"Gila Benmayor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gila Benmayor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gila Benmayor

Mücevherlerin dili

Geçenlerde sohbet ettiğim ünlü mücevher markası Chopard’ın sahiplerinden Caroline Scheufele “Lüks genlerinizde var” demişti. Kuşkusuz Osmanlı dönemini ima etmişti.

Sanat tarihçisi Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun haziran ayında çıkacak ‘Osmanlı Saray Mücevherleri’ kitabı padişahlara uzanan bu mücevher tutkusunu mercek altına alıyor.
Kitabın alt başlığı da ‘Mücevher Üzerinden Tarihi Okumak’.
“Mücevher her dönemin eğilimlerinin, beğenilerinin en sofistike göstergesi” diyor. Hangi mücevherde hangi taş kullanılmış ya da kimin tarafından tasarlanmış gibi sorular o dönemin panoramasını sunuyor İrepoğlu’na göre.
Osmanlı döneminin en ihtişamlı dönemi 16. yüzyıl ‘renkli taşların’ dönemi. Yakut, zümrüt, firuze en gözde taşlar. Kanuni Sultan Süleyman bu taşları sorgucunda olduğu kadar kemerinde günlük eşyalarında da kullanmış. Gül İrepoğlu, “O dönemde her eşya bir mücevher” diyor. Lüksün nasıl genlerimize işlediğini gösteren anlamlı bir cümle.

DÜŞÜŞ DÖNEMİNDE ABARTILI ELMAS

İhtişam II. Selim, III. Murad, III. Mehmet ile devam ediyor. Sultanahmed Camii’ni yaptıran I. Ahmet, caminin mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’ya aynı konseptte taşlarla bezeli bir taht yaptırıyor.
16. ve 17. yüzyıldan sonra düşüşün başladığı 18. yüzyıldaysa abartılı bir şekilde elmas ve pırlanta kullanılıyor. Buna dair Gül İrepoğlu’nun ilginç yorumu şöyle: “Düşüş dönemini, basmakta olan karanlığı kapatmak ister gibi parıltılar saçan taşlar fazlasıyla bol kullanılmış.”
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’ni okuyarak tespit ettiğine göre, yakut o dönemde Seylan diye bilenen Sri Lanka’dan, zümrüt Mısır’dan, elmas Hindistan’dan, firuze İran’dan, inci Yemen’den geliyor. Taş ithalatı başlı başına bir ekonomi.
Peki mücevherlerin tasarımı? “İmparatorluğun sınırları genişledikçe doğudan ve batıdan ustalar İstanbul’a geliyor. Tebriz’den, Herat’tan, Kafkasya’dan gelenlerle örneğin Bosna’dan gelen ustalar ‘Osmanlı üslubu’ dediğimiz üslubu ortaya çıkarıyor.”
Mücevherlerin yanı sıra, kumaşa mimarlığa yansıyan bir tarz. Kıymetli taşlar o dönemde kadın ve erkekler tarafından hemen hemen aynı oranda kullanıyor. Sorguç hem erkekte hem kadında var. Yüzük, kolye, kemer de öyle.
“Mücevher aynı zamanda bir güç belirtisi” diyen İrepoğlu’na göre, bunların en güzelleri diğer hükümdarlara hediye gönderilmiş. Nitekim en nadide Osmanlı mücevherleri bugün Kremlin’de.
Hem Osmanlı arşivlerinde hem yurtdışındaki kütüphanelerde araştırma yapan İrepoğlu’nun kitabı müze dükkânlarının işletmeciliğini üstlenmiş Bilkent Kültür Girişimi tarafından basılıyor.

Unesco Çatalhöyük’ü listesine alabilir

Gül İrepoğlu ile çok ayrı bir konu için buluştuk ancak yeni kitabını anlatmaya başlayınca heyecanlandım. ‘Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde’, Portekizceye, Hinducaya ve hatta Çinceye çevrilmiş ‘Cariye’ dahil sayısız kitap kaleme almış İrepoğlu aynı zamanda Unesco Türkiye Milli Komisyonu Yönetim Kurulu üyesi. Komisyonun, Somut Kütürel Miras İhtisas Komitesi Başkanı.
Buluşmamızın nedeni geçenlerde bu sıfatıyla Bursa’da düzenlemiş olduğu paneldi. İrepoğlu ‘Alan Yönetimi’yle ilgili paneli neden düzenlediğini şöyle anlatıyor: “Unesco Dünya Mirası Listesi’ne alacağı adaylara ‘Alan Yönetimi’ şartı getiriyor. Unesco’ya sunduğumuz aday listedeki Efes, Alanya Kalesi, Afrodisias, Bergama, Nemrut, Göbeklitepe gibi yerlerde
‘Alan Yönetimi’ nasıl olur meselesini tartıştık”.
‘Alan Yönetimi’ meselesi, ‘Tarihi Yarımada’ ile Unesco’nun Dünya Mirası Listesi’ne girmiş olan İstanbul’un canını hayli sıkmıştı.
Bursa’daki panel Alan Yönetimi nasıl yapılmalı sorusuna açıklık getirmiş. Türkiye bu işi öğrenirse Unesco’nun Dünya Mirası Listesi’ndeki alan sayısını katlayabilir.
Tek bir örnek vereceğim: Unesco’nun listesinde Türkiye’den sadece 10 kültürel varlık yer alırken İtalya’da bu sayı 40. İrepoğlu Dünya Mirası Listesi’ne yeni alanların ekleneceği Unesco toplantısı için önümüzdeki günlerde Saint Petersburg yolcusu. Geçen yıl listeye Edirne’deki Selimiye Camii Külliyesi dahil olmuştu. İrepoğlu’nun çıtlattığına göre bu yıl Çatalhöyük’ün listeye girmesi büyük bir olasılık. Göbeklitepe ile Çatalhöyük’teki kazıların sponsorluğunu üstlenen işadamı Ethem Sancak’a müjdeli bir haber bu.

X