Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mısır gezisi notları

Ege CANSEN

Bayram tatilinde, ailece Mısır'a gittik. Bizim gibi paket turla Mısır'a gidenlerin sayısı birkaç yüzü buluyordu. Gezdiğimiz yerlerde en çok konuşulan yabancı diller, Türkçe ve Almanca'ydı. Mısır gezilerinin esasını, yüzer otel olarak inşa edilmiş gemilerle Nil'de yapılan bir nevi ‘‘mavi yolculuk'' ve bu sürede tarihi yerlerin görülmesi teşkil ediyor. Nil, inanılmaz büyüklükte bir nehir. Hatta, ince uzun, suyu tatlı bir deniz. Bu nehir, Afrika'nın tropik yağmur alan yüksek dağlarından doğuyor. Binlerce kilometre çölün içinden geçiyor. İki tarafına bıraktığı alüvyonlar üzerinde tarım yapılıyor. Buralarda, başlangıcı M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanan büyük bir medeniyet kurulmuş. Eski Mısırlılarının (Bunlar Arap değil, sakın yanılmayın!) üç bin yıl süren varoluşlarında ulaştıkları medeniyet düzeyi, bugün aynı topraklarda veya dünyanın pek çok yöresinde yaşayan insanların ulaştıkları uygarlık seviyesinden daha yüksek. Eğer ‘‘zekâ'' alet geliştirmek ve kullanmak olarak tanımlanırsa, eski Mısır toplumunun zekâ seviyesi ‘‘çok yüksek''tir demeliyiz.

İkinci durağımız Kahire idi. Nüfus bakımından İstanbul'un iki katı büyüklükte olan bu kent, şehir planlaması ve şehir mimarisi bakımından da İstanbul'a beş basar. Ancak, Kahire son zamanlarda inanılmaz kalabalıklaştığı için İstanbul'dan beter kötülemiş. Yine de Nil'in üzerindeki iki adası ve pisliklerin gizlendiği gece görüntüsüyle Kahire, çok rahat dünyanın en büyük şehirleriyle yarışır. Mısır'da toplum hayatına hâkim olan ‘‘düşünce ve değer sistemi'' şehir gündüz dolaşılınca derhal anlaşılıyor. Bizdeki mendeburlukların, zevksizliklerin, talanın ve gayri iktisadi yapılanmanın hemen hepsi, fazlasıyla burada mevcut. Her trafik ışığının altında hayatından bezmiş iki polis ve durmadan korna çalan, sürekli şerit değiştiren bıçkın şoförlerin canına okuduğu bir trafik keşmekeşi. Tarihi binaların, hatta camilerin duvarına yapışmış binlerce kaçak dükkân, seyyar satıcı ve büfe. Çarşı semtleri, bizim semt pazarlarımızdan beter bir pislik ve derbederlik içinde. Harika güzellikte inşa edilmiş Orta Avrupa ve Akdeniz stili binalar metruk veya pislikten görünmez halde. Belli ki, bu şehirde bundan otuz kırk yıl önce çok yüksek bir burjuva kültürü varmış. Bu kültür kısmen devam ediyorsa da egemenliği daha ziyade ‘‘büro-krasi'' ve ‘‘bedevi-krasi''ye bırakmış.

Kahire'nin en ibret veren semti, yarım milyon insanın yaşadığı ‘‘ölüler şehri''. Mısırlılar, her ne kadar İslamiyet'i kabul etmişlerse de, mezarlık konusunda eski Mısır dinini yaşatmışlar. Eski Mısır'da soylu, rahip ve zenginlerin mezarları ve mezarlıkları farklıymış. Yeni Mısır'da da bu gelenek sürmüş. Kahireli zenginler, ölüleri için ev büyüklüğünde mezarlar inşa ettirmiş. Fakirlerin ölüleri, doğrudan kuma gömüldüğü için, şehre göç eden fakir köylüler, ‘‘Bunlar mezar değil, mükemmel birer konut'' diye düşünüp, zengin mezarlarını işgal etmiş. Pek tabii, derhal ‘‘tapu muhafızı'' rolünü üstlenen bir mezarlık mafyası oluşmuş. İşgal edilmiş mezarın, yeniden işgaline karşı güvenlik hizmeti sunulmaya başlanmış. Şimdilerde iyi bir mezarın ‘‘transfer bedeli'' (hava parası) bin dolarmış.

SON SÖZ: Gelişme, zamanın fonksiyonu değildir.



X