Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Mini etiket sözlüğü

Yeni takıntım market raflarında duran gıda maddelerinin etiketleri. Son kullanma tarihini kontrol etmenin çok ötesine geçmiş durumdayım.

İçinde ne var yok diye bakmaktan, bir sepeti bir buçuk saatte doldurabiliyorum. Aslına bakarsanız pek bir şey de anlamıyorum. Bir dolu rakam ve adının içinde "asit" geçen katkı maddeleri. Gönlüm tamamen organik beslenmekten yana ama onlar da çok pahalı. Zaten her şeyin organik olanını bulamıyorsunuz. Eninde sonunda asitleneceksiniz. Ben de kendimce bir eleme sistemi geliştirdim. İçindekiler listesinde bolca rakam bulunmayan ürünleri alıyorum. O madde her ne ise, doğal bir şey olsa doğru düzgün bir adı olur değil mi, rakamla anılmaz.

Bir dolu ambalaj okuduktan sonra tespit etmiş bulunuyorum ki, Allah’ın suyuna artık su denmiyor sevgili okurlar. Onun yerine Latince Aqua demeyi uygun görmüşler. Herhalde daha havalı oluyor. Bir de palmiye yağı yerine palm yağı diyorlar. Bu daha da tuhaf. Yarısı İngilizce, yarısı Türkçe.

Kendimce küçük bir araştırma yapıp, sözlük hazırladım. Adına en sık rastladığım maddelerin aslında ne olduğunu, ne işe yaradığını anlamak için. Bunun için kola, hazır çorba, çikolatalı bar, konserve, bisküvi, reçel etiketlerine baktım. İşte benim mini sözlük. Ha, bu arada gıda mühendisi olmadığımdan, bunlar yararlı mı zararlı mı bilmiyorum, o konuya hiç girmedim. Ama özellikle belirtilmiş bilgilere rastladığım oldu. Onları da not aldım.

Emülgatör:
Sıvı ve katı maddenin ayrışmasını önlemek ve bu maddeleri bir arada tutmak için kullanılan madde.

Laktoz: İnek sütünde bulunan bir şeker türü.

Maltodekstrin: Besin değeri olan, enerji veren tatlandırıcı.

Monosodyum glutamat: E621 olarak da biliniyor. Aromayı artırmak için kullanılan katkı maddesi. Diğer pek çok E grubu katkı maddesi de aroma artırmak için kullanılıyor. Glutamat, yiyeceğe farklı bir tat katıyor. Bilimsel olarak acı, tatlı, tuzlu ve ekşiden sonra beşinci bir tat türü. Çorba ve soslarda bolca kullanılıyor.

Ortofosforik Asit: E338 olarak da biliniyor. Bir ara elden ele dolaşan, bilimsel yanı olmadığı söylenen bir listede adı şüpheli katkılar arasında geçiyordu.

Beta Karoten: Diğer adı provitamin A. Doğal olarak havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, lahana, bezelye ve patates gibi pek çok meyve ve sebzede bulunuyor. Vücutta A vitaminine dönüşüyor.

Glikoz şurubu: Nişastadan elde edilen sakarit konsantresi. Tatlandırıcı olarak kullanılıyor. Tüketici Dernekleri Federasyonu 2004’te genetik olarak değiştirilmiş organizma içerdiğini iddia ederek, "Mısır ve soya yağı, glikoz şurubu içeren gıdaları almayın" uyarısını yapmıştı.

Palm yağı: Palmiye yağı. Bitkisel yağ olarak kullanılıyor.

Aqua: Bildiğimiz su.

Harbiye’yi Çin malı vazolar istila etti

Cumhuriyet Caddesi’nin radyo evi ile orduevi arasından kalan kısmını geçen ay birdenbire Çin vazoları bastı. Arabayla geçerken önce mağazalardan birini gördüm, yüz metre gitmeden ikincisine de rastlayınca, girip bir bakmak farz oldu.

Birbirinin kopyası bu iki mağazanın içi yüzlerce Çin porselini ile dolu. Çin’in porselenleriyle ünlü Jingdezhen bölgesinden geliyorlar. Mağaza dediğime bakmayın, iki depo aslında. Derme çatma raflara, yerlere, masa üstlerine porselenleri yığmışlar. Çoğunluğu farklı boy ve şekillerdeki vazolar. Yanı sıra dev saksılar, demlikler, fincanlar, kaseler, küllükler, heykeller filan da var.

Benim çocukluğumda Çin porseleni çok kıymetli ve nadir bulunan bir şeydi. Halamın evinde vardı da, kırarım diye yanına yaklaşmam yasaktı.

Çin malı diye ucuz sanmayın, bunlar da kıymetli. Üzerinde 3 bin YTL etiket bulunan bir vazo gördüm. Fiyatlar genel olarak 100-150 YTL civarında yoğunlaşıyor. Param yok ama ille de Çin porseleni derseniz 20 YTL’ye bir demlik alabilirsiniz.

Ben de bir vazo almaya niyetlendim ama sadece nakit ödeme yapıldığından alamadım. Bir de yoğun bir iletişim sorunu yaşıyorsunuz. Her iki mağazada da en az beşer tane tezgahtar var. Hepsi Çinli ve tek kelime Türkçe bilmiyorlar. Zaten pek sizinle ilgilenmiyorlar da. Telaş içinde birbirleriyle konuşup, oradan oraya kutu taşıyıp duruyorlar. Dışarıdan bakınca nükleer saldırı haberi filan aldılar sanıyor insan. Beğendiğiniz bir şey olursa, fiyatını öğrenmek için el kol hareketleri ile birinin dikkatini çekiyor ve önce porseleni gösterip, sonra baş parmağınız ile işaret parmağınızı birbirine sürtmek suretiyle "kaç para" diye soruyorsunuz. O da fiyatını hesap makinesine yazıyor.

Mağazalardan birinde yüzde 30, diğerinde yüzde 50 indirim var. Yüzde 50 indirimde olan mağaza 10 gün sonra kapanıp başka yere taşınacakmış ama neresi olduğunu öğrenemedim. Şimdi adamcağız da haklı, işaret dili ile nasıl anlatsın Zeytinburnu, Gaziosmanpaşa veya Başıbüyük’ü.
X