"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Muazzez ile Hayrettin iyi bayramlar diler

İkisi de dünya tatlısı. İkisi de konularının uzmanı. İkisi de Türkiye’ye mal olmuş, örnek insanlar. İkisi de hâlâ okuyor, kendini geliştiriyor, öğrenmeye devam ediyor, gençlere faydalı olmak için uğraşıyor. Hayrettin Karaca 91, Muazzez İlmiye Çığ 99 yaşında.

Onlar arkadaş. Birbirlerini seviyorlar, saygı duyuyorlar. Ama aralarında bir “elektrik” de var. Birbirlerini beğeniyorlar da. Şaka değil, gerçekten. Bu halleri de çok hoşuma gidiyor.
Bu bayram onlarla söyleştim. Hem eski bayramları anlattırdım. Hem de birbirlerine olan tutkularını.  Gülümseyerek okumanız dileğiyle. İyi bayramlar. Yarın da şahane bir bey-efendiyle karşınızdayım. Görüşmek üzere.

/images/100/0x0/55eac158f018fbb8f894a1e7Hayrettin Karaca: Eski bayramlarda zengin-fakir ayrımı olmazdı

Sizin bayramlarınız nasıldı?
-Çok güzeldi. Özel günlerdi...

Ritüelleriniz nelerdi?
-Zengin, fakir herkes yeni elbise giyerdi. Alamayacakların bile mahalle, yardımına koşar, bir şekilde hallederdi. Birlik, beraberlik vardı.

Kimlerin eli öpülürdü?

-Evvela evdeki büyüklerin. Yakın, uzak akrabaların. Sonra komşu ziyaretleri başlardı. Biz çocuklar da giderdik. Tiril tiril, pırıl pırıl. Bizi severlerdi, saçımızı okşarlardı. Sonra şeker, hediye ya da bayramlık verirlerdi. “Manda gözü” verdiler mi, bizden mutlusu olmazdı!

Manda gözü ne?
-Bizim zamanımızın 25 kuruşu. Manda gözü mavi olur. 25 kuruş da gümüş rengiydi, böyle mavi mavi parlardı, o yüzden...

O parayla ne yapardınız?
-Neler neler! 6-7 dondurma alırdım ama geriye yine çok para kalırdı. Bayram yerleri kurulurdu, oyunlar, cambazlar olurdu. O eğlencelere de yeterdi manda gözü!

Zaman içinde bayramlar nasıl değişti?
-Kasabada pek bir şey değişmedi. O ahenk, o kültür bir şekilde devam etti. Ama bugün, şehir hayatında, fakirlerin esamesi bile okunmuyor. Çünkü artık mahalle ahlakı, mahalle kültürü yok. Şehirde, apartmanda insanlar alt katında kimler oturuyor, onu bile bilmiyor. Komşuluk kalmadı. Bugün bayram, “Paran varsa, arabana atla git” oldu. Bayramın kendisi unutuldu. Eski bayramlar, insanların maddi durumlarına göre sınıflandırılmadığı bayramlardı. Bugün ne yazık ki öyle değil...

/images/100/0x0/55eac158f018fbb8f894a1e9Paran olması, adam olmana yetmezdi

Bu bayram size kimler gelecek?
-Torunlar, torunların çocukları. 8-10 kişi. Ama benim çocukluğumda bu sayı çok daha yüksekti. Bayram başka bir havaydı. Yaşamı değiştirirdi. Hele bir şey de damlatmamışsan elbisene, senden havalısı yoktu. Her şeyin yeni, pabucun yeni. Gerçi ben bayramlarda pabuç giymeyi sevmezdim...

Neden?
-Normal günlerde anneciğim beni doyurur, “Hadi git oyna!” derdi. Ayakkabı da giydirmezdi, çünkü mahalledeki çocukların neredeyse hiçbirinin ayakkabısı yoktu. Anlatmaya çalıştığım bu: O kültür bambaşkaydı, paran var diye kendini insanlardan üstün hissetmezdin, hissedemezdin, çok ayıptı! Nenem mesela, bizim fabrikanın konfeksiyon bölümünde çalışırdı, yorgun argın eve gelirdi, sonra da kazanlarla yemek pişirirdi. O kazanlar ertesi gün imalathaneye getirilirdi. Bütün çalışanlar, evinden tahta kaşık getirirdi, nenem de personelle birlikte oturur yerdi. Babam da, “Koyun tabağıma getirin biraz” demezdi, oysa fabrikanın sahibiydi, işçilerin arasında oturup yerdi. Yani? Paranın olması, senin adam olmana yetmezdi!

Muazzez’im gel bizim eve, oturalım diz dize, sevişelim göz göze

Bu bayram Muazzez Hanım’ı arayacak mısınız?
-Arayacağım tabii. O benim büyüğüm, nişanlım...

“Nişanlım” tamam da, “büyüğüm” dediğinizi duymasın, kadınların hoşuna gitmez, 99 olması da fark etmez!
-Ben ‘makam olarak büyüğüm’ demek istedim! Bak ona ne diyeceğim bu bayram, bu maniyi yeni yazdım: “Bal gelir arıdan/ Darı gelir topraktan/ Muazzez’im sevişme zamanıdır/ Vakit kaybetmeyelim/ Hadi kalk bana gidelim...”

Çok güzel. İnşallah hoşuna gider. Biz sizin ikinizin yan yana durmanıza, mânilerle atışmanıza bayılıyoruz. Siz birbirinize ne kadar bayılıyorsunuz?
-“Ben sana hayranım!” diyorum, beni dinlemiyor. “Muazzezim” diyorum, “Oraya buraya gitme/ Gel bizim eve/ Oturalım diz dize/ Sevişelim göz göze”. Oralı olmuyor. Ama ben inatçıyım, vazgeçmeyeceğim...

/images/100/0x0/55eac158f018fbb8f894a1ebO çok enerjik ve neşeli, siz de öyle misiniz?
-Tabii öyleyim. Canımı tek sıkan şu 10 kıratlık pırlanta yüzük meselesi. Biliyorsun evlenmek için olmayacak bir şey istedi. Harıl harıl emekli maaşımdan para artırıyorum, ama hesaplarıma göre ancak 2040’ta alabileceğim o tek taşı. Şimdi nişanlıyken kahrını çekiyorum. Ama bir evlenelim bak o zaman erkekliğimi nasıl göstereceğim, çektirdiklerinin acısını nasıl çıkaracağım...

Söyle Hayrettin’e elini çabuk tutsun başkası takarsa tek taşı, nişandan dönerim haberi olsun

Hayrettin Karaca’nın bayramını kutlayacak mısınız?
-Tabii. Hep ben arıyorum zaten. Bakma, bir sürü etkileyici laf eder ama telefon etmez. Cep telefonu kullanmıyor, bilgisayar kullanmıyor, araba kullanmıyor. Ben ondan 8 yaş büyüğüm, e-mail’le iletişim kuruyorum, Hayrettin’de ne gezer! Sevgili nişanlım, biraz geri kafalı. Ama yine de bir tane, eşi benzeri yok...

Aranızda güçlü bir elektrik hissediyoruz, yanılıyor muyuz?
-Var, var, var. Yaptığı işleri, karakterini, okuma sevgisini, insanları aydınlatmak için koşturmasını pek beğeniyorum. Sevgi yetmez, aynı zamanda saygı duyuyorum. Gülüyoruz birlikte. Bir de benim için 50 tane mâni yazmış biri. Çok hoşuna gidiyor.

Siz onun için yazdınız mı?
-Evet. Onunkiler kadar iyi olmadı ama bak şöyle: “İster çılgın, ister deli desinler/ Yaşlı insan aşk bilir mi diyenler/ Sevgi dolu tatlı sözler duyunca/ Uyuyan kalpte neler olur görsünler.” Bir tane daha var: “Ömrümün şu son deminde/ Kapıldım bir sevgi seline/ Çırpınırken sevinçten/ Bir dalga geliyor yeniden...”

99 olmak nasıl bir şey?
-Ay sorma rezalet! Sinirime dokunuyor yaşım!

Diyor ki Hayrettin Bey, para biriktiriyorum ancak 2040’ta alabileceğim istediği 10 kıratlık tektaşı...
-Aaaa ben o kadar bekleyemem! Söyle ona elini çabuk tutsun. Başkası takarsa nişandan dönerim haberi olsun...

/images/100/0x0/55eac158f018fbb8f894a1edMuazzez İlmiye Çığ: 100’e bir kaldı!

Çocukluğunuzun bayramları nasıl geçti?
-Benim çocukluğum savaşlarla geçti. Birinci İnönü, İkinci İnönü, Sakarya... O zamanlar bayram kutlayacak halimiz yoktu. Ama Cumhuriyet’ten sonra işler değişti. Bayram heyecanı yaşamaya başladık. Dedem, nenem o yıllarda hayattaydı. Bayramı onlarla kutlardık...

Ritüelleriniz var mıydı?
-Olmaz mı?! En güzel elbiselerimizi giyer, büyüklerimizin elini öperdik. Sonra sıra diğer akrabalara ve komşulara gelirdi.

Kimlerden harçlık alınırdı?
-Bize daha çok hediye verirlerdi; mendil, şeker, meyve. Ama bir keresinde Eskişehir’e gittik, ben 17’yim, kardeşim 7. Kardeşim akrabaları dolaşmış, herkes ona harçlık vermiş. Eve elinde bir tomar parayla geldi. “Bu ne?” dedim. “Bayram harçlığı!” dedi. Çok şaşırdığımı hatırlıyorum. Eskiden böyle bir para kültürü yoktu. Hediye olarak para verilmezdi...

Siz peki hiç harçlık almadınız mı?
-Hayır, çocukken almadım.

Aaa yazık size!
-Ama sonradan aldım! Üstelik demin söz ettiğim o 10 yaş küçük kardeşimden. Amerika’da profesör şimdi, benim hem kardeşim, hem öğrencimdi. Elimi öptü, “Al ablacağım bu da bayram harçlığın!” dedi. Çok da hoşuma gitti. Bir de kocamdan aldım. Ama babamdan hiç almadım.

Siz şimdi torunlarınız, çocuklarınız elinizi öpmeye gelmeyince üzülüyor musunuz?
-İki kızım, bir torunum var, onlar da hep geldiler, gelirler. Gelemeseler de üzülmem.

Yeni kuşaktaki, “Bayram eşittir tatil” anlayışı sizi rahatsız etmiyor yani...
-Zamanın ruhuna direnmenin manası yok. Ama bir taraftan da bu bayramlar, insanları bir araya getirmek açısından hoş vesileler. Uzak bir akrabanız vardır, çıkar gelir, muazzam sevinirsiniz ya da siz onu görmeye gidersiniz. Artık aileler pek toplanmıyor. Bu bakımdan üzücü. Ama zamana ayak uydurmak da gerekiyor. Onların da bir hayatı var, yıl boyu çalışıyorlar. Ben böyle şeylere aldırmam. Fakat gençler, eskisinden daha muhafazakâr bayramlar görecek.

Nasıl yani?
-10-15 yıl sonra din vurgusunun altı daha da çizilecek. Ama yanlış bir şekilde. Şimdiden canım sıkıyor: Ayol, zenginlere iftar sofrası yapılıyor! Olacak şey mi? Benim bildiğim ramazan, fakirlere, muhtaçlara yardım ayıydı. Bu, unutuldu, gitti. Şimdi her şey, bir gösterişten ibaret oldu.

Kimden bayram tebriği alsanız, çok şaşırırsınız?
-Başbakan’dan!

Kimin elini öpmek isterdiniz? Hayatta olmaları da gerekmiyor...
-Tabii ki Atatürk!

O’nun tırnağının kiri yok ortada. O haldeyiz. Muazzez İlmiye Çığ hangi dönemini yaşıyor?
-Hangi dönemi olacak? Son dönemi. Yüze bir kaldı. (Kahkaha atıyor...)

Nasıl hâlâ bu kadar aktif, enerjik ve neşeli olabiliyorsunuz?
-Öbür tarafa rahat gidebilmek için böyle olmak gerekiyor. Hayatı hafif ti’ye almazsan tadı kalmaz, aksi bir ihtiyar olursun. Ayrıca niye son yıllarımı melankoliyle geçireyim? Hemen toplayıp bavulumu mezara gideyim o zaman...

Allah gecinden versin! Şu anda size en keyif veren şey ne?
-Bütün aile bir arada olmak. Şimdi kardeşim, çocuklarım, kızım, damadım bir aradayız.

En üzüntü veren şey ne?
-Memleketin hali beni kahrediyor.

Genç olsanız, bu bayram tatilinde kiminle aşk yaşamak isterdiniz?
-Cevabını versem, “Muazzez 100 yaşında azdı!” derler...

Vardır ya insanın aklında biri...
-Vardır da söylenmez!

Ne bileyim Humphrey Bogart mı, Paul Newman mı, James Dean mi?
-Ha sen rahmetlilerden söz ediyorsun. Tamam o zaman bir zararı yok: John Wayne, şekerim. Ben eskiden onu beğenirdim.

Siz harçlık verirken cimrilik filan yapıyor musunuz?
-Yok, ben eli açık bir insanım.

Yaşlandıkça insanlar cimrileşiyorlar mı?
-E öyle bir durum oluyor. Ama haklılar. Çocuklar bazen atıveriyorlar yaşlıları, onlar da korkuyor. Harcamalarını kısıyorlar, kendilerini güvence altına almaya çalışıyorlar.

Ya sizin evlatlarınız olmasaydı...
-O işte, çok fena olurdu. Herkesin korkusu aynı: Yaşlandığında yalnız kalmak ya da bir başkasına muhtaç olmak. Ama, “Yaşlandığımda hayat nasıl olacak?” diye düşüne düşüne hayatı kendine zindan edenler de var. Ben onlardan değilim, hep “N’olacaksa hayırlısı olsun!” dedim.

X