Dünya Haberleri

DÜNYA

    Montaj değil gerçek

    SAVAŞ ÖZBEY - SON DUVARIN ARKASI - 3
    07.08.2017 - 22:08 | Son Güncelleme: 08.08.2017 - 07:22

    27 Temmuz Zafer Günü’nde Kuzey Kore halkının genç-yaşlı, kadın-erkek, işçi-köylü hücum ettiği yerlerden biri de ülkeyi kuran Kim İl-sung ve halefi Kim Jong-il’in kabirlerinin bulunduğu Güneş Saray… Şimdi inandım o ağlayıp dövünmelere. Belli ki böyle hissediyorlar, montaj yok.

    DÜNYANIN pek çok ülkesinde kurucu liderlere nasıl saygı gösterildiğine şahit oldum. Çiçeğinizi alırsınız, belli bir düzen içinde huzura çıkarsınız, duanızı eder, saygı duruşunda bulunur yahut sadece minnetle başınızı öne eğersiniz ve sırayı sizden sonrakilere bırakırsınız…

    Güneş Saray öyle bir yer değil. Bir mozoleden çok, Antik Mısır’daki bir firavun mezarını andırıyor. Sanki hayatı boyunca işçileri, askerleri, köylüleriyle birlikte yatıp kalkmış bir lider değil, dünyaya gönderilmiş bir yarı-tanrıdan bahsediyoruz. Öyle doğaüstüleştirilmiş, öyle tanrısallaştırılmış… Geçtim kıyafetlerini, silahlarını, madalyalarını… Bindiği treni, gezdiği tekneyi koymuşlar müzenin içine.

    Montaj değil gerçek

    GÜNEŞ SARAY’IN KURALLARI

    Öyle elini kolunu sallaya sallaya Güneş Saray? Haşaa! Zafer Günü şerefine yabancılara Güneş Saray’ı ziyaret hakkı var. Pyongyang’da ne kadar yabancı varsa sabah Güneş Saray’ın bekleme salonunda toplanmış. Birazdan hepimizi dörderli kortejler halinde sıralayacak ve içeri almaya başlayacaklar. Her gruptan, onların davranış biçimlerinden yine rehberleri sorumlu. Kulaklarda telsiz, hiç çaktırmadan kaş-göz işaretleriyle anlaşıyor bu protokolün eğitimini almış rehberler ve jilet gibi giyinmiş üst düzey polis ya da istihbarat görevlileri. Dördüncü sıra, soldan ikideki Türk kollarını bağdaştırmış. Üçüncü saniyede çok tatlı bir üslupla anlatıyor rehberi burada böyle davranılmadığını. Kapılar, bekleme, güvenlik, devam… Üstünüzde kâğıt para hariç hiçbir metal bulunamaz.

    “E geçtik artık, hadi gidelim” yok. Sarayın içinde neredeyse hiç yürünmüyor. Yürüyen bant ve merdivenlerde belli bir hızda ve hiç kımıldamadan huzura çıkarılacaksınız. Her yer şıkır şıkır mermer ve altın kaplama… Hepsi baştan ayağa siyah geleneksel bir giysi giyinmiş, saçları-makyajları aynı, son derece karizmatik kadın görevliler var her yanda. Sanki 21. yüzyılda mozole görevlisi değil de Keops’un defin töreninin tapınak rahibeleri gibi…

    Rehberimiz iyi belletti. Naaşları önce önden, sonra sağdan, sonra baş kısmını atlayıp bir de soldan selamlayacağız yarı belimize kadar eğilerek.

    Dede-oğul Kim’ler için birbirinin kopyası çok görkemli kabirler yapmışlar sarayın içinde. Fotoğrafı yok, tarifi imkânsız etkileyicilikte, kırmızı salonlar. Dört sütunun başında hiç kımıldamadan dört Kore askeri bekliyor, öyle bir atmosfer ki insana insan eliyle ebediyet duygusu pompalıyor. Bu salonları gören herhangi bir Kuzey koreli öğrencinin ‘büyük Lider Kim İl-sung’un öldüğüne inanması güç. Olsa olsa dinlenip gülümsüyordur. Zaten öldüğü kabul edilmiyor; hâlâ “Başkanımız” diye söz ediliyor.

    Montaj değil gerçek

    SAVAŞ MÜZESİ’NDE 1950’YE IŞINLANMA

    KUZEY Korelilerin önemli tarihleri mekânlara nakşetme konusunda özel bir hassasiyetleri var. Bunlardan biri de Pyongyang’da Kore Savaşı’nın anısına yaptıkları Savaş Müzesi’nde karşınıza çıkıyor. Bahçesindeki dev zafer heykelinin yüksekliği tam 27 metre. Bu gönderme, Kuzey ile Güney arasında üç yıl süren Kore Savaşı’nın ardından ilan edilen ateşkesin tarihine: 27 Temmuz 1953...

    Montaj değil gerçek

    27 Temmuz’lar görkemli kitle danslarıyla ‘Zafer Günü’ olarak kutlanıyor. Tıpkı bu dansları yapan öğrenciler gibi, sivil halk da rengârenk geleneksel giysilerini giyip Kik İı-sug ve oğlunun kabri Güneş Saray gibi milli değeri olan yerlere koşuyorlar.

    KARGA SESLERİ

    Savaş Müzesi’nin öyle bir bölümü var ki beni derinden etkiledi. Çeşitli bölümlerde savaş koşulları canlandırılmış; yapay ortamlar, sesli ve görsel efektlerle sizi bizim zamanımızla 1950-53’e onların zamanıyla 38-41’inci Yuche yıllarına ışınlıyorlar. Yuche takvimi miladı ‘büyük önder Kim İl-sung’un doğum günü olan bir zaman ölçümü.

