Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Moda dediğin tek dişi kalmış canavar…

    Ayşe ARAL / aaral@hurriyet.com.tr
    23 Ağustos 2009 - 00:49Son Güncelleme : 23 Ağustos 2009 - 09:40

    Sezon değişiyor diye mi nedir, yine başladı tüm gazete eklerinde modaya dair yazılar. Yok efendim bu kış, dar paça geri geliyormuş, out olan vatkalar tekrar in oluyormuş falan…

    Moda dediğin tek dişi kalmış canavar…

    AYŞE ARAL

    Gerçi sağ olsunlar iyi etmişler yazmakla. Milletçe bizleri de almıştı telaş modaya dair. Düşünüp durmaktaydık  “Bu kış ne giyeceğiz, alışverişe ne zaman çıkmak lazım, Ramazan sonrasına bırakırsak acaba geç mi kalırız, şu dergide beğendiğimiz ayakkabıyı, çantayı bizden önce birisi alır mı?”  diye….

     Şu moda çılgınlığı hayatımın hiçbir döneminde beni fazla cezp etmedi. Psikolojim de sağlammış demek ki, onu da bunu da alıp rahatlayan alışveriş manyaklarından da olmadım ne mutlu ki…

    Şu meşhur modacılar vardır ya, tüm dünyanın adını bildiği, ben hep onların insanlarla hafiften dalga geçtiklerini düşünürüm. Düşünsenize, adam oturuyor masa başına ve iğrenç bir bluz çiziyor, tek kolu kabarık, öbür kol daracık, yakanın solu dantel, sağı kadife v.s. Sonra da mor, turuncu, siklamen gibi abuk renkleri kullanıyor bu bluzda. Kendi de farkında rezalet bir bluz yaptığının ama amacı farklı. Şöyle geçiriyor içinden bence, “Hehheeheee. Bu iğrenç şeyi bakın ben nasıl giydiricem size. Hatta kısıtlı sayıda üretiriyim de, yiyin birbirinizi! Ne de olsa üstünde adım var diye. Kumaşını moktan bile dokutsam yine alırsınız siz?”

    Bir de şu tip kadınlar vardır. Girerler bir dükkana iki arkadaş, biri bir ceket gösterir diğerine,

    “Nasıl şekerim sence güzel mi?”

    Diğeri cevap verir, “Aman yok be tatlım, ben pek beğenmedim.”

    “Ama şekerim bunun markası, Laurentgarcon Valentinluitton…”

    “Aaaa öyle mi? Zaten ben de alıcı gözle tekrar baktıktan sonra fikrimi değiştirmiştim.”

    Mesela bir dükkana girersin, gözüne bir şey ilişiverir, hoşuna gider, “Acaba mı?” diye düşünürken etiketi görünce dilin tutulur. Düşünürsün, “Bu benim altı aylık ev kiram” diye. O sırada mağaza görevlisi yanına gelir ve şöyle der:

    “Ay hanımefendi pek şık değil mi? Ben sizin yerinizde olsam asla kaçırmam. Zaten tek kaldı.”

    “Eee kaçırma o zaman, sen al kendine, madem bu kadar da beğendin?!”

    “Fiyatı da gerçekten çok uygun. Bence valla, kesin deneyin.”

    “Fiyatı da çok mu uygun? Pardon ben anlamadım ama size sıkı maaş veriyorlar herhalde ya da siz dükkanın sahibisiniz?”

    Bazen de girersin bir dükkana, üzerinde bir kot, bir tişort. Tam görevliye “Bu ayakkabının otuz sekizi var mı?” diye soracakken, görevli senden önce cevabı yapıştırıverir:

    “Fiyatı şu kadar bu ayakkabının” diye…..

    “Ben fiyatını sormadım ki: Numarasını sordum size. Çok mu çulsuz geldim gözünüze? Ne belli benim trilyoner olmadığım? Sen şu lafı hiç duymadın mı? ‘Paranın ve imanın kimde olduğu belli olmaz’ diye!…”

    Ben bu durumu birebir yaşadım arkadaşlar. Amerika’da şu meşhur mağazalardan birine daldım, üzerimde şort, tişört, kafamda da lastik toka… Bir küpe beğendim, “Bakabilir miyim?” dedim. Kadın çıkardı küpeyi, etiketini soktu gözümün içine. (Gerçi çok haksız da değilmiş.  Kapalı Çarşı’dan en az iki tane gerçeği alınabilir.)

    Ama ben gencim ya o sıralar, deli yirmilerimdeyim… Hırs yaptım bu durumu, aynı “Pretty Woman” filmindeki gibi.

    “Tamam kızım” dedim, “Tüm para harcama hakkını bu küpe üzerinde kullanacaksın. Nasıl olsa elbet yine bir gün yolun düşer buralara.”

    Ertesi gün giyindim şık mı şık, gittim aynı yere, buldum bu ukalayı. (Aslında o beni buldu önce. Bu sefer bir şeye benzetti sağ olsun)

    Küpeyi görmek isteyince, o küpe dahil tüm küpeleri döktü önüme.

    /images/100/0x0/55eb653af018fbb8f8be6279“Hah” dedim, “İşte böyle. Ben dün senin aşağıladığın  o genç kadınım. Şimdi bu küpeyi de alıyorum. Ha bu arada babam da petrol şeyhi prens Abdülcemalimutayyipreceattin. Buradan daha çok alışveriş yapacaktım ama seni sevmedim. Sadece bunu alıyorum. Ok?”

    O küpeye verdiğim paranın suçluluk duygusunu az da olsun azaltabilmek için iki sene falan sürekli taktım, millete gına gelene kadar.

    Azaltabildi mi o duygumu? Hayır ama kadının suratının o halini görebilmem için değdi valla.

    Not-1: Artık normalde pahaca ağır gelen şeyleri yirmi dört ay taksitle falan almayı da bıraktım. Sen taksiti daha bitiremeden modası geçiyor zat-ı muhteremin, hem giyemiyorsun demode oldu diyorlar, hem de giyemediğin bir şey için hala para ödemek çok koyuyor, çok….

    Not-2: Yazmasam içim rahat etmeyecek. On yıl kadar önce bir arkadaşımın gazına geldim, çok meşhur bir markanın zincir kemerini aldım. Dediler ki, “İyi ettin, bu evladiyelik. Modası asla geçmeyecek bunun. Haklı da çıktılar. Evet hala moda. Buraya kadar iyi hoş da… Benim bel ölçüm evladiyelik değilmiş.. Bu kemercik artık belime olmamakta. Kolye diye takayım diyorum, o zaman da tasma takmışım gibi duruyor. Kısacası o da patladı mı elimde?

    Not-3: Beyler kusura bakmayın pek ilgi alanınıza giremedim bugünlük….                    

    Özel Not: Her yerde bir açılımdır gidiyor.Onun açılımı,bunun açılımı.Benim aklıma gelen açılım ise,bir şehit anasının yüreğinin açılımı………

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı