Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mod’ankara

New York’ta kiraladığımız minik ve sevimli evimizde hayatimiz keyifle devam ediyor.

Doğu nehrine yakın eski bir town house’da çoluk çocuk bir yandan okullar, öte yandan konserler, sergiler, dolu dolu geçiyor günlerimiz. Bu arada senelerdir New York’a gelir giderim bu sefer gördüm ki Türkiye’miz hiç olmadığı kadar popüler. Beşinci caddede boylu boyunca yer alan mağazaların eskiden yüzümüze bakmayan satıcıları “Türkiye, İstanbul” deyince çığlıklar atıp iltifat yağmuruna tutuyorlar bizi. Bu arda nasıl bir Behlül ve Bihter çılgınlığı var anlatamam. Ask-i memnu burayı da kasıp kavuruyor. Herkes bize dizinin sonunu soruyor. Benim cevabim ise kısa ve net: Mutlu son beklemeyin...!

Abercrombie çılgınlığı!

Burada da hava çok sıcak ve nemli. Klimasız yaşamak mümkün değil. Ama buna rağmen şehirde çok fazla turist var. Konserlere, restoranlara yer bulmak imkansız. Bu yıl New York’u ziyaret eden turist sayısı 55 milyonu bulmuş! Aksamları Times Square’de yürünmüyor. Herkesin eli kolu alışveriş poşetleriyle dolu. Abercrombie’nin önü sabah 10’dan itibaren kuyruk. İnsanlar hiç de ucuz olmayan markadan t-shirt, eşofman alabilmek için saatlerce bekliyorlar. Bu arada mağazanın “unisex” yani hem kadına hem de erkeğe uygun bir parfümü var, çok meşhur… Onu da mağazanın kapısından dışarıya veriyorlar, aman Allah’ım nasıl bir davetlarlıktır… Nasıl bir pazarlama stratejisidir...Bütün kaldırım buram buram Abercrombie kokuyor. Bir de mağazanın kapısında çok genç ve yakışıklı mankenler üstleri çıplak, altlarında dar jean pantolanlar etrafa bakıyorlar, kızlar da onlarla fotoğraf çektirmek için birbirleriyle yarışıyorlar.

Bu New York başka bir dünya…

Şehirde aktivite bitmiyor. Çarşamba akşamı Central Park’ta Metropolitan Operasının yaz konserine gittik. Çimlerin üzerine örtümüzü serdik, piknik sepetimizden sandviçlerimizi, meyvelerimizi çıkarttık, bir yandan yıldızların altında “la traviata” yı dinledik öte yandan yemeğimizi yiyerek harika bir gece geçirdik. Central Park’ta her yaz düzenlenen konserlerin devamı gelecekmiş, New York Filarmoni orkestrası, Jazz Band... Hiçbirini kaçırmamak lazim.
Bu arada bütün vitrinlerde sonbahar-kış koleksiyonları çıkmış bile... Bu sıcakta kaşmir palto, yün kazak nasıl denenir bilmiyorum!

Elim, kolum, her şeyim; telefonum…

Bu kadar uzun süre New York’ta iken Türkiye ile iletişim için de tek bir çarem var: Mail, mesaj, sosyal medya, internet... yani telefonum. Elim ayağım her şeyim. Ama gel gör ki ben buraya gelmeden birkaç gün önce asistanımın da zoruyla yıllardır kullandığım Blackberry’ye veda ederek Samsung’un yeni çıkan telefonunu aldım. Açıkçası hala da alışamadım. Zaten teknoloji sürekli zorluyor insanı belli bir yaştan sonra… Elimi kaldırıyorum farklı bir uygulama, gözümü kırpıyorum farklı bir özellik, inanılacak gibi değil. Özellikleri hayli fazla olan bu telefona ya mecburen alışacağım ya da dönüşte her ne kadar pili yarım günde bitse de Blackberry’me geri döneceğim.

Çalıntı adroid kavgası!

Samsung demişken, son zamanlarda Apple ile Samsung arasındaki android kavgası iyice kızıştı. Apple’ın satışlarında bir hayli düşüş var geçen yıllara göre. Samsung’un önümüze koyduğu teknoloji de beğenilmeyecek gibi değil. Steve Jobs’ın son sözleri de Samsung’un Apple için ne büyük tehlike olduğunu anlatıyor yeterince: “Çalıntı adroid üretenleri termonükleer silahlarla yok etmek istiyorum”. Apple da izinden gidiyor bu sözlerin ve rakibine sayısız dava açıyor. Kimisi Samsung lehine kimisi Apple lehine sonuçlanıyor,davalar adeta boks maçı gibi devam ediyor. Bakalım kim alacak son raundu merakla izliyoruz…

X