    Müzenin en son gezilen bölümlerinden birinde savaşın bitişi canlandırılmış. İçinde karga sesleri olan loş bir salona giriyorsunuz. Gözleriniz karanlığa alışınca anlıyorsunuz ki kargalar çürümekte olan ABD askerlerinin bedenlerini kemiriyor. Onların açısından baktığınızda BM güçleriyle birlikte işgalci ABD hezimete uğratılmış, anavatan ‘yedi düvele karşı’ savunulmuş…

    İçeride sergilenen mumyadan ABD askeri cesetlerinin yanında geri kalan bütün malzeme gerçek ve savaştan kalma: Düşmandan ele geçirilen el bombaları, tüfekler, toplar, miğferler, çaydanlık, tencere gibi günlük kullanım araç gereçleri… Ve bayraklar! En önde yerde, en kötü durumda bir ABD bayrağı… Acaba bizden hiç bayrak ele geçirmişler mi diye gözüm salonu tarıyor. Evet orada! En arkada. Tam da yerde sayılmaz, hafif bir yükseltinin üstünde, 63 senenin hüznünü yaşıyor.

    Dalsanız sergi alanına, kaldırmaya kalksanız; olacak iş değil. Anlatmaya çalışsanız; “O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak”… Cevabı hazır: “Neden bizim ülkemizde parlatmaya kalktınız!”

    Boğazıma bir yumruk oturdu. Utancımdan nutkum tutuldu. Ben değil tabii…Hiç işleri olmadığı halde Çanakkale’ye gelen ANZAC askeri misali, Mehmetçik’i Kore dağlarına sürenler utansın.

    “İnsan dostlarını yemez…” Bana köpek çorbası teklif ettiklerinde, böyle sert çıkıp ilk kültürel çatışmamızı yaşamıştım Kuzey Koreli dostlarımla. İkincisi de müze vesilesiyle oldu: “Kuzeyde Türk şehitliği var mı?” diye sordum; “Düşmanlarımıza niye mezar yapalım ki?” dediler. Çanakkale’de bize emanet kabul ettiğimiz yabancı evlatlar ve Atatürk’ün yerden Yunan bayrağı kaldırtması üzerine sert ve tavizsiz bir söylev çektim. Vatan ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetimiz ve bu sıradaki zerafetimiz üzerine...

    Montaj değil gerçek

    KADINLAR DAHA EŞİT

    KUZEY Korelilerin kadın-erkek eşitliğinde alacak çok yolları var. Tam ters yönde; erkekler eşit ama kadınlar daha bir eşit… Kütüphanelerden tutun trafiğe, eğitimden tutun ülkenin tanıtımına her şey kadınlara emanet. İnanılmaz bir özgüvenleri var. Hani biz doğu bloku deyince Çavuşesku’nun ezdiği Romenleri, Jivkov’un boyunlarını büktüğü Bulgarları hatırlarız ya… Burada devrim tam aksine işlemiş. İnsanları köylülükten şehirliliğe, sömürgelikten vatandaşlığa terfi ettirmiş. En ciddi işlerini yaparlarken bile biri dönüp öbürüne kendi dilinde bir espri patlatıyor; etrafa çok çaktırmadan katılıyorlar. “Neye güldünüz” diye sorunca bizdekinin aynısı: Yok kadının çorabı, yahut çaprazdaki delikanlının yakışıklılığı, en azından kapıdaki görevlinin yüksek Korece satmaya çalışarak hava atması...

    Montaj değil gerçek

    TİPİK KUZEY KORELİ KADIN GİYİMİ

    ETEK mutlaka dizüstü, koyu renk. Şimdiki gençler bazen riayet etmiyor ama altta mutlaka topuklu ayakkabı. Şık bir bluz. Çanta ve şemsiye. Çok az makyaj. Saçlar bob stil.

    BU ŞARKIYI EŞİME İTHAF EDİYORUM

    PİZZACI ama canlı müzik var. Canlı müzik mikrofon, mikrofon da karaoke demek. Yeni inşa edilen öğretmenler mahallesindeki İtalyan pizzacısındayız. Yan masadaki 50 yaşlarındaki adam, mikrofonu kaptığı gibi karaokeye başlıyor. Şarkı, göz göze söylediği karısına ithaf. Aman Allahım bir sanat güneşi. O gerdan kırmaları, o el hareketlerini, o titremeleri görse Zeki Müren mezarında ters dönerdi.

    SON SÖZ

    BİZİMKİ oradan tutup Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanmış ya… Tam aksi istikamette bir memleket ki taşrada köylüsü köylümüze, kentte komşuluğu komşuluğumuza yakın bir halkı var. Tıpkı bizim gibi zor zamanlardan geçmiş, aynı bize yapıldığı gibi bazı haksızlıklara uğramış... Şimdi korka korka dünyaya açılmaya, her adımlarını tarta tarta ‘hanelerine’ insan almaya çalışıyorlar. Son bir kararla yaptıkları ihracat üçte bir oranında daha kısıtlandı. Oysa yakın tarihten biliyoruz ki bu tür ambargoların, kısıtlamaların pozitiften çok, negatif etkisi oluyor; üstelik de sıradan insanlar üzerinde, karşı çıkılan hükümet politikaları lehine…

    Ben önyargılarımla gittim; bir sürü şey öğrenmiş döndüm. Biz iki halkın birbirine öğretebileceği, kazandıracağı çok şey var. İmkânınız olursa siz de gidiniz; öğretiniz, öğreniniz.

    Dünyanın bittiği yerde beş günDünyanın bittiği yerde beş gün

    Kim usulü açılımKim usulü açılım

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı