Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

‘Muattal pınarlar’

Yaşar NURİ ÖZTÜRK

Başlığımız, Kuran Hac suresi 45. ayetten alınmıştır. Pınar olarak çevirdiğimiz kelime, su kuyusu anlamındaki ‘‘bir’’ sözcüğüdür. Kuran'ın ilk muhatapları, su kaynağı dendiğinde daha çok su kuyusunun akla geldiği bir coğrafyanın çocuklarıdır. Biz, bu anlamda daha çok pınar, kaynak veya göze kelimesini kullanırız. O yüzden ben, ‘‘elbi'r el-muattala’’ tamlamasını ‘‘muattal pınarlar’’ olarak anlamlandırdım.

Muattal sözcüğü, Türkçe'de de var. İşlev dışı tutulmuş, kenara itilmiş, kullanılmaz hale getirilmiş anlamlarında bir kelimedir...

Hac 45. ayet, muhteşem bir söz mucizesi sergileyerek bize diyor ki: Zalim damgasını yemiş ve çöküşe mahkûm edilmiş bir toplumun/bir uygarlığın belirgin niteliklerinden biri de muattal su pınarları ile görkemli, süslü, özene-bezene yapılmış köşklerin yanyana oluşudur. Şunu da ekleyelim ki, din, medeniyet ve edebiyat tarihlerinde su sonsuzluğun, mutluluğun, bilgi-bereket ve düşüncenin sembolüdür. Böyle olunca muattal su kuyusu, taşıdığı bilgi ve düşünce ışığından yararlanılmayan, bir kenara itilmiş, görmezlikten gelinen bilim ve düşünce taşıyıcılarını ifade edecektir. Dikkatle bakılırsa ayette esas anlatılmak istenen de budur.

* * *

Şimdi, sadece din açısından değil, sosyoloji, uygarlık tarihi, edebiyat, hatta felsefe açısından eşsiz incelikler taşıyan ayetin tümünü görelim: ‘‘Zalim olduğu için helak ettiğimiz nice kent/medeniyet var ki duvarları, tavanları üzerine çökmüş durumda... Nice kullanılmaz halde bırakılmış su kuyusu, nice görkemli/süslü/bakımlı köşk var!’’

Bu ayetteki tanrısal mesaj, anlam boyutlarından sadece birine hapsedilerek şöyle düşünülmüştür: Burada, kötülükleri yüzünden kentleri-köyleri yerle bir edilmiş eski toplumlardan bahsedilerek bizim ibret almamız isteniyor...

Bu, doğrudur ama ayetteki mesajın bir kısmıdır. Ve ikinci derecede ibret taşıyan kısmıdır. Kuran kelamını tek anlam boyutuna hapsetmek ve geleneksel deyişleri tabulaştırmak tutkusundan kurtularak ayete baktığımızda ise görülen şudur: Zulümleri yüzünden çökmüş ve perişanlığa mahkûm edilmiş toplum ve medeniyetlerde şu belirtiler dikkat çeker: 1. Duvarlar, tavanlar üzerine binmiştir. Yani, üstte, önde, tepede olması gerekenler alttadır, ikincil durumda olması gerekenlerin denetimine verilmiştir. Bunun sonucu, toplumda, ırsız-arsız-vurguncu takımının gözde ve önde olmasıdır. Öne geçmede ölçü, gayret, erdem ve bilgi değil; kurnazlık, azgınlık ve acımasızlıktır. 2. Bilim ve düşünce üreten, başka bir deyişle yarınları herkesten önce görebilen ışık pınarları şu veya bu şekilde muattal hale getirilmiş, devre dışı bırakılmıştır. Bunun açık anlamı, çöküş ve perişanlık sürecine giren toplumlarda, bilim ve düşüncenin itibar dışı tutulduğudur. 3. Görkemli, süslü, bakımlı köşkler ve binalar dikkat çeker. Bilim ve düşünce erlerinin olması gereken itibar noktalarına arsız-vurguncu takımı oturunca onların zevk ve refahını sağlamada hizmet verecek keyif binaları bollaşacaktır. Bu, bilim ve düşüncenin yerine iğreti arzularla tatminin, dindeki samimiyetin yerine de duvar gösterisinin geçişi demektir.

Kuran buna, uzun yıllar önceden şunu öğretmiştir: Dinsel binaların, mabetlerin görkemli kılınması, süslenip püslenmesi (özellikle mabet yapma yarışının başlaması) dindeki çöküşün göstergesi olduğu gibi, genel mimaride yükseliş de uygarlığın çöküşünün işaretidir. Tüm uygarlıkların, o arada Osmanlı uygarlığının, mimaride doruk noktalara çıkışıyla çöküş sürecinin başlayışı aynı zamana rastlar. Osmanlı'nın din mirası açısından da durumu budur. Osmanlı, İslam bilgi ve düşünce mirası açısından bakıldığında, hep hazır yemiş, o mirasa, mimari yapıtlar dışında hemen hemen hiçbir şey eklememiştir.

* * *

Bahsimiz olan ayetin penceresinden son yılların Türkiye'sine baktığımızda, bana göre, manzara şudur: Ticaretten siyasete, ziraatten felsfeye tüm alanlarda, özellikle din alanında toplumu yarınlara taşıyacak ve boyut atlatacak çok önemli ‘‘su pınarları’’ muattal kılınmıştır.

Bu muattal kılmanın en tehlikeli sergilenişi ise din alanındadır. Ülkenin kaderini belirleyen belki de bir numaralı değer olan din alanında, suyundan içilecek hemen hemen tüm pınarlar hizmet dışıdır. Sahne, sadece İslam'ın değil, tüm dinlerin ıstırabına neden olan bir panteona bırakılmıştır.

Muattal pınarların hayat verecek sesini, derin ve hüzünlü sesini her şeye rağmen duyan ve sularından her şeye rağmen içebilenlere selam olsun!













X