Moda haftasına dair aslında konuşulması gerekenler

‘Moda’ olmanın iltifat olarak algılandığı toplumlarda tasarım kültürünün gelişmesi için istediğiniz kadar iyi organizasyonlar yapın, olayı magazin kültürünün göbeğine yerleştirirseniz, bir adım öteye gidemezsiniz. Örnek, İstanbul’un moda haftasıyla olan imtihanı

Haberin Devamı

Bu yıl sekizincisi düzenlenen IFW, yeni sponsoru ve adıyla MBFWI (Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul) defilelerinin yapılma amacı hâlâ netleşmiş gözükmüyor. Bu defilelerin nihai amacı daha fazla yırtmaç, podyumda daha fazla ünlü yüz, cemiyet insanlarının daha çok karesi gibi formüllerle gazetelerin magazin eklerinde en büyük yeri kaplamaksa evet herşey yolunda, tartışacak bir durum yok. Burdan sonraki döngü de hazır zaten: Magazinde en çok konuşulan tasarımcı mezuniyet ve düğün sezonlarında bol bol müşteri kazanacak, bu şekilde bir gün hayalini finanse edebilme umuduyla sağa sola ‘özel dikim’ yetiştirecek, şanslıysa bir diziye kıyafet vermeye başlayacak ve tasarım hayalleri yine bir başka bahara kalacak.
 Amaç tasarımcılarımızı uluslararası sektöre tanıtmak, koleksiyonlarını sattırabilmek, moda endüstrisinin çarklarını ülkemizde de döndürebilmekse dikkat edilmesi, üzerinde konuşulması asıl gereken noktalar şunlar:

Haberin Devamı

AZ ASLINDA İYİDİR

Arkadaş hatrına yapılan kreatif direktörlükler tasarımcıya destek olayım derken yitirilen objektiflik sonucu köstek olabiliyor. Koleksiyonların genelindeki dağınıklık ve fazla ürün gösterme telaşı aklıma 2 sezon önce Trussardi’de çalışan efsane moda editörü Marie Amelie Sauve’nin şu sözlerini getirdi: “10 güçlü kombinin varsa prdyumca sadece 10 kombin çıkar. 11’incisini zorlama.”

TEKNİK ELEŞTİRİLERİ PROFESYONELLERE BIRAKALIM

Her yazacak bir mecrası olan kendini koleksiyon yorumu yapmak zorunda hissederse, “Podyumda mor renk göz kamaştırdı” tadından ötesine geçemeyen bir karnavalın parçası olur kalırız. Gayri ciddi, profesyonel olmayan yorumlar tasarımcıyı hiç bir şekilde geliştirmez. New York- Londra- Milano- Paris koleksiyonlarının teknik eleştirileri sadece belli, saygın editör ve moda yazarları tarafından WWD’nin günlük özel baskılarında, International Herald Tribune, New York Times, Le Figaro muadilindeki gazetelerin özel stil sayfalarında yapılıyor.

HER YAYIN KURULUŞUNA EŞİT MESAFEDE DURMAK

Moda haftası dediğin en önemli yayın ve destek mecrası olan tüm moda dergilerine eşit mesafede durmalı. Tek bir derginin egemenliğindeki görüntüsü hiç profesyonel ve ciddi bir duruş değil. Organizatör kuruluş IMG’nin Doğuş ile ortaklığından sonra Vogue dergisinin yaşadığı ‘çıkar çatışması’ ve geçen sezon Vogue’a verilen yayın sponsorluk krizinden dolayı başta Elle dergisi olmak üzere diğer dergilerin 2 sezondur moda haftasını boykot etmesi, üstelik bu duruması alışılması oldukça garip bir durum.

Haberin Devamı

ÖN SIRALAR ASLINDA KİME AYRILMALI?

‘Front row’ yani çok mühim olan ön sıranın formülü aslında bellidir: Çoğunluk yazılı ve dijital basın mensublarına, uluslararası ve yerli satın almacılara ayrılır. Maksimum yüzde 10’luk bir kısım ünlülere bırakılır. İstanbul’da bu formül iyice şaşmış durumda. Yabancı basınının gelmesi zaten artık beklenmiyor. Uluslararası moda takviminde sırasıyla New York- Londra- Milano- Paris’den oluşan bir aylık moda haftaları maratonunun sonrasına konulan moda haftasına hiçbir editör gelmez. Haftasonu güneşini görmeye bile. Zaten artık hedef o bölgeler değil.

HEDEF ARTIK AVRUPA DEĞİL, ORTADOĞU

Bu sene moda haftamıza dahil olan yeni yabancı ortakların tasarımcılarımızı Avrupa ve ABD değil, Ortadoğu ve Rusya marketine doğru konumlandırması hem gerçekçi hem elle tutulur bir yaklaşım. Fakat, bu değişim bellli ki yıllarca ‘dünya çapında/ dünyayı sallayan’ tasarımcı olma hayalleriyle yoğrulmuş tasarımcılarımızda bir kafa karışıklığı yaratmış. Çünkü batı ve doğunun moda anlayışı birbirinden çok farklı mantalitelere sahip. Biri ‘moda’ olmamaya çalışıp yeni bir lüks tanımı arayışı içerisinde; diğeriyse gösteriş ve popüler kültür üzerinden bir moda anlayında. Hedef marketin değişmesi tasarımcılarımızın sonunda sıcak para kazanabileceğine işaret etse de bu sefer satım amaçlı koleksiyon yapma telaşı başlamış, ortaya hiçbir tasarım yeniliği ve heyecan taşımayan koleksiyonlar çıkmış.

Haberin Devamı

Podyumdan yükselen 5 sorun

* Türkiye’ye yeni, taze modeller lazım. Ve bu model adaylarının ciddi ciddi Avrupa’da çalışıp, disiplin kazanıp, Türkiye’de dayatılan ‘seksi bak, seksi yürü yeter’ klişesine karşı durması şart.
* Dört büyük moda haftasının hemen hemen hiçbir defilesinde modeller en önde durup süzgün bakışlar atmaz kalabalığa. Bizdeyse tam tersi. Podyumun ucunda durup 3 saniye boyunca en serin şekilde poz verme olayını sona gün podyumda bir devrim yaşanacak.
* Ah, o ayakkabılar! Ayakkabı tasarımlarının koleksiyonlardaki silüetlere uygun olup olmadığını tartışmıyorum bile. Ama ayakkabıyla sunulan kombinin en azından bir standartı, kalitesi, bütünlüğü olmalı. Ve de modelin ayak numarasına uygun olması!
* Tüm dünya kumaş alternatifleri, teknolojileri, yenilikleri ve tasarımlarıyla kafayı bozmuşken, bizde bu konudaki eksiklik butam buram hissediliyor. Sebebiyse hem bütçesel hem de araştırma eksikliği.
* Kat kat fondotenlerin kıyafetten rol çalmasının, iyice ön plana çıkmasının sebebini anlamak zor. Podyum ışığı biliminin 4 sene önce çözüldüğünü varsayarsak, en formunda olan bir modelin bile iyi görünmemesinin bir başka açıklaması olmalı.

Yazarın Tüm Yazıları