Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

MİLENYUM, X, Y, Z KUŞAKLARI

Yeni nesil için, uzman olan, olmayan herkes birçok tanım yapıyor.

Özetle, sadakat ve itaat duygusu zayıf olarak nitelendiriliyorlar.
Tüketim kültürünün, insanları etkilediği bir gerçek. Çocukluktan başlayarak, tüketim çılgınlığının içinde karakter gelişimini tamamlayan gençlerin, bu gerçekten etkilenmemesi elbette mümkün değildir.
Merak ettim ve gençlerimizin sosyal medyada birbirleriyle neler paylaştıklarını gözlemlemeye çalıştım. Müstehcen, bayağı, düşük profilli, sığ espriler ve mesajlarla birbirleriyle iletişim kurdukları gibi; ayetlerden, hadislerden, Mevlana’dan, Şeyh Sadi’den, Platon’dan, Aristo’dan, Nazım Hikmet’ten, Necip Fazıl Kısakürek’ten, günümüz şair ve düşünce insanlarından da sıkça paylaşımlar yapıldığını gözlemledim.
Aslında, üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo bu.
Gerek ailede, gerekse okullarda verilen eğitimlerde, gençlerimize, derinlikli bir düşünce yapısına ulaşma ve birbirleriyle paylaştıkları yoğun anlamlar ifade eden mesajları “idrak” edecek bilinç düzeyinin sağlanamadığını kabul etmek gerekir. Buna rağmen gençlerimizin, en azından bir kısmının eğitim sistemimiz ve ailelerimiz içerisinde belirgin bir yeri olmayan bu kültürel kaynaklara ulaşmaları, bunlardan yararlanmaları, benimsemeleri ve kendilerini ifade ederken bir argüman olarak kullanmaları, işin asıl dikkat edilmesi gereken ve önemli yanıdır.
Kanaatimizce bu şunu gösteriyor, toplumların yapısı, tüketim araçları, yaşam biçimleri, kültürel yapıları değişse de, insanın özü değişmiyor.
Örneğin, Mevlana’nın yaşadığı dönemin üzerinden bin yıla yakın bir zaman geçmiş olmasına rağmen söyledikleri, bugün de etkisini sürdürüyor. Hem de en beklenmedik yerde. X, Y, Z diye adlandırdığımız gençlerimizin üzerinde etkisini sürdürüyor.
Tüketim çılgınlığı, teknolojik gelişmeler, değişen dünya algısı bir tarafa, bizim, gençlerimize ne verdiğimizdir önemli olan. Kuşakları, çeşitli adlar vererek tanımlamak yerine, konuya temel insan yapısı açısından bakılmalıdır. Duygular aynı, gönül aynı, etkilendiğimiz şeyler değişmiyor. Bin yıl önceki insanda da hüzün vardı, sevinç vardı, aşk vardı, sevda vardı, hırs vardı; bugünkü insanda da var. Yani insanda değişmeyen bir temel yapı var.
Belki de başka ülkelerin gençliğinden farklı olarak, bizim gençlerimizin kültürel alt yapısındaki bu potansiyeli, edinimden ziyade, sistematik bir eğitime dönüştürmek ve bu yapıyı verimli hale getirmek, üzerinde durmamız ve düşünmemiz gereken konuların başında geliyor.

Gençliği akan bir ırmak olarak düşünmek gerek. Gür ve çağıldayarak akan ırmağın yönünü kendi değerlerimize, kendi kültürel kodlarımıza ve zenginliğimize çevirerek; tarihin derinlerinde bekleyen ve uzaklarda kalmış kendi okyanuslarımıza kavuşturmak zorundayız.

ŞEFFAFLIK, KİŞİSEL BİLGİLERİN ORTAYA SAÇILMASI OLMAMALI

Ankara’da il içi öğretmen atamaları gerçekleştirildi. İlimizde, resmi kurumlarda çalışan yaklaşık elli bin öğretmen bulunmaktadır. Bunlardan sekiz bin biri il içerisinde atama isteğinde bulundu ve üç bin üçünün ataması, tercih ve puan üstünlüğüne göre, şeffaf bir şekilde gerçekleştirildi.
Geçen haftaki yazımızda, bu atamalardan sonra, kimin, hangi okula, kaç puanla yerleştiğini ilan edeceğimizi belirtmiştik.
İl içi atamaları sonuçlanacakken, Esma öğretmenden şöyle bir tweet aldım:
“Şeffaflık güzel şey ancak şahsen ben, özel nedenlerden dolayı, internet ortamında, nereye atandığımın ilan edilmesini, ismimin ve diğer bilgilerimin, atandığım kurumun, şifresiz bir şekilde herkes tarafından görülmesini asla istemem. Bu açık ilan edilme olayı, benim gibi birçok kişi için de büyük sorun. Kabuslarımıza girecek kadar önemli. Lütfen buna çözüm bulun.”
Bunun üzerine, sonuçlar, herkesin kendi adını ve nereye atandığını ancak şifresiyle görebileceği şekilde yayınlandı. Ayrıca şifresiz ortamda da, branş branş, hangi okula kaç puanla atama yapıldığı da isimsiz olarak ilan edildi.
Yine birçok öğretmenimiz de tweet atarak, tüm bilgileri içeren listeleri neden ilan etmediniz diyor. Hatta bazıları daha da ileri gidip, “Ben arkadaşımın nereye tayin olduğunu görmek istiyorum.” diyerek, neden isimleri ilan etmediğimizi soruyor.
Oysa, Esma öğretmen haklı. Kişisel bilgileri herkesle paylaşmak bize de doğru bir yaklaşım olarak görünmedi.
Her alanda şeffaf olmak ama bunu yaparken, insanların kişisel bilgilerini korumak gerektiğini düşünüyoruz.

GÖRDÜĞÜM KADARIYLA

Aşağıdan yukarıya doğru:
Okul yöneticileri, ilçedekilerin işleri düzgün yürütemediklerini düşünürler.
Kendilerinin o makamlarda olması durumunda, birçok şeyin en kısa zamanda düzeleceği kanısındadırlar.
İlçe millî eğitim yöneticileri de, ildekiler için düşünürler aynı şeyi.
İldekiler de Bakanlık için, “Bunca sorunumuzu, sıkıntımızı giderecek formüller var aslında ama, olmuyor işte.” derler.
Yukarıdan aşağıya doğru:
Bakanlık yöneticileri, “İllerimizden sağlıklı veri ve öneri gelmiyor; il yöneticileri yerlerinde oturuyor, oysa okullarla daha çok ilgilenmeleri lazım.” derler.
İl yöneticileri de, ilçelerdeki yönetimle ilgili aynı şeyleri düşünürler.
İlçe yöneticileriyse, okul yöneticileriyle ilgili “okul yönetimleri, okullarıyla daha çok ilgilenseler, hiçbir sorun kalmaz; biz de, işlerle bu kadar boğuşmak zorunda kalmayız” diye düşünürler.
Yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya, eskiden beri, hayat böyle devam eder.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI