Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Milyon dolarlık teknelerle yapılan deniz savaşları..

02 Ağustos 2014

Genetik kodlarında “Anadolu Kaplanı” kromozomları olanlar.. Üç kuşaktan beri İstanbul’da oturdukları için kendilerini 1273’ten beri var olan Habsburg Hanedanı mensuplarından daha asil sayanlar..

Veya genetik kodlarında “Anadolu Kaplanı” DNA’sı olanlar..

Yahut “Ben asalete filan inanmam ama anne tarafından Çeribaşı ile kuzen oluruz..” diyenler..

Marmaris’ten Bodrum’a gelip, Bodrum’dan Çeşme’ye kadar uzanan denizlerde yaşanan tekne savaşlarının fiilen içindedir.. Misafir olarak o tekneye bilinenler dahi kütüğümüze ”levent” olarak kaydedilmişlerdir.

Gazaları mübarek olsun..

***

Bodrum’da yazlık çalışmalarımı sürdürürken, denize inip çimdiğim yer eski adıyla Apostol Adası’nın tam karşısına denk gelir..

O adanın adı önce milli hissiyatımıza battığından “Manastır” olarak değiştirildi.. Sonra “Manastır” ismi dini değerlerimizi de tahriş ettiğinden kütükten düşüldü, kadim adaya “Tavşan” adı verildi..

Bizim resmi kültürün yaratıcı kanadı elde ne kadar ada varsa çoğunluğunu dört isim altında toplamıştır: Kara Ada, Tavşan Adası, Domuz Adası, Pırasa Adası.. Çok sıkışılan durumlarda Eşek Adası adına da başvurulur..

O adalarda tavşan veya domuz yaşaması, pırasa ekiminin yapılıp yapılmadığı “ada isimlerinden sorumlu” bürokratlarımızı ilgilendirmez..

BİZE NE KARDEŞİM?

Temsil bizim “Tavşan Adası” adı verilen suyla çevrili kara parçasında bugüne kadar bir tane bile tavşan görülmemiştir.. Tam tersine orası domuzlara ev sahipliği yapar.. Yine de ada “Tavşan Adası” olarak tesmil edilmiştir..

Benim bildiğim bu basit gerçeği yüksek bürokrasimiz bilmez mi? Bilir elbet.. Ama tavşanları “domuz” kategorisine soktuysa bildiği vardır.. Belki de dinimize ters gelen domuz hayvanını “tavşan olarak” asimile etmeyi plânlamışlardır..

O zaman bizim gibi devletine, hükümetine bağlı vatandaşlara da lafı uzatmayıp domuz gördüklerinde “Aaa! Tavşana bak!” demek düşer..

Bizim evlerin bulunduğu arazi parçası ile Tavşan Adası arasındaki su en fazla iki yüz metredir.. Kimse yüzerek adaya gitmeye cesaret edemez.. Çünkü iki toprak parçası arasında kalıp da kendine boğaz süsü veren o sular E5 otoyolundan farksızdır..

Fıldır fıldır tekneler gelip geçer..

Maazallah bir vatandaş o sırada önünde olsa biçip, üzerinden geçer.. Tepki göstersen fayda etmez.. Oraları deniz suyu olduğundan motor yatları, tekneleri protesto etmek için oturma eylemi de yapamazsın..

Bu yaz deniz trafiğine çıkan teknelere iki de sürat motoru eklendi.. Bunlar yandan bakıldığında Bursa işi bıçak gibi görünen iki küçük bot.. Altı, bilemedin yedi metre boyundalar..

Ne var ki saatte 50, 60 mile sürat demiyorlar..

Deniz mili de Amerikan doları gibidir.. Bizim karayollarının ölçüsü olan kilometrenin paritesi yanında yüzde kırk küsur eksik kalır..

Ay 100 kilometreni Denizbank’a götürüp, bozdur.. Eline en fazla 60 deniz mili verirler..

***

Lafı şuraya getireceğim.. O bıçak gibi sürat botları önümüzde 60 mille geçiyorlarsa, karada 100 kilometre hızla geçen TIR etkisi yapıyor demektir..

Acun Ilıcalı kardeşimizin mayosunun altında o sürat botlarından bir tane vardı.. Show TV’den bir türlü alamadığı 90 küsur milyon lirasını tahsil edince gitti, daha hızlısını aldı..

Sabah akşam önümüzden bir hışımla gelip geçiyor ki peh peh peh! Kiziroğlu Mustafa Bey’in kendisi doru beygirine binip, küheylanı denizde koştursa kaç para eder.. Teknesinin motorunda da bir ses var.. Maşallah yani.. Bu kadar olur..

Her geçişte say ki iki yüz öküz aynı anda böğürüyorlar.. Denizi yırtan teknenin böğürerek geçişini iftihar ederek izliyoruz..

HASMI DA ÇOK ÇETİN

Yiğidin çekemeyeni çok olur.. Acun Ilıcalı’nın hasmı da kendisi gibi canı tez biri.. Ben Bodrum’un denizini yırtma şerefini tek başına Acun’a vermem, demiş.. O bir yırtarsa ben iki yırtarım, diye şişinmiş..

Artık gidip o teknenin aynısını mı aldı yoksa daha hızlısını mı bilemem.. Bir Acun’un sürat motoru geçiyor önümüzden.. Bir İstanbullu oğlanın ki.. Yanarında lakıta taifesinden birer de bikinili oluyor..

Tahminim onlar da “Şu kadar mesafeyi kaç dakika kaç saniyede geçtik..” hesabını tutuyorlar.. Tabii sahildekileri adam yerine koyan olmadığından bu amansız yarışın galibi kim bilinmiyor..

Bildiğimiz o sürat teknelerinin bu kafada gidildiğinde saat başı 700 liralık mazot yaktığı.. Varsın yaksınlar.. Yakışır yiğitlerimize..

İşin aslında bizi ırgalayan tarafı ise şu.. O tekneler her geçişlerinde denizi yardıklarından, bulundukları yerin iki yakasına doğru dalga yolluyorlar..

Eğer hızları, uluslararası ölçülere uygunsa teknenin gövdesinden başlayıp, katlana katlana sahile ulaşan dalganın bir önemi yok.. Biraz fazla şırıltı o kadar..

Haaa! Geçen teknenin kaptanında Recep İvedik genleri varsa iş değişiyor..

Recep İvedik geni taşıyan tekne sahiplerinde veya kaptanlarında genellikle şöyle bir zihniyet oluyor..

“Ulan bu koca gemi benimse deryalar da benim.. Basarım gaza.. Yırtarım denizi.. Dalgası kıyıdakileri vurur mu vurmaz mı orası beni ilgilendirmez..”

Bence haklılar.. Tekne alacak kadar paran yoksa ne işin var teknelerin ayak altında.. Git bir marul tarlasına çardak kur, tatilini orada yap.. Elalemin güzelim teknesine hasetle bakıp nazar değdirme..

***

Yirmi metre boyunda bir tekne kudurmuş gibi gelip geçtiğinde, ne kadar sakin olursa olsun, deniz de ısırılmış gibi kuduruyor..

Sahilin iki yüz metre açığından gelip geçen teknenin yarattığı dalgalar büyüyerek gelip karaya vuruyor.. Say ki küçük çapta bir tsunami.. Oralardaki mekanların masası, sandalyesi, çay bardakları filan hep havada..

Cep telefonunu kaçırdın kaçırdın.. Kaçıramadın mı “Bunun ikinci eli nerede satılıyor?” diye aramaya başla..

OKURA NOT: Görgüsüzlüğün deryadaki yan etkilerine bir sonraki yazıda devam edeceğim..

X