Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Milletin sofrası... Milletin resepsiyonu

<B>GÜNLERDEN </B>bir gün <B>Atatürk</B>’ün sofrasında ülke sorunları tartışılıyor. Ortam kalabalık. Milli eğitim konularıyla çok yakından ilgilenen Dr. <B>Reşit Galip </B>de sofrada.

Reşit Galip, eğitimdeki uygulamaları ve Milli Eğitim Bakanı Esat Bey’i sert bir biçimde eleştiriyor. Atatürk kızıyor:

‘Esat Bey benim hocamdır ve kendisi burada yok. Onun hakkında bu sözleri söyleyemezsin.’

Tartışma büyüyor. Atatürk, Reşit Galip’ten sofrayı terk etmesini istiyor.

Reşit Galip kabul etmiyor ve yerinden kalkmıyor. Sözü şu:

‘Burası sizin değil, milletin sofrasıdır... Ve Cumhuriyet döneminde eleştiri yapmak serbesttir.’

Bunun üzerine Atatürk sofradan kalkıyor. Herkes şaşkın. Hemen ardından yaverler haber getiriyor:

‘Lütfen herkes kalsın. Gazi Hazretleri sofranın kendileri varmış gibi devamını arzu buyurdular.’

Aradan bir süre geçiyor. Günün birinde Atatürk, sofrayı terk etmeye çağırdığı Reşit Galip’i Milli Eğitim Bakanı yapıyor. Kendisine o konuyu anımsatanlara da ‘Çok akıllı bir genç, eğitimi düzeltir’ diyor.

Anlattığım gerçek bir olaydır ve pek çok kitapta yer alır. Bu olayda aklımda kalan en kilit cümle şudur:

‘Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.’

***

30 Ağustos akşamı Ankara’da Genelkurmay’ın resepsiyonu var. Özellikle Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt, gazetecilerin karşısında mertçe, aslanlar gibi konuşuyor, PKK terörünün iç ve dış boyutlarını irdeleyip başımızdaki çok ciddi tehlikelere dikkat çekiyor.

Terör örgütüne katkıda bulunan Danimarka gibi bazı ülkeleri isim vererek eleştiriyor.

Bu tür bir araya gelmeler, özellikle 30 Ağustos resepsiyonu, komuta kademesi için iyi bir fırsattır. Gazeteciler onların çevresini kuşatır, sorular sorar ve yanıtlar gelir.

Askerin mesajları kamuoyuna bir sohbet havası içerisinde verilmiş olur.

Aynı resepsiyonda bazı gazeteciler, Genelkurmay Başkanı’na da sorular yöneltiyor. Başkan fazla bir şey söylemiyor. Akıllarda kalan cümleleri şu:

‘Birileri bizimle hükümetin arasını bozmak istiyor. Ben hükümetten son derece memnunum!’

Geçenlerde söylediği bir laf vardı. ‘Terörle mücadeleyi kısıtlı imkánlarla sürdürüyoruz’ demişti. Bu arada o sözünü de ‘düzeltmek istediğini’ belirterek şöyle diyor:

‘Ben imkánlarımız kısıtlı da olsa terörle mücadele ediyoruz demek istedim. Bu sanki hükümete karşıymış gibi değerlendirilmek istendi!’

Anlaşılıyor ki Genelkurmay Başkanı tarafından káğıttan okunan o sözler de yanlış anlaşılmış! Zaten Türkiye olarak başımıza neler geliyorsa, bu ‘yanlış anlaşılmalardan’ geliyor!

***

Sevgili okuyucularım, şimdi size konunun bir başka -ve benim açımdan ilginç- boyutunu aktarayım. Günün birinde Emin Çölaşan’ın İslamcı basınla, tesettürlü Başbakan ve bakan eşleri ile aynı kefeye konulacağını, Genelkurmay’da gazeteciler için düzenlenen toplantılara, brifinglere, çağrılmayacağını, hem de bunun Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılacağını aklımın ucundan geçirmezdim.

30 Ağustos resepsiyonuna da çağrılı değildim.

Öteki çağrılı olmayanlar, İslamcı basın ve tesettürlü eşler idi.

Niçin çağrılmamıştım?.. Çünkü çeşitli zamanlarda Hilmi Özkök’ü eleştiren yazılar yazmıştım!

Şimdi çok net görüyorum ki, davet sahibi Genelkurmay Başkanı bu gibi konularda eleştiriye tümüyle kapalıdır. Dahası, olmaması gereken bir biçimde duygusal davranmaktadır.

Dün Dr. Reşit Galip’in, hem de Atatürk gibi bir dev adama söylediği sözü anımsadım: ‘Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.’

Hilmi Özkök
’ü görme olanağım olsaydı kendisine şöyle derdim: ‘Paşa, orası sizin değil, milletin 30 Ağustos resepsiyonudur.’

***

Yine 30 Ağustos gecesi. Aynı saatlerde Recep Tayyip Erdoğan televizyonlarda ‘Ulusa Sesleniş’ programında konuşuyor. Yazılı bir metni okuyor. Bir zafer bayramı gecesi!

Böyle önemli bir ulusal bayram gününde sadece hükümet propagandası yapıyor, Türkiye’yi ‘cennete’ çevirdiklerini iddia ediyor!

Konuşurken arkasında bir Türk bayrağı, Atatürk resmi, ya da zafer gününü anımsatacak bir tek simge, belirti yok! Konuşmasında bu konulara bir tek sözcükle olsun değinemiyor. Milyonlarca insanımız gibi ben de kendisinin bu ‘unutkanlığını’ hayretle, dehşetle, ibretle izliyorum.

Şu ortamda tek tesellim, Genelkurmay Başkanı ile hükümetin arasının böyle iyi olması. Yoksa hapı yutmuş olurduk!

***

(Emin Çölaşan’ın notu: Genelkurmay Başkanlığı dün bu yazının yazılmasından sonra bir açıklama yaptı ve Genelkurmay Başkanı’nın hükümetle aralarının çok iyi olduğuna ilişkin olarak dün gazetelerde yer alan sözleri söylemediğini bildirdi.Takdir sizindir!)
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI