Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Milliyetçi sermaye neyin nesi

ANLADIĞIM kadarıyla, iktisadi güdülerden çok, milliyetçi dürtülerle hareket eden yerli sermayeye (eğer varsa) milliyetçi sermaye deniyor. Böyle bir sermaye grubu var mıdır, yok mudur bilemiyorum. Ama, varsa, ömrü çok uzun olamaz.

Yerli olsun, yabancı olsun, sermaye iktisadi güdülerle hareket eder. Yani, iktisadi açıdan, sermayenin milliyeti de yoktur, milliyetçiliği de. Eğer milliyetçi sermaye diye bir olgu varsa, bu sermaye ya devlete aittir ya da devletin bir taşeronudur. Yani, belli bir süre sonra milliyetçi sermaye de devletin olur. Serbest piyasa ekonomisinde ‘milliyetçilik’ geçicidir.

Yerli ve yabancı sermaye arasında risk algılaması farklı olabilir. Büyük bir olasılıkla da bu iki grup sermayenin bir ülkeye yönelik risk algılamaları farklı olacaktır. Bu farklılık dışında, sermaye, belli bir risk düzeyinde getirisini azamiye çıkarmaya çalışır.

EREĞLİ

Ereğli Demir Çelik
’in devlet elindeki hisselerinin satışında ‘milliyetçi sermaye’ tartışması başladı. Bu tesisin yabancı sermaye tarafından alınması durumunda, tesisin üretim için değil, depo olarak kullanılmasının söz konusu olacağı iddia edildi. İddiaların gerçekçi olup olmadığını ben bilemem. Ama, bildiğim bir şey varsa, Ereğli’nin depo olarak kullanılması iktisadi bir yaklaşım ise, ister yabancı ister yerli sermaye olsun, devletin elinde olmadıkça, bu tesis bir süre sonra depo olacaktır.

Devletin elindeki bir tesisin özel sermayeye satılması aşamasında, sermayenin yerli ya da yabancı olması stratejik bir önem arz ediyorsa, konuyu saptırmadan, tesisisin özelleştirilip özelleştirilmemesi tartışılmalıdır. Bazı kesimlerin iddia ettiği gibi, Ereğli stratejik bir öneme sahipse, bu tesisin yerli ya da yabancı sermayenin elinde olması durumu değiştirmeyecektir. Tesisi devlet kendi elinde tutmalıdır. ‘Milliyetçi sermaye’ bu tesisi alsa da, bir süre sonra iktisadi dengeler sermayenin ‘milliyetçi’ davranmasını olanaksız kılacaktır. O aşamada, ya sermaye göçecektir ya da tesis stratejik önemi paralelinde devlete geri verilecektir. İktisadi arenada milliyetçi davranabilecek tek yer devlettir. O da, halktan topladığı vergiler nedeniyle ancak böyle davranabilir.

Milliyetçi bir yaklaşımla, özelleştirmelerde satılan kuruluşların olası alıcıları arasında yerli-yabancı sermaye ayırımı yapmak yanlıştır. Önce hangi kuruluşların özelleştirileceğine karar verelim. Ardından, kuruluşların, aranan yeterlilik şartlarını sağladığı sürece, kimler tarafından alınacağına karışmayalım. Yabancı sermayenin almasında sakıncalar olan kuruluşlar zaten özelleştirilmemelidir. Çünkü, aynı sakıncalar yerli sermaye altında da geçerli olacaktır.

ÜLKE BORÇLULUĞU

Özelleştirme bir ülkeye yabancı sermaye çekmenin en önemli ve ilk aşamasıdır
. Milliyetçi kaygılarla özelleştirmelerin yerli sermayeye kaydırılması yabancı sermaye girişini dolaylı olarak engelleyen bir olgudur.

Bir başka açıdan, özelleştirmenin önemli sonuçlarından biri özelleştirme gelirleriyle devletin (dolayısıyla ülkenin) borçluluğunun azaltılması hedeflenmektedir. Özelleştirmelerin yerli sermayeye yönlendirilmesi devlet borcunun özel sektör borcuna çevrilmesinden başka bir işe yaramaz.

Örneğin, Tüpraş ve Ereğli özelleştirmelerinden devletin sağladığı gelir yaklaşık 7 milyar dolardır. Devletin borçluluğu bu gelirlerin borç ödemesinde kullanılmasıyla 7 milyar dolar azalacaktır. Ama, 7 milyar doları devlete ödemek için Tüpraş ve Ereğli’yi alan yerli özel sermaye yurt dışından doğrudan ya da dolaylı borçlanmak zorundadır. O halde, devletin dış borcu özel sektörün dış borcu haline gelmektedir.

İktisadi gerçekleri dışlayan ‘milliyetçi’ iktisadi politika yoktur. Olduğunu sananlar iktisadi sorunlara çözüm bulamayacakları gibi, iktisadi sorunları daha da ağırlaştırırlar.
X