olamazlar. Ve biz Almanlar da, meslek yaşamında kimsenin etnik kökeninden dolayı dışlanmaması için çaba göstermeliyiz. Kamu kurumları bu alanda örnek teşkil edebilir. Birçok Türk kökenli maliye memuruna, öğretmene ve hakime ihtiyacımız var. Bu nedenle, bazı alanlarda başvuruların anonim yapılmasına imkan tanınmasının önemli bir adım olduğunu düşünüyorum.”

* * *

Almanya’ya Türk işgücü göçünün 50’nci yılındaki (2011) bir buluşmamızda Gabriel’e, “Almanya’ya Türk işgücü göçü başlayalı 50 yıl oldu. Bu olgu Almanya için ne ifade etmektedir?” diye sormuştum.

“Her şeyden önce bu kutlamak için bir nedendir. Bu nedenle biz Türk-Alman İşgücü Sözleşmesi’nin 50’nci yılı vesilesiyle Berlin’de Ekim ayında bir Alman-Türk Kültür Şenliği düzenleyeceğiz. Tabii şunu da belirtmeliyim ki, Türkiye’den göç edip gelen bu insanlar olmasaydı Alman ekonomi mucizesinin gerçekleşmesi de mümkün olmazdı. Şu da en az o kadar önemli: Almanya Türkiye’den gelen bu insanlarla zenginleşmiştir. Göçmenler sayesinde Almanya açık bir toplum olmuştur” yanıtını vermişti.

Tabii ilk eşinin Türk kökenli olduğunu bildiğim için “Kişisel olarak Türklerle ne gibi tecrübeleriniz oldu?” sorusunu da yöneltmiştim.
Gabriel, “Belki de biliyorsunuz, ben bir Türk kadınla evliydim. Bugün bile hala birbirimizi çok iyi anlıyoruz, çok iyi anlaşıyoruz. Türkiye ile çok yoğun ilişkilerim var. Cuma günü birkaç günlüğüne İstanbul’a gidiyorum. İstanbul tanıdığım en etkileyici metropoldür” demişti.

Gabriel’e SPD’li Federal İçişleri eski Bakanı Otto Schily’nin, “En iyi uyum asimilasyondur- eritmektir” söylemini hatırlatıp, “Bu görüşü paylaşıyor musunuz?” diye de sormuştum.

Yanıtı çok açıktı: Almanya’da sürekli olarak yaşamak isteyen hiç kimse kimliğini de kökenini de inkar etmek ve bunlardan feragat etmek zorunda da değildir. İşte bu yüzden biz Sosyal Demokratlar olarak çifte vatandaşlıktan yanayız.

* * *

Tabii Gabriel’e Türkiye’yi de sormuştum.

“SPD olarak Türkiye’nin komşularıyla ve Orta Doğu’da sorunların çözümü için önemli bir rol üstlenmesini istiyorsunuz. Türkiye’den ne bekliyorsunuz? Türkiye ne gibi bir rol üstlenebilir?” sorumu SPD lideri şöyle yanıtlamıştı: Türkiye, dış politikanın önemli bir aktörüdür. Türkiye Almanya’nın, Avrupa’nın ve diğer ülkelerin önemli bir ekonomi partneridir. Halkı ağırlıklı olarak Müslüman olan Türkiye’nin bir köprü işlevi olduğu gibi, bölgede demokrasinin yerleşmesinde ve geliştirilmesinde bir model rolü de üstlenebilir. Ben Türkiye’nin dünya politikasındaki bu rolünü gelecekte de sorumlu bir biçimde sürdüreceğine inanıyorum.

Sigmar Gabriel, “CDU/CSU Türkiye’nin AB’de tam üye olarak yerini almasına karşı çıkıp ‘imtiyazlı ortaklık’la yetinmesini istiyor. Böyle bir öneriyi nasıl değerlendiriyorsunuz?” soruma da “SPD, Türkiye’nin çok normal bir AB üyesi olabilmesinden yanadır. Muhafazakar politikacılar da Türkiye’ye bu yönde hep söz verdiler. Bu hedeften şaşmamalıyız. Ama Türkiye’nin başlatılan reformları kararlı bir biçimde sürdürmesi gerektiği de çok açıktır” yanıtını vermişti.

“Almanya’da 620 bin civarında Türk kökenli seçmen olduğu tahmin ediliyor. Bu insanlar neden sizin partinize oy vermeli?” diye de sormuştum.

Gabriel, “Birincisi; çünkü biz, eğitimin sadece toplumsal başarı için bir anahtar olmadığını, aynı zamanda her bireyin gelişimi için temel şartlardan biri olduğunu biliyoruz. Eğitimle kariyer, 150 yıldır SPD’nin verdiği temel sözlerden biridir. İkinci olarak ise SPD, güvenli bir sosyal düzenden yana. Biz, tüm genç insanların meslek eğitimi ve üniversite öğreniminden sonra, süreli işlerde çalışmak yerine, çalıştığı işinin karşılığında yaşamını onurlu bir şeklide devam ettirebilmesi ve kendi kararını verebilmesini istiyoruz. Ve üçüncüsü; biz, çifte vatandaşlık ve yerel seçimlerde yabancılar için oy hakkı gibi konularda göçmenlerin haklarını savunuyoruz” demişti.

“50 yıl sonra Türk ve Türk kökenli toplumu nerede görmek istersiniz?” soruma da “Umuyorum ki, Türkiye’den gelen vatandaşlarımız, kökenlerini inkar etmeden, 50 yıl sonra toplumun doğal bir parçası haline gelir, ekonomik açıdan başarılı olur, sosyal açıdan kabullenilmiş ve iyi uyum sağlamış durumda olurlar” yanıtını vermişti.



EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı