Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

MHP’ye haksızlık mı ediyoruz?

Bir alışkanlığımız var. Ne zaman kurt işareti ile taşkınlık yapan bir grup görsek, hemen MHP ve Ülkücü hareketi suçluyoruz. Bahçeli’nin çabalarını görmezden geliyoruz.

MHP Genel Başkan yardımcısı Mehmet Şandır  aradı.

 

TV programları ve medya’da, MHP ve Ülkücü harekete yapılan haksızlıkları anlattı. Bu kesimin hoyratça eleştirilmesinden yakındı. Doğru saptamalar yaptı. Ben de kendi kendime aynı soruyu sordum : Haksızlık mı ediyoruz?

 

Zaman zaman, ben de dahil, MHP ve Ülkücü hareket hakkındaki değer yargılarında eski şablonlardan kendimizi kurtaramıyoruz. Yeterli özeni ve dikkati gösteremiyoruz.

 

MHP ile Türkiye’nin geleceğininin nasıl şekillendirilmesi gerektiği hakkında farklı düşünüyorum. Ancak, MHP ve Ülkücü hareketi kimse yok farzedemez. Onların dünya görüşlerine de saygı duymak, duyarlıklarına itina göstermek gerekir.

 

Üstelik, Devlet Bahçeli’nin MHP ve Ülkücü harekete getirdiği ince ayarı kimse görmezden gelemez. Ülkücüleri sokakta adam döven imajından, eskikötü örneklerinden kurtarıp bilgisayar ile tanıştıran bir liderdir.

 

Eğer bugün milli askeri stratejik konsepten, aşırı milliyetçilik “tehlike olmaktan çıkarıldıysa”  bu büyük oranda Bahçeli’nin çabaları sayesinde gerçekleştirilmiştir.

 

6-7 eylül sergisine baskın olayı ve son karikatür krizinde de keza Bahçeli sağduyu çağrılarıyla ön plana çıkmıştır.

 

MHP’yi en çok üzen, Ağca ihalesinin üstlerine kalmasıdır. Bukonuda çok şikayetçiler.

 

Bir parti ve bir hareketin geçmiş faaliyetlerinden dolayı sürekli eleştirilmesi ve sürekli fatura çıkarılması ne derece doğrudur? Ancak ne yazık ki toplumlar yerleşik imajlardan kolay kurtulamıyorlar.

 

Yine de, her kurt işareti yapıp adam döven, linç izlenimi veren eylemlere katılanlara derhal MHP ve Ülkücü damgası vurmamak gerekir. Kendilerini Ülkücü diye adlandıran, öyle gösteren, oysa MHP ve gerçek Ülkücü hareketle hiçbir ilgisi olmayanları, artık ayırt etmemiz zamanıdır.

 

MHP ve Ülkücü hareket de kendi kadroları ve kendi tutumuyla ilgili aynı duyarlığı göstermelidir.

 

Demokrasimizin sağlıklı yürümesi için, farklı düşünsek dahi birbirimize düşman gözüyle bakmamalıyız. Fikirleri tartışmalı ancak birbirimizi dövmeye kalkmamalıyız. MHP ve Ülkücü hareket ne kadar titiz davranıyorsa bizler de aynı titziliği göstermeliyiz.

                                             *                    *                    *

MİLLİYETÇİLİĞİN YÜKSELEN YILDIZI...

 

Fırsat bulup dün akşam Kanal D’de yayınlanan 32.GÜN’ü bilmem izleyebildiniz mi?

 

Belki de ilk defa, son derece ters bir konuda, masanın ters taraflarında oturan konuklar, kavga etmeden, uygar biçimde tartıştılar.

 

Gecenin en ilgi çeken konuğu, kısa bir süre öncesine kadar tanınmayan, ancak son aylarda, Ermeni konferansını engellemesi, Orhan Pamuk, Hırant Dink ve son olarakta5 gazeteci aleyhine açtığı dava ile kamuoyunun dikkatini çeken Avukat Kemal Kerinçsiz (Türk Hukukçular Birliği üyesi, MHP Küçükçekmeceteşkilatında yöneticilik yaptı) idi.Hemen yanında da, haklarında dava açtığı, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan ve Avrupa Parlamenteri Joost Lagendijk vardı.

 

Perşembe akşamki ”32.GÜN’ de, iki ayrı dünya, iki farklı insan karşı karşıya geldi.

 

Biri, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini destekleyen (Berkan ve Lagendijk), diğeri de AB’ye karşı çıkıp, Türkiye’nin bu şekilde bölüneceğine, hatta AB projesinin büyük bir komplo olduğuna inanan (Av. Kerinçsiz)kişiler buluştular.

 

Böyle bir karışımdan ne beklersiniz?

 

Kıyametlerin kopması, karşılıklı sert tartışmalar ve suçlamalar, değil mi?

 

Hararetli tartışma vardı, ancak düzeysizlik yoktu. Karşılıklı suçlamalar vardı, ancak kavga yoktu.

 

İsmet Berkan ile Joost Lagendijk’ı tanırım, ancak Kemal Kerinçsiz ile ilk defa karşılaştım.

 

Ne yapmak istediğini ve hedefine varmak için de nasıl birstrateji izlemesi gerektiğini çok işi biliyor. Güleryüzlü, karşısındakini istediği anda gerebiliyor, ancak uygür bir yapının dışına çıkmıyor.

 

Kerinçsizeğer isterse,MHP veya başka bir parti içinde siyabet yapabilecek ve yükselecek bir görüntü sergiliyor. Zaten, siyasi mesajları olduğunu da saklamıyor.

 

Tutumu da çok net.

 

AB’nin, Türkiye’ye sadece felaket getireceğine inanıyor ve bunu engellemek için yargıyı kullanıyor. Açıkları buluyor, savcıları baskı altındatutuyor, yargıçları dolaylı şekilde (herkes gibi) etkilemeye çalışıyor. Bu yolda çok başarılı olduğu söylenemese dahi, kısa sürede kendinden söz ettirmeyi başardı. Tanınmayanbir avukat iken,bugün 32.GÜN’e davet edilen birkonukkonumuna çıktı.

 

Berkan ve lagendijk başka dünyanın, farklı yaklaşımların nisanları. Tartışmalar, bu iki dünya arasındaki mücadelenin bitmeyeceğini ancak düzeyinin yükseleceğini gösterdi.

 

                                             *                    *                    *

 SON OSMANLILARIN ACIKLI SONLARI

 

Kanal D’de son üç hafta, Çarşamba akşamları yayınlanan SON OSMANLILARbelgeselinden dolayı , Murat Bardakçı’ya teşekkür borçluyuz.

 

6 asır süresince bir hiçten var ettikleri İmparatorluğu yöneten Osmanlıların acıklı hikayeleriçok etkileyiciydi. 167 kişinin nasıl dağıldıkları, neler çektikleri çok güzel işlenmiş.

 

Program bittikten sonra, yakın geçmişimiz hakkındaki cehaletimize tekrar hayret ettim. Eğer Murat Bardakçı ilgi duymasa, yıllardan beri araştırıp ortaya çıkarmasa bugün dahi Osmanlıların kimler olduklarını, Osmanlılığın ne anlama glediğini ve bir hanedanı nasıl hoyratça harcadığımızı öğrenemeyecektik.

 

Cumhuriylet’in kurulması, Hilafet ve İmparatonluğun lağvedilmesi doğru bir karardı. Ancak, bizim soyumuzdan olan 167 kişiye böylesineeziyet etmeye ne gerek vardı? Bu sorun, kimi şöförlük, kimi mezar bekçiliği yapmak zorunda kalmadan çözülemez miydi?

 

Murat Bardakçı, tarihimize yeniveçok değerli bir katkıda bulundu. Keşke bu belgesel tekrarlansa ve örneğin liselerde de gösterilebilse...

X