Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Modern Zamanlar







Hadi ULUENGİN

Psikiyatr kanepesinde

Burada uluorta sergileyecek değilim ama şu kadarını bilin, etrafım hurilerle çevrilmişti. Şimdi bunu kanapeye uzanıp bazı detaylarıyla anlatmam gerekiyor ki, rüyanın ‘erotomanik’ bir saplantıdan mı, yoksa yatmadan önce okumuş olduğum Kierkegaard kitabından mı kaynaklandığı konusunda ortaya bir ipucu çıksın.

PSİKİYATRIN kanapesine uzandım ki, ağzımdan tek kelime çıkmıyor.

Ikın sıkın, yok - yok - yok! Sanki nutkum tutulmuş...

Abajurla kamufle edilmiş solgun ışığın altında karşıdaki kitaplığı ve onun raflarına sıralanmış bilumum Freud, Jung, Lacan ciltlerini seçmekteyim.

Bir de, aynı raflardan birine iğreti yerleştirilmiş Çin minyatürünü... Tam görmüyorum ama hekimin sağ arka tarafımdaki sessiz varlığını da hissediyorum.

Fakat çıldıracağım, dudaklarımdan tıs dökülmüyor...

* * *

YARDIRGAMAKTAN falan desem, mümkün değil...

Ne ilk, ne üç, ne beş, işte belki bir nebze ruh huzuruna kavuşurum diye buraya müdavim yazılalı çok zaman oldu. Cüzdan boşaltmaktan imanım gevredi.

Zaten bir hesaplarsam, eminim, adamın sayfiye evine yeni yaptırttığı yüzme havuzunun sıcak su tesisatı, benim dişimden tırnağımdan arttırarak her seans çıkışında sekreterine bıraktığım zarfların içindeki paracıklarla döşenmiştir.

Lafı mı olur, yeter ki ‘d-ü-z-e-l-e-y-i-m’!

Epey de ilerlemiştik... İtiraf itiraf üstüne, Alman Hastanesi'ndeki ‘Schwester’ ebenin bana ilk kundağı bağlarken Prusya usulü attığı ters düğümden dolayı duymuş olduğum o korkunç ‘früstrasyon’a kadar inmiştik.

Artık biliyorum ki, bugünkü titizliğimin manyaklık derecesine varması, hemşirenin attığı düğüme o an tepki gösterememiş olmamdan kaynaklanıyor...

İş şimdi, annem bana hamileyken babamla Taksim Gazinosu'na gittiklerinde, Darvaş'ın orkestrasındaki ‘sihirli kemanlar’dan birisinin çıkarttığı fos notayı benim fotüsün içinde işitmiş olmamın, sonradan ‘Ödipüs kompleksi’yle de birleşerek bende nasıl bir kimlik bunalımına yol açtığını açıklamaya kaldı...

Bunu da bir açıklayalım ve üzerinde ‘çalışalım’, eminim, artık yatağa girer girmez mışıl mışıl uyuyacağım ve harikulade rüyalar göreceğim.

Tabii, psikiyatr kanepesinde susmayıp konuştuğum takdirde...

* * *

ZATEN, inanılmaz şey, ben de rüya gördüm ve onun için bu defa bilhassa konuşmam gerekiyor. Mucizeyi ruhbilimciye anlatmayacağım da kime anlatacağım?

Tamam, benim gözlerim kapalıyken öyle çok, çok büyük adamlar ‘yaz çocuk’ diye gaipten komut verip, yürünmesi gereken ‘ışıklı yolu’ (!) aydınlatmadı.

Ben sıradan ve günahkar bir kulum hiç böyle erdemli insanlar benim gibi bir sefilin karanlık gecesini ‘aydınlatır’ mı (!), bu düşsel ayrıcalık ancak ona layık olabilenlerin hakkıdır...

Dolayısıyla, ben gayet dünyevi ve gayet somut bir şeyler görmüştüm.

Burada uluorta sergileyecek değilim ama şu kadarını bilin, etrafım hurilerle çevrilmişti.

Şimdi bunu kanapeye uzanıp bazı detaylarıyla anlatmam gerekiyor ki, rüyanın ‘erotomanik’ bir saplantıdan mı, yoksa yatmadan önce okumuş olduğum Kierkegaard kitabından mı kaynaklandığı konusunda ortaya bir ipucu çıksın...

Fakat, bendenizin dudakları arasından tek kelime çıkmadıkça nasıl çıksın.

Bu arada da seans paracıkları boşta dönen taksimetre gibi akmakta...

* * *

AĞZIMDAM çıkan ilk sözcük, ‘buldum’ oldu.

Öyle haykırmışım ki, hekimin ‘destur’ diye fırladığını hissettim.

Umurumda değil, çünkü kanapede neden konuşmadığımı birden anladım.

Bilgiç terimle söyleyeyim, ‘blokaj’! Evet efendim, bilinçaltı blokajı! Çünkü sabahki gazetede, ‘meşhurların psikiyatrı’ (!) diye bilinen bir efendinin ‘kitap yazdığını’ (!) ve deontolojiyi falan hiç iplemeden, ona hekim sıfatıyla konuşmuş insanların bilumum sırlarını ifşa ettiğini okumuştum.

Pes ki pes ! Ey Hipokrat yemini, ey mesleki sır, neredesiniz? Demek beni öylesine etkilemiş ki, korku boku Selanik, şimdi ben de psikiyatrın karşısında konuşamıyorum! Suskunluğum bundan kaynaklanıyor.

Eh insanoğlu çiğ süt emmiş belli mi olur, benimkisi de bir gün ‘kitap yazmaya’ (!) kalkışır ve ‘meşhur’ filan değilsem bile sayfaların arasına bu sefili de sıkıştırarak ‘anasının karnında şu travmadan muzdarip oldu; ebesinin kundağında bu kompleksi yaşadı; gördüğü rüyada o erotomaniyi anlattı’ diye mahremimi dışarıya sererse ben ne halt ederim? Alimallah boğazlarım!

* * *

HAYIR, hayır! Psikiyatr bey müsadenizi rica ediyorum ve sekreter hanım siz de zarfı buyurun, bundan böyle kompleksim de, früstrasyonum da, erotomanlığım da bana kalsın ve gitti gider dahi gider, bendenize eyvallah...

Freud de, Jung'u da, Lacan'ı da karınca kararınca kendim hatmeder ve biliyorum sağlıklı değil ama başka çaresi mi kaldı, el yordamıyla kendi ‘otoanaliz’imi kendim yapmaya çalışırım.

Veya, siz bu korkunç ahlaksızlık karşısında benim güvenimi tazeleyecek öyle bir sorumluluk üstlenin ki, tekrar kanepenize uzanabileyim...

X