Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Modern bir aşk hikayesi (III)

<B>SİZE </B>iki haftadır, eski mi eski arkadaşım Fatin'in geçen Ağustos ayında ve bir Pazar kahvesinde tesadüfen rastladığı; adının da Sheila olduğunu öğrendiği İrlandalı bir kızla yaşamaya başlayacağı aşk hikayesini anlatıyorum.

Anlatıyorum ama şimdi farkettim ki, dalgaya gelip söylemeyi unuttuğumdan Fatin neyin nesidir, kimin fesidir; in midir, cin midir, hiçbir şey bilmiyorsunuz.

Ben mahrem sır ifşa edenlerden değilim, yalnız bir iki ipucu vereceğim, o kadar...

*

İNANILMAYACAK şey, zaman kadar da çabuk akıyor.

Fransızca dilbilgisi dersinde beraber kopya çekmeye kalkıştığımızda papazın ikimizi de yakaladığını sanki dünmüş gibi hatırladığıma göre, demek ki ta hazırlık sınıfı sıralarından beri tanışıyoruz.

Dolayısıyla, O da benim gibi tam yarım yüzyılı devirdi.

Fakat, Anna Arslan'ın sihirli iksirinden mi içiyor, yoksa Faust gibi ebedi gençlik uğruna ruhunu şeytana mı sattı sırrına bir türlü varamadım, kerata hiç göstermez...

Hem kıskanıyorum, hem de sürdürdüğü hayat temposuna ve pratiğine rağmen nasıl böyle kalabildiğine şaşırıyorum.

Çünkü, hal ve oluş tarzının ötesinde Fatin'in hayat temposu ve pratiği dediniz mi, orada durun !

Herifçioğlu kazık kadar adam oldu, üstelik de sağda solda boy boy çocuk peydahladı, fakat sittin senedir müzmin bekar olarak yaşamaktan caymadı.

Nerde sabah, orda akşam... Kendi tabiriyle ‘‘hijyenik ilişkilerin’’in bini bir para...

Ara sıra rastladığımda iyi yetiştirildiklerini fark ediyorum ama yine de olsun, her biri bir başka anneyle ve babadan mahrum büyüyen o çocukcağızlara mı acıyayım ?

Yoksa, bugün falanca hatunun, yarın filanca kadının günübirlik ve hazin maceralarıyla kendini avutmaya çalışşa dahi, aslında derin mutsuzluğunu kendisinden kaçarak gizlemeye çalıştığını bildiğim sevgili arkadaşıma mı ?

*

EVET çünkü biliyorum, Fatin'in böylesine ‘‘aykırı’’ bir tercih yapmış olmasında, sonsuz mükemmeliyetçiliğinin ve sonsuz müşkülpesentliğinin çok büyük payı var.

Sanki lisedeki papaz yine kitaplarımızın boy sırasına göre yerleştirilip yerleştirilmediğini kontrol edecekmiş gibi her şeyin üzerine tir tir titrer ve en başta kendisi, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi beğenmez.

Nezaketlidir uluorta dışarı vurmasa bile, eh ne de olsa aynı eğitim ve terbiyenin rahle-i tedrisinden geçtik, kadı kızında bile kusur bulduğunu hemen anlarım.

İçten içe kendi kendini yer ve en ufak, ama en ufak bir şeyi dahi dert edinir.

Bazen ‘‘biraz rahat ol be oğlum’’ dediğimde ‘‘vasatla yetinmenin suç olduğunu ruhumuza işlemeliler mi’’ cevabı yapıştırıyor ki, doğrusu kem küm ediyorum.

Fakat bazen de Fatin'in bu halini görünce kafam öyle kızıyor ki, ağzımı açıp gözümü yummaktan çekinmiyorum.

‘‘Ulan artık seni teneşir bile değil, musalla taşı paklar. Bak yaşımız çoktan kemale erdi. Zarfına güvenme, mazrufunu kolla... Dudakta paket paket cigara, tezgahta kadeh kadeh içki, bunun sonu yok ve işin içinde tık diye gitmek de var...

Kaf dağının ardındaki peri kızını aramayı bırak ve bul şöyle eli yüzü düzgün ve hanım hanımcık birisini, o sana ‘‘portakalın yarısını' olsun’’ diye hiddet ifade ediyorum.

*

BİR kulağından girip, öteki kulağından çıkıyor diyemeyeceğim.

Zira, önce müstehzi bir gülümsemeyle ‘‘portakal vaşington mu olmalı, yafa mı’’ diye işi latifeye vurmaya çalışsa bile, sonra hüznünü göstermemeye çalışarak ebedi cigarasından derin bir nefes çekiyor ve benim kültür birikimim yeterli olmadığı için pek anlayamadığım varoluş sorunlarına ve metafizik kaygılara dair bir araba şey anlatıyor.

O zaman, ekleyecek bir şey bulamıyorum. Daha fazla ne yapabilirim ki ?

Eh, bayağı okumuş yazmış adam sayılır ve zaten hayatını hep elaleme satır matır karalayarak kazandı. Fatin'e hayat felsefesi dersi vermek benim ne haddime...

Sihirli değneğim olmadığına göre de, evvel emirden beri hep biraz nev-i şahsına münhasır bir insan olmuş olan arkadaşımı bir çırpıda hale yola sokamam ki...

Bu defa işi ben latifeye çeviriyorum:

‘‘Ne bok yersen ye ulan ! İster aynasına bakarak ihtiyarladığın o bar tezgahında yıkıl; ister sahtekar fatihi olduğun kadınların melankolisinde zıbar, senin bileceğin iş’’ diyorum ve, ‘‘hadi beni oraya götürsene. Belki beyimizin forsundan istifade bana da talih kuşu vurur’’ diye ekliyorum.

Zaten, birisine boşalmak ihtiyacı çok ağır bastığından, o İrlandalı kızla yaşadığı şeyleri işte böyle bir konuşmamız sırasında ve en ince ayrıntısına dek anlattı.

Onun anlattığı ve benim de size hikaye ederken geçen Pazar kaldığım yerden, olayı yine Fatin'in ağzından aktarmayı sürdürecektim ama, yerim kalmadı.

Devamı haftaya...
X