Dünya Haberleri

    Milat ve Hicret

    Emre KIZILKAYA\DIŞ AÇI
    31.12.2008 - 15:19 | Son Güncelleme:

    2008 yılı, insanlık tarihine, bir devrin kapanıp bir diğerinin açıldığı bir kilometre taşı olarak geçebilir. Küresel ekonomik kriz ve ABD’nin ilk siyah başkanını seçmesiyle hatırlanacak bu yıl, belki de 21’inci Yüzyıl’ın asıl başlangıcıdır. Gelin, 2009’a bir de bu gözle bakalım.

    Tarihi devirler, “kusurlu” takvim sistemlerimizi hiç umursamadan açılıp kapanır.

    Örneğin Avrupa’da Ortaçağ’ı bitirdiğini kabul ettiğimiz İstanbul’un Fethi, ne Miladi (1453),ne de Hicri (857) takvimde “yuvarlak” bir yıla denk geliyordu.

    Son asırların en “yakışıklı” yılı olan 2000’de kayda değer bir tarihi olay yaşanmazken, yedi yıl kadar önce, 21’inci Yüzyıl’ın (veya Bilgi Çağı’nın) aslında 1 Ocak 2001’de değil, 11 Eylül 2001’de başlatılması gerektiği biraz da bu yüzden söylenmişti.

    Oysa 2008’in bitişiyle birlikte, Sanayi Devrimi’nin ardından gelen yeni bir çağın henüz açıldığını gördük.

    Bu yüzden 2008, yuvarlak bir sayı olmasa da, insanlık için bir “miladı” ve hatta bir “hicreti” temsil ediyor olabilir.

    Milat ve hicret benzetmesini anlamak için bu yıla damga vuran iki olaya bakalım.

    * * *

    Küresel ekonomik kriz, Batı kapitalizminin 30 yılı aşkın süredir siyasi kararlarla sürekli ötelediği bir hatanın, mâli balonun sonunda patlamasıyla birlikte insanlığı çöküşün eşiğine getirmesine neden oldu.

    Sistemin özünden kaynaklanan bu “hata”, tarihte ilk kez bu kadar çok insanın gündelik hayatını, böylesine derinden etkiliyor.

    Buhran, bildiğimiz sosyoekonomik düzenin “ölüp” yerine bir başkasının doğmasıyla; yâni bir milatla tamamlanacak gibi.

    * * *

    Madalyonun parlak yüzünde ise, ABD’nin ilk siyah başkanı seçilen Barack Obama imgesi var.

    Kendisiyle birlikte tüm bir dünyayı batırabilecek devasa bir ekonominin başına geçerken, “evet, yapabiliriz” diyen, “umut” aşılayan, “inanabileceğiniz bir değişim” vadeden Obama…

    Belli ki, Obama’nın tarihi misyonu, “dünyanın tek kutbu” olma yeteneğini kaybetmiş ülkesini, “çok kutuplu” yeni bir uluslararası düzene hazırlamak olacak.

    Küresel kutup, Transatlantik bir yolculuk yaparken bölüne parçalana Üçüncü Dünya’ya ve Avrupa’ya dağılacak ve bu ‘hicret’i Obama yönetecek.

    * * *

    Öyle görünüyor ki, 2008’in olgunlaştırdığı sert koşullar, her doğum ve her göçte olduğu gibi, hiç kolay olmayan bir “geçiş” sürecini 2009’a taşıyacak.

    Mesela Amerikan ordusunun denizaşırı birliklerinden binlercesini, bozulan ekonomiden kaynaklanacak olası bir “halk ayaklanmasına” karşı ABD içine çekmesi, meşum bir alâmet olabilir mi?

    Bu sürecin, Batı’da, Türkiye ve Doğu uygarlıklarına nazaran daha “sancılı” yaşanacağını öngörebiliriz; çünkü biz, böylesine zorluklara belki de daha “şerbetliyiz.”

    Bu yüzden umutsuzluğu başkalarına bırakalım ve bu yıl kaybettiğimiz Sovyet muhalifi Rus yazar Aleksandr Soljenitsin’in tam 30 yıl önce Harvard Üniversitesi’nde yaptığı konuşmanın bir bölümünü aktarıp “iyi yıllar” dileyerek yazıyı sonlandıralım:

    * * *

    “Batı’da insan ruhunun giderek zayıfladığı, Doğu’da ise sağlamlaşıp güçlendiği tartışılmaz bir gerçek. Bizim halkımız 60 yıldır, Doğu Avrupa halkları ise 30 yıldır, Batı tecrübesinin çok ötesinde ruhsal bir idmandan geçti. Hayatın karmaşası ve ölümcül ağırlığı, onlara, bir Batılı’nın tektipleştirilmiş esenliğinin verebileceğinden daha güçlü, derin ve ilginç karakterler kazandırdı. (…)

    “Batılı hayat tarzının, önde gelen bir model haline gelme ihtimali giderek azalıyor. Tehdit altında olan ve çürüyen bir topluma tarihin yaptığı anlamlı uyarılar var. Örneğin sanattaki yozlaşma veya büyük devlet adamlarının artık çıkmaması… Açık ve bâriz uyarılar da görülüyor. Demokrasinizin ve kültürünüzün başkentinde elektrikler sadece birkaç saat için kesiliyor ve âniden Amerikan vatandaşlarının oluşturduğu kalabalıklar yağmacılığa başlayıp şehri birbirine katabiliyor. Yüzeyi düzgün gösteren film çok ince olduğundan, toplumsal sistem son derece istikrarsız ve sağlıksız.

    “Fakat gezegenimiz için fiziksel ve ruhsal mücadele, yâni kozmik çaptaki bir savaş, geleceğe dair muğlak bir sorun değil; çoktan başladı bile. Kötülük’ün güçleri nihai bir taarruza geçti, yaptıkları baskıyı hissedebiliyorsunuz; ama yine de ekranlarınız ve mecmualarınız zorâki tebessümler ve şerefe kaldırılan kadehlerle dolu. Peki neyin kutlamasını yapıyorsunuz?”

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı