"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Mücadele etmekten başka şansımız yok

Müyesser Yıldız konuşuyor. Korkmadan konuşuyor. Çünkü bu ülkeyi terk etmeye niyeti yok. “Mücadeleye devam” diyor, “Başka şansımız yok...” Pazar günü başlayan röportaj bugün de devam ediyor. Yarın da ODTÜ’de okuyan İlim Uğur’la sizi baş başa bırakacağım...

/images/100/0x0/55eb5d8cf018fbb8f8bc6a07

Sizce neden tahliye oldunuz?
- Bilsem... İçeri alındığımda iddianame neyse, bırakıldığımda da o. Yeni bir şey yok. Yeni bir delil yok. Ben de anlamadım niye bırakıldığımı. Daha doğrusu, içeriye niye alındığımı bilmediğim gibi, neden bırakıldığımı da bilmiyorum! Ahmet Şık ve Nedim Şener tutukluyken, çok baskı oldu, hem iç kaynaklı hem dış kaynaklı. Onların tahliyesinden sonra, “Basının da sesi kesilir” diye düşündüler, “Unuttururuz!” Sonra benim üşüme, kedi, Haşim Kılıç’a ve İlker Başbuğ’a mektuplarım gündeme geldi. Fark ettiler ki, böyle bir kadın var, aynı zamanda anne. Ben de içeride ha bire hukukun namusunu kurtarmak için feryat ediyordum, ses getirdi galiba bunlar. Ve rahatsızlık duymaya başladılar.


Delilleri ben mi toplayacağım? Tübitak’a gidip raporu ben mi çıkaracağım?
Ben de söyledim zaten, “Siyasi şartlarınız bu davayı düşürmenizi, bu dosyayı elinizin tersiyle itip atmanızı engelliyor. Farkındayım. Ama lütfen görevinizi yapın. Delilleri ben mi toplayacağım? Tübİtak’a gidip raporu ben mi çıkaracağım? Siz yapmıyorsunuz görevinizi, iyi de biz daha ne kadar burada bu yüzden yatacağız?”

“Hukuk soykırımı” derken ne kastediyorsunuz?
- Ömrüm yasalarla uğraşmakla geçti. Yazdığım her haberde, “Bunun hukuki boyutu nedir?” diye araştırdım. Bizim yasalarımızda bir sorun yok, “Şu yasayı değiştirirsem, tutukluluğu kısaltırsak...” bunlara da gerek yok, bu mahkemeler, bu iktidar döneminde kuruldu, bu yasalar da bu iktidar döneminde çıkarıldı, siz kendi çıkardığınız yasalara uyun yeter. Onlara bile uymuyorsunuz. Bizim tutuklanmamızı gerektiren bir şey yoktu. Zihniyet sorunu da değil, burada bir kötü niyet var. Adaleti, hukuku, intikam aracı olarak kullanıyorsunuz. O yüzden yasa değiştirseniz kaç yazar. Yine bu tablo çıkar ortaya. Siz kendi çıkardığınız yasaları katlediyorsunuz, hukuk soykırım yapıyorsunuz!

Ben çıktım, arkadaşlarım içeride diye vicdan azabı duydunuz mu?
- Duymaz mıyım? Elbette duydum. Bu yapılan da bir işkence yöntemi. Nedim Şener tahliye olduğu zaman, avukatı beni ziyarete gelmişti. “Utanıyor” dedi. “Utanacak olan o değil ki, bize bu süreci yaşatanlar” dedim. Ama evet, ben de utanç hissettim. Tahliye haberini alınca ağladım. “Bir tek ben mi?” dedim, “Yalan söylüyorsunuz! Niye sadece ben? Arkadaşlarımın haberi var mı? Açın arabayı ben söyleyeceğim, onlarla vedalaşmak istiyorum.”

Bu ülkede neler oluyor?
- Şu cümle var ya, hep tekrarlanan: “Türkiye’yi dönüştürmek istiyorlar”. O doğru. Türkiye’de bir hesaplaşma var, tarihi bir hesaplaşma. Ben Türkiye tarihini çok iyi biliyorum. Benim başucu kitaplarım Sevr’dir, Lozan’dır, Atatürk’tür, O’nun mücadelesidir. Bugün yarım kalan tarihi hesaplaşmalar tamamlanmak isteniyor. Bu da maalesef bizim içimizde, bize yaptırılıyor. Bizim içimizde, bizi birbirimize kırdırıyorlar.

Peki bunca başınıza gelenden sonra, “Düzeni ben mi değiştireceğim? Artık boşvereyim de başım beladan kurtulsun!” demiyor musunuz?
- Olur mu öyle şey! Kendime ve oğlumun geleceğine saygımdan dolayı mücadeleye devam edeceğim. Bundan on yıl önce bana “green card” hakkı çıktı. Eşim benden habersiz müraacat etmiş, kabul edildim, Amerikan Büyükelçiliği’ne çağırıldım, imza atacağım o kadar. “Yapamayacağım!” dedim, “Ben ülkemden başka yerde yaşamam.” Atmadım imzayı. Hepimizin, şapkamızı önümüze alıp düşünmemiz gerekiyor, biz bu ülkeden gitmek istiyor muyuz? İstemiyorsak mücadeleye devam. Kafamızı kuma gömerek ya da buralardan gitmeyi hayal ederek mücadele edilmez...

ÇiMLERE BASAMIYORUM

Oğlunuz ve kocanız nasıl tepki gösterdi siz serbest bırakılınca...
- Hiçbirimiz beklemiyorduk. Ağlayarak çıktım, onlar da ağladı. Ne var ki artık bedenim özgür, bu sefer de ruhum içeride kaldı.
Çimlere neden basamıyorsunuz?
- Yeşile çok hasret kaldım. Bütün içeridekiler öyle. Şimdi tuhaf bir şekilde basamıyorum. Ama onların adına basacağım.

ERDOĞAN VE AĞAR HANGİ ŞARTLARDA YATTIYSA İLKER BAŞBUĞ DA O ŞARTLARDA YATSIN DİYORUM

Neden “İlker Başbuğ paspas yapamaz!” diyorsunuz, içeride herkes yapmıyor mu, sizin yapmanızla, diğerlerinin yapmasıyla onun yapması arasında ne fark var?
- Ben sıradan vatandaşım, yaparım n’olacak. Ama şunu gördük: Birtakım özel isimlere, özel muamele yapıldı. Mesela kime? Mehmet Ağar’a. Ki tanırım Ağar’ı, o görevdeyken ben de gazeteciyim, beni de sever. Mehmet Ağar, cezaevine gireceği zaman, “Hangi cezaevini istersin?” diye soruldu. O cezaevinin statüsü yükseldi, onarımlar yapıldı. Ya da Recep Tayyip Erdoğan, 4 ay yattı. Recep Tayyip Bey hep şunu söylüyor, “Şiir okudum diye 4 ay yattım!” Benim de bilgisayarıma da birileri dört sayfa bir şey attı diye, 15.5 ay yattım! Ki Erdoğan’ın hükmü kesinleşmişti. Bizim gibi neyle suçlandığını bilmeden aylarca kalmadı. Yatacağı yeri hazırlandı. Kendi anlattı, özel koğuşlar hazırlandı, ziyaretçilerini kabul etti, balık partileri yapıldı. Onlara yapılıyorsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı’na neden yapılmıyor? Ben sadece iyilikte eşitlik istiyorum. “Niye onlara yaptınız değil, bunu da yapın!” diyorum.

TOPLUMUMUZUN YAŞADIĞI HAFIZA KAYBI

Hafıza kaybı var toplumda, ciddi bir hafıza kaybı. Cumhuriyet’in galiba son nesli bizleriz, Cumhuriyet’in değerini bilen, bu ülkenin nasıl büyük mücadelelerle kurulduğunu bilen...

X