"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

’Minnet’le Avrupa yollarında

Mini Cooper sevenlerde bir vosvos sendromu var, farkındayım.

Tıpkı vosvos sevdalıları gibi Mini’ciler de arabalarına bir çocuk gibi bağlanıyor, hatta isim/lakap filan takabiliyorlar (misal top 3: "bay/bayan mini", "minnoş", "minirella", "minnet"?)

Yetmedi, bu arkadaşlar bir de yaşadıkları şehirlerden üşenmeden kalkıp kilometrelerce yol sonrası Amsterdam’da yapılacak Mini United adlı festivale gelebiliyorlar.

Fanatiklik, ihtiras ve arzu tramvayları dedikleri bu olsa gerek. Desem de bakmayın, çünkü aynı şeyi ben de yaptım.

Bir adet kırmızı Mini Cooper’la kilometrelerce yol tepip Amsterdam’daki Mini United Festivali’ne gittim. Geçenlerde, çaktırmadan...

RUS ARKADAŞ YEDİ GÜN ÖNCE ÇIKMIŞ YOLA...

Bildiğiniz (ya da bilmediğiniz üzere) araba kullanmayı bilmiyorum (şu yaşa geldim/gidiyorum, pes!).

Ama şu hayatta iyi araba kullanan şoförler de var.

Sonuç? Şoförümüz Birkan’la Münih’ten alarak Mini’yi Amsterdam’a doğru yola çıktık.

Tembel bir co-pilot olarak Alman ormanlarını seyre daldığımı, yer yer parçalı bulutlu uyuduğumu söylemem gerek...

Festival alanına ulaştığımızda gördüm ki, bizden daha uzak yol kat eden deliler de var.

Bakınız, Yuliya Tkachenko adlı bir Rus arkadaş, ta 7 gün önce 4200 km uzaklıktaki Krasnodar’dan (bir adet unutulmuş Rus kasabası) başlamış yolculuğuna...

NELER OLUYOR ORADA?

* Efenim bir kere, üç günlük festival boyunca içeriye 50 farklı ülkeden 8 bine yaklaşık Mini’ci elalem aktı.

Böylece hayatımda görmediğim kadar (üç bin adet kadar) Mini görmüş oldum.

İç kısmı bir otel odası gibi döşenen ve Diesel’cilerin üst kısmını jean’le kapladığı Mini’ler en iyisiydi.

* Pistte Mini’lerini yarıştıranlar olduğu gibi aksesuvar/ıvır zıvır almak için de yarıştı insanlar. Ki bu festivalden benim analizlediğim sonuç budur: Her araba müşterisi için bir kimlik yaratır ya, Mini’ninki kimlikten de öte, bütün bir hayata odaklanıyor.

Tamam deniyor, bir adet Mini araban var, ama hani nerede bu arabaya takıp takıştıracağın ekstra aksesuvarın? Üzerine giyeceğin Mini tişörtün/pantolonun/saatin?

Yok mu? O zaman reklam sloganında Mini apaçık emrediyor:

DON’T CRY, BUY! (AĞLAMA, SATIN AL!)

Akıllıca nitekim...

Kazanan ve kaybeden

Hülya Avşar (KAYBETTİ)

Tamam, bikinili fotoğrafının altına "selülitli Hülya" yazılmasına bozulmuş olabilir.

Ama buna verilecek yanıt, bizzat kendi dergisinde kaleme aldığı şu satırlar mı olmalıydı: <ı>"Ben selüliti olmayan, proporsiyonu düzgün, zayıf ve çok güzelim. Dünyada bile kendimden güzel bir ünlü göremiyorum... Omuzlarımda gamzelerim var, kahve severim".

Bu asrın en kör gözüm parmağına (ve çaresiz) megolamanizm yazısı olsa gerek.

Böyle bir özgüven patlaması, böyle bir ayna ayna söyle bana/neremden başlasam güzelliğimi saymaya coşkusu başka hiçbir yazıda olmamıştır çünkü.

Gülben Ergen (KAZANDI)

Selülitli Hülya fotoğraflarının üstüne hemen havuz başında oğluyla yakalanıverdi objektiflere. Fotoğraftaki mesaj netti: Biraz selülitim varsa bile onları göstermem/saklamasını bilirim, çünkü bikini giymem mayo giyerim. Muhteşem proporsiyonumun üzerine afiyetle bir profiterol bile yerim, bişi olmaz...

Tüm bunları algı dehlizlerine soktuğu için haftanın kazananı Gülben Ergen. Sakin olup bağıra çağıra altını çizmediği için bir şeylerin.

Şu selüliti sarkmış dünyada ve de bikinili batı cephesinde durum budur.

<ı>Şehrin orta yerine işe!

Arada bir görürsünüz, kaldırım kenarlarındaki çalılıklara ya da oraya/buraya gizlice işeyenleri şehirde...

Oysa Amsterdam’da sokağa işemek serbest! Çalılık aramaya, bağırsakları patlatmaya gerek yok.

Çünkü adamlar merkezi noktalara birer açık tuvalet koymuşlar.

Böyle bir tuvaletin Taksim ya da Kadıköy’de olduğunu düşünemiyorum.

Ya tıkanırdı tuvalet çişten ya da kimse gitmezdi bu kadar alenen bir wc’ye..


ŞEHİR ATLASI

n PELİN AKAT’IN DÜĞÜNÜNDEKİ KANATLI ADAM

Perşembe gecesi Sortie’de Pelin Akat’la Varol Kaynar’ın nikah töreni vardı. Malum, ikinci kez evlendi çift. Güvercinlerin uçurulduğu, gelin çiçeğinin Ajda Pekkan’ın yakınlarına düştüğü düğünde dikkati çeken biri oldu ilerleyen saatlerde. Kafasına kuş kanatları monte edilmiş bu kıvırcık saçlı adam Avrupa’da buradan daha çok tanınan başarılı sanatçı (video performansları meşhurdur) Haluk Akakçe’den başkası değildi. Kanatlı şapkası ise geçenlerde ölen moda editörü Isabela Blow’un eseriydi.
X