"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

’Motor yağı’nda büyük vurgun

ANKARA Cumhuriyet Savcısı Ömer Süha Aldan, Hürriyet’te 28.9.2007’de yer alan, örgüt kurmak ve Petrol Piyasası Kanunu’na muhalefetten açtığı 35 sanıklı davada "Kaçak akaryakıtla 10 milyar dolar uçuyor" diyor.

Peki sadece bu kaçakçılık mı var? 1.10.2007’de Erkan Çelebi’nin "125 milyon dolarlık 10 numara yağ oyunu" adlı araştırması da bir başka vurgunu ortaya koyuyor. Ancak okurlarımız, bu olayın boyutlarının çok daha büyük olduğunu bildiriyorlar bize.

Ne yazık ki en büyük toplumsal felaket ise bu yakıtların yarattığı çevre kirliliğinden ötürü farkına varmadan zehirlenmemiz...

En büyük neden kontrolsüzlükten ötürü kullanımı gittikçe artan motor yağları. En ünlüsü de ’10 numara yağ’ diye bilineni... Ve bunlar motorine alternatif olarak sunuluyor. Bu konuda bir motor tamirci dükkánının önündeki bir ilanın fotoğrafı düşüyor önümüze. İlanda "10 numara motor yağı, tenekesi (18 litre) 32 YTL; bıçkı yağı tenekesi 25 YTL" diyor. Artık çoğu araç sahibi bu tür yağları mazotuna ’katık’ yapıyor; yakıtını ucuza getiriyor. Bir başka fotoğrafta ise tenekenin üzerinde ’Light oil’ yazıyor. Ürünün tanımında "bazı imalat sahalarında hammadde olarak kullanılır" diyor.

Bunlara ’baz yağlar’ da deniyor.

Litresi 2 lira 30 kuruş olan mazotun yanında çok ucuz bir ürün sayılıyor; düzgün çalışan kamyoncu ve otobüsçü bu ’kaçak’la rekabet edemiyor. Olayın arkasında şu gerçek yatıyor:

Mazotun 1 litresi 840 gr.; 10 numara motor yağının ise 880 gr. tutuyor. ’Uyanıklar’, bu yağa boya sanayiinde kullanılan bir başka petrol ürünü olan ’White Spirit’ katıyorlar. Yani yağı inceltiyorlar. Litresi 780 gr. olan ’White Spirit’ın kalınlığı mazotun koyuluğuna getirilmiş oluyor.

Böylece, 2.30 YTL’lik mazot yerine 1.50 YTL ’paçal’ yağ kullanılmış oluyor.

Piyasada inanılmaz bir haksız rekabet ortaya çıkıyor. Milyon dolarlar (milyar da diyebilirsiniz) bu şekilde ’götürülüyor.

Kimlere ithalat izni verildi

BİR dağıtım şirketinin yetkilisi bize şöyle diyor: "Emin olun bu namussuzlukların içine girmeyen otobüs firmaları, 50-100 TIR ve kamyondan oluşan taşıma filoları, özellikle iş makineleri ve beton santralları, hizmetlerinde mağdur oluyorlar. Buna karşılık bu yağlardan kullananlar ise (bunlara ne demek gerekiyorsa) büyük avantaj sağlıyorlar. Örneğin, 100 bin litre baz yağ (10 numara motor yağı) tüketen bir firma, 80 milyon YTL (80 milyar lira) kazanmış oluyor" diyor.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK), haksız vurgun ve soyguna karşı bir görev düşmüyor mu? Muhatabamız "Düşüyor tabii..." diyerek önemli bilgiler veriyor:

"Adamı ve siyasi gücü olanlar, önce Sanayi Bakanlığı’ndan kapasite raporu alabiliyorlar. EPDK da, ithal izni veriyor. EPDK’nın izin verdiği ithalatçı firma sayısının 150’yi bulduğu (hangisinin laboratuvarları var acaba) söyleniyor. Bu firmalar da, piyasada ’makine yağı, iplik makineleri yağı, şanzıman yağı, diferansiyel yağı, kaydırak, bıçkı ve çok amaçlı yağ’ (SN 100, SN 150, SN 500) adıyla bilinen bu yağları dökme olarak Türk limanlarına getiriyor.

Tonu yaklaşık 700 dolardan (CIF) getirilen bu yağlar, gümrük vergisi ve ÖTV’den de muaf... Dökme ürünler daha sonra tenekelendirilerek veya yine dökme olarak piyasaya sürülüyor. Bu durumda bu tür yağların litresi yaklaşık 1 YTL’ye (1 milyon TL) mal oluyor ve piyasaya da 1.5 YTL’den satılıyor.

Yani litrede yaklaşık 0.5 YTL kazanırken, bunu alan otobüs ve kamyoncu da 0.8 YTL bir avantaj sağlamış oluyor; rakiplerine göre...

Örneğin, 1 milyon litre üründe, devletin toplam vergi kaybı 1 milyon 300 bin YTL oluyor.

Haksız ve kayıtsız bir kazanç!..

İlgili çevrelere göre, Türkiye’nin ’baz ve kaydırak yağ’ ihtiyacı 100 bin ton civarında iken, ilgili çevrelere göre yılda 3 milyon ton ithalat yapılıyor. Akla şu geliyor; Türkiye’de her yıl binlerce gemi mi denize indiriliyor; ormancılık sektörü çok mu gelişti ki hazırcılık için bu kadar yağ gerekli olsun?"

EPDK’ya sorular

Bu arada sorular gündeme geliyor:

EPDK, son beş yıl içinde bu tür ithal izni verdiği firmaların bu ürünleri nerelerde kullanıldığı, kimlere satış faturası kesildiğini hiç araştırıyor mu?

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Çevre Yasası’na göre, atık motor yağlarının petrol şirketlerinin kurmuş olduğu ve atık motor yağ toplayan Pet-Der’e teslim edilmesi gerekiyor. 3 milyon ton motor yağ Türkiye’ye girdiğine göre, Pet-Der’in yılda topladığı atık yağ tutarı neden 30 bin tonda kalıyor? (Gerçek motor yağları ile kanalizasyondan deniz ve akarsulara karışıyor.)

Maliye Bakanlığı, aynı şekilde ithalat işlemleriyle ilgili ’kayıt dışı’na dönük vergi incelemesi yapıyor mu? Örneğin, vergi uzmanları firmaları denetlerken şöyle bir soru soruyor mu?

"Sizin defterinizde 1000 ton yağ aldığınız gözüküyor. Bu yağdan oluşan yaklaşık 900 ton atık motor yağını, Çevre Bakanlığı’ndan lisanslı geri kazanım firmalarına teslim ettiniz mi?"

(1 litre motor yağının yaklaşık 800 gr. atığı olabiliyor.)

Egzozlardan zehirleniyoruz

İSTANBUL
ve Ankara’daki trafikteki araçların (otobüs, minibüs ve kamyonlar) egzozundan çıkan siyah dumanı gözlediğiniz zaman bilin ki ucuz olduğu için bu yağlardan ötürü... (Kaliteli motorinde kükürt oranı 5 ppm iken, bu yağlarda bu oran en az 300 ppm’i buluyor.)

Çevre kirliliğinin en büyük nedeni de bu zaten. Global ısınma dışında dahi olsa, diğer bölgelere oranla İstanbul ve Ankara neredeyse bir yıldır yağış düşmüyor. Bunun nedeni oksijen düşmanı bu yağlar mı acaba? İstanbul’un üzerindeki karbondioksit emisyonunun yüksekliğini, egzoz gazlarının neden olduğu ’sarı kızıllığı’ Marmara Denizi’nden veya uçaktan bakıldığında kaç kişi fark ediyor? Avrupa’daki yeni kararla, havayı kirlettiği için motorinle çalışan gemilerin artık biyodizelle çalıştığını hatırlatalım. O zaman biz üçüncü dünya ülkeleri sınıfında mı sayılacağız?

Türkiye’de bu işten belki 15-20 bin kişi ’ekmek’ yiyor ama 70 milyonun da insan sağlığı hiçe sayılarak zehirlenmeye devam ediyor. Elbirliğiyle ülkemiz zehirlenirken, bize şu söz kalıyor:

"Bizim uyanık vatandaşımız her zaman işini iyi bilir. Biz de zehirlenmediğimizin farkına bile varmayız; kansere yakalanıncaya kadar..."
X