Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mısırlı Gazâli ve eseri

Yaşar Nuri ÖZTÜRK

12. Yüzyıl'ın ünlü sufi filozofu Ebu Hâmid Muhammed el-Gazâli (ölm. 1111)'den ayırmak için ‘‘Mısırlı Gazâli’’ dedik. Mısırlı Gazâli'nin de adı Muhammed.

Bugünkü yazımızda Gazâli'nin ünlü eserlerinden biri olan ‘‘es-Sünnetün-Nebeviyye beyne Ehlil-Fıkh ve Ehlil-Hadis’’i tanıtacağız.

‘‘Fakihlere ve Muhaddislere Göre Nebevi Sünnet’’ adıyla Türkçeleştirilen eserinin yerini ve değerini, altıncı baskının önsözündeki şu cümlelerden öğrenmek mümkün. Diyor ki Gazâli: ‘‘Bu kitap, beş ay içinde beş baskı yaptı... Eser yüzünden birçok kişi bana hakaret etti. Ben bunlara cevap verme yerine, sabrı tercih ettim. Suçlamalar içinde bir tanesi bana çok acı vermiştir: Bazıları beni Peygamber'in sünnetini inkâr etmekle suçladı... Ama gerçek ve samimi ilim sahipleri benim neyin peşinde olduğumu bilmektedir.’’ Gazâli'nin eserini okuyunca, peşinde olduğu şeyin, gerçek sünnetle Hz.Peygamber'e isnat edilen Kuran dışı uydurmaları birbirinden ayırmak olduğunu rahatlıkla anlıyorsunuz. Uydurma hadisleri savunmanın, gerçek sünneti dışlamak kadar yıkıcı bir bela olduğunu belirten Gazâli şunu söylüyor: ‘‘Bu noktada tehlike, İslam dünyasının üzerine çökmüş bulunan zifiri karanlıkta dere kurbağaları gibi öten okumuş ve dindar kesimden gelmektedir. Avrupa ve Amerika'daki İslam düşmanları, İslam'ın yeniden yanmaya başlayan ışığını söndürmede işte bu iddiacıların tutarsız fikirlerine dayanmaktadırlar.’’

* * *

Gazâli'nin eserinde temel düşünce şudur: İslam'ın gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için onu, ‘‘sünnet ve hadis’’ arasına karıştırılan uydurma, yalan ve mitolojiden kurtarmak gerekiyor. Bunun tek yolu, sünnet ve hadis patentli malzemeyi Kuran denetiminde filtreden geçirmektir. Ve Gazâli bu, ‘‘Kuran denetiminde ayıklama’’ işinin bizzat sahabiler tarafından başlatıldığını, ancak sonraki zamanlarda çeşitli sebeplerle işlemez hale getirildiğini söylemekte ve delilleriyle ortaya koymaktadır. Mezhep taassubuyla siyasi hesapların ‘‘Kuran denetiminden geçirme’’ ilkesini safdışı bıraktığını ifade eden Gazâli, günümüzde bu Kuran dışı gidişin, din dışı çevrelerce değil, dini temsil ettiklerini söyleyen çevrelerce yaşatıldığını belirtirken şunu söylüyor: ‘‘Ulema geçinen bu zümre, din düşmanlarının önünde gitmekte, söndürmeleri gereken fitneleri alevlendirmektedir. Dinin uygulama ve inanç prensiplerinde bedevi fıkhı ile çocuksu kabuller ortalığı sarmış bulunmaktadır.’’

Gazâli, uydurma hadisler felaketine karşı tüm ümmetin seferber olması gerektiğini, bu mücadelenin hadis uzmanlarının tekelinde olmadığını, böyle bir tekelciliğin İslam'ın başına büyük dertler açtığını, İslam'ı hakaret ve saldırı hedefi yapanların Kuran'dan değil, bu uydurma hadislerden malzeme devşirdiklerini anlattıktan sonra çok ilginç iki örnek veriyor: ‘‘Sahihi Buhari'nin bir şerhi olan Fethul-Bâri'nin yazarı hadisçi İbn Hacer'e bir bakalım: Bu büyük âlim, hadis ilmindeki üstünlüğüne rağmen, Garânik hadisini desteklemiş, bu uydurmaya yeşil ışık yakarak bu sözün din ve dünyayı fesada vermesine yol açmıştır. Oysa ki geçen hadisi o zamanlar zındık diye bilinen kişiler uydurmuşlardır... Salman Rüşdi adındaki serseri de kitabına Şeytan Ayetleri adını verirken işte bu uydurma hadise dayanmaktadır.’’

* * *

Bütün niyet ve gayretinin, Hz.Peygamber'in ‘‘gerçek sünneti’’ni ortaya çıkarmak ve sevdirmek olduğunu söyleyen Gazâli, cehalet ve art niyetten şikâyetini de şu cümlelerle ifadeye koyuyor: ‘‘Kuran'ı anlayışları kıt ama hadisle ilgileri fazla olan, durmadan ahkâm kesen, etrafa fetvalar yayan, Müslümanları belirsizlik ve şaşkınlığa düşüren birtakım insanlardan bunaldım. Kuran bilgileri az fakat İslam hakkında cüretle ileri-geri konuşan, ne olduğunu bilmedikleri rivayetlere dayanan kimselerden ümmeti sürekli sakındırıyorum.’’ (s.41)

Devam eden satırlar incelendiğinde Gazâli'nin şu hayati noktanın altını çizdiği görülüyor: Ortada iki malzeme ve iki metin var: Tartışmasızlık, kuşkusuzluk niteliği muhakkak olan Allah kelamı ve bu nitelikleri taşımayan hadis malzemesi. Bunların verileri arasında çelişme ve çekişme görüldüğünde birini esas alıp ötekini ona göre tashih etmenin gerektiği açıktır. Bu durumda ya hadis malzemesi esas alınıp Kuran ona uydurulacaktır, yahut da Hak kelamı esas alınıp hadis rivayetleri ona göre tashih edilecektir. Kim çıkıp diyebilir ki, böyle bir durumda Allah'ın kelamını, hadis adıyla rivayet edilen sözlere uyduralım? Bunu, Allah'a imanı olan hiç kimse iddia edemeyeceğine göre, ortada tek çare kalıyor: Vahyin tartışmasız verileri olan ayetleri esas alarak hadis malzemesini filtreden geçirmek.

X