Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Morukların seçimi

Ohhh, aklıma şükür! Sonunda keşfettim. Benim ki periodik bir hastalık. Yılın muayyen günlerinde cereyan ediyor. Bu muayyen günlerde kendimi o denli rahatsız hissediyor, o denli asabileşiyor, o denli huzursuz oluyordum ki insan içine çıkmaktan kaçınıyordum. Hele ilk başlarda, bu hastalıktan yalnızca kendimin mustarip olduğunu düşünür, yalnızlık duygularının içerisinde kıvranıp dururdum.Sonra sonra malum hastalığın yalnızca benim başıma bela olmadığını, birçok gencin de benimle aynı derdi paylaştığını keşfetmeye başladım da biraz olsun rahatladım.Gerçi bu rahatlık da geçiciydi. Yaşım ufak ufak ilerledikçe derdimin periyodu sıklaşmaya başladı. Eskiden yılda yalnızca bir kez başıma musallat olan yabancılaşma nöbetleri, televizyon kanallarının sayısı artıkça sıklaşmaya başladı.Ama işin sırrını çözmeyi başardım. Yıllardır her güzellik yarışmasının ardından kendi zevkimden şüphe duymaya başlar, seçilen güzellere bakıp yoksa ben zevksiz miyim diye düşünür, ertesi gün çevremdeki tüm insanların da benimle aynı fikirleri paylaştığını duymaya başlamakla bile yatışmazdım. Sırf bu yüzden, ‘‘yoksa çirkin bir kız da, ben kendi zevksizliğimden mi güzel buluyorum’’ diyerek ayrılmaya karar verdiğim kız arkadaşlarımın sayısı saymakla bitmez. Özgüvenimin yerine gelebilmesi içinse, ayrıldığım kızın zevk sahibi olduğu toplumca onaylanmış bir erkekle evlenmesini beklemem gerekirdi.Kendimi rahatlatmak için ne teoriler üretmemiştim ki? ‘‘Tabii’’, diyordum kendi kendime, ‘‘Biz sıradan insanlar bu güzelleri iki boyutlu televizyon ekranlarından, gazete sayfalarından takip ediyoruz. Doğal olarak da fotojenik olanlarını güzel buluyoruz. Halbuki dereceye girenleri seçen jüri, güzelleri gerçek üç boyutlu görüntüleriyle görme olanağına sahip’’.Düzenlenen güzellik yarışmalarının artan sayısına orantılı olarak sıklaşan nöbetlerim içinse başka bir formül bulmuştum. Yalnızca en kaliteli güzellik yarışmalarını takip edecektim. Bu yüzden de birkaç yıldır Kanal D tarafından düzenlenenler dışındaki yarışmaları izlememeye başladım. Hatta kimi yarışmalara izleyici olarak davet edilmeme ve güzelleri üç boyutlu olarak görme olanağına kavuşmama rağmen, kendi kendime ikinci sınıf olarak ilan ettiğim bu yarışmalara tenezzül etmedim. ‘‘Nasıl olsa’’ diyordum kendi kendime, ‘‘Kanal D bizim gruptan. Onlar da çağırır, dünya gözüyle bir güzellik yarışması seyretmeden, gözüm açık göçmem bu diyardan''. Tabii hesaba katmadığım bir gerçek vardı. Hürriyet de beni ikinci sınıf, fasulyeden yazar kabul ettiğinden her davete olduğu gibi bu davete de çağırılmadım ve ortada kaldım, avucumu yaladım.Neyse, iyi ki çağırmamışlar. Sayelerinde yıllardır karşımda duran bir gerçeği keşfettim. Şimdi açıklayınca siz de şaşacak, ‘‘sahi yahu, yıllardır bunu nasıl fark etmedik’’ diye dövünecek, ‘‘bunca yıl boşu boşuna şüphe etmişiz kendimizden’’ diye hayıflanacaksınız.Hazır mısınız? Öyleyse açıklıyorum. Güzellik yarışmalarında birinci olan güzellerin tek sırrı ‘‘morukların seçimi’’ olmaları. Jüriyi hatırlıyorsunuz değil mi? Çok büyük bir bölümü yaşlı başlı adamlardan ve kadınlardan oluşan jürinin seçiminin, biz gençlerin beğenisiyle örtüşmesini nasıl bekleyebilirdiniz ki?Gençlerin seçimi not: Gençler arasında yaptığım geniş soruşturma (jüri üyelerinin toplam sayısından daha fazla) sonucunda gerçek güzelleri saptadım. İşte gençlerin seçimi: 4, 12, 13, 14 ve 17 numaralı yarışmacılar çıtırın alasıydılar...yurtsan@hurriyet.com.tr
X