Eğitim Haberleri

    Mezunların başarı durumlarını da değerlendirin

    Prof. Dr. Peyami ÇELİKCAN - İstanbul Şehir Üniversitesi Rektör Vekili
    26.06.2017 - 11:41 | Son Güncelleme:

    Ülkemizde üniversitede öğrenim görme hakkı elde edebilmek kolay değil. Yüzbinlerce gencin yoğun bir çalışma temposuyla hazırlandığı üniversiteye giriş sınavlarının amacı başarılı adayları seçerek üniversite ve programlara yerleştirmek. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) bu amaçla puan bazında bir sıralama ve eleme sistemi uyguluyor.

    Artan nüfusa bağlı olarak ÖSYS’ye başvuran aday sayısı da her yıl artıyor. Bu yıl 12 Mart’ta başlayan sınav sürecine 2 milyon 265 bin 902 aday girdi. Daha ilk aşamada YGS’de öngörülen puanı alamayan 517 bin 25 aday elendi. Geçtiğimiz günlerde tamamlanan LYS’ye ise 1 milyon 600 bin 49 kişi girebildi. Bu adayların önemli bir kısmının yeterli puanı alamaması nedeniyle istediği bir programa yerleşemeyeceğini tahmin etmek zor değil.

    Adayların çok sınavlı bir eleme, seçme ve yerleştirme sistemine tabi tutulmasının ana sebebi üniversitelerde “girdi” kalitesini korumak ve böylece yükseköğretim standartlarını yükseltmek. Milyonlarca adayın yıllara yayılan zorlu bir hazırlık süreciyle yerleşebildiği üniversitelerde “girdi” kalitesi kadar, “çıktı” kalitesinin de gözetilmesi gerek.

    AKADEMİK ALTYAPI GÜÇLÜ OLMALI

    Üniversitelerde çıktı kalitesi nasıl geliştirilebilir? Elbette olmazsa olmaz koşulların yani akademik, teknik ve fiziksel altyapının güçlü olması şart. Ancak kalite standartlarını sadece altyapı imkanlarıyla yükseltmek mümkün değil. Üniversiteler geliştirdikleri ve uyguladıkları öğretim modelleriyle çıktı kalitelerini yükseltebilir.

    Günümüz dünyası, endüstrileşme sürecinin oluşturduğu belirli bir disiplinde uzmanlaşmaya dayalı öğretim modellerinden hızla uzaklaşıyor. Bir disiplinde uzmanlaşmaya dayalı yükseköğretim modellerinin, hayatı ve dünyayı kendi bütünlüğü ve hareketliliği içinde kavrama birikimi sağlayamadığı görülüyor. Bu klasik modellerin aynı zamanda eleştirel, sistematik bir düşünme biçimi geliştirmekte yeterli olmadığı da söylenebilir. Dolayısıyla klasik yükseköğretim modelleriyle çıktı kalitesini korumak ve geliştirmek giderek zorlaşıyor. Peki girdi kalitesinin bu kadar yüksek tutulduğu yükseköğretimde çıktı kalitesini nasıl geliştireceğiz?

    DİSİPLİNLERARASI OLMASI ÖNEMLİ

    Yükseköğretimde çıktı kalitesini geliştirmek için programların iki temel özelliğe sahip olması gerekir. Bu özelliklerden ilki ‘disiplinlerarasılık’. Yükseköğretim programları öğrencinin sadece bir disiplinde değil, diğer disiplinlerle etkileşim içinde eğitim almasına fırsat sunacak şekilde yapılandırılmalı. Alanı ne olursa olsun, öğrencilerine analitik ve eleştirel düşünme yeterliliği kazandıran; insanı ve toplumu tanımasına; tarih, kültür ve medeniyet anlayışını geliştirmesine imkan veren bir yükseköğretim modelinin geliştirilmesi gerekli. Böylesi bir model, az sayıda üniversitede örneği görülen ortak dersler programları üzerine kurulabilir. Tüm öğrencilerine ortak bir formasyon kazandırdıktan sonra alan öğretimi veren ve bu süreçte de disiplinlerararası etkileşime imkan sağlayan öğretim modelleri çıktı kalitesinin geliştirilmesinde önemli bir işlev yükleniyor.

    ULUSLARARASI STANDARTLAR HEDEFLENMELİ

    Yükseköğretim sistemimizde çıktı kalitesini yükseltmenin bir diğer yolu ise uluslararasılık’tır. Bu çerçevede, ulusal ihtiyaçları gözeten ama uluslararası standartları hedefleyen öğretim modelleri tasarlanmalı. Ülkemiz koşullarında uluslararasılığın geliştirilmesinde yabancı dil öğretimi önemini koruyor.

    Kendisini anadilinde olduğu kadar, yabancı bir dilde de ifade edebilme ve mesleğini icra edebilme yeterliliğine sahip mezunlarla kalite standartları yükseltilebilir. Uluslararasılaşmanın sadece öğretim programlarıyla değil, kampüs ortamlarıyla da pekiştirilmesi gerek. Uluslararası öğrenci oranları yüksek üniversite kampüsleri, uluslararası etkileşime daha açık hale geliyor ve öğrencilerinin uluslararası rekabete uyumlu olarak yetişmesine imkan sağlayabiliyor. Bu doğrultuda mezunların özellikle yurtdışındaki saygın üniversitelerden aldıkları yüksek lisans ve doktora programı kabulleri önemli bir gösterge.

    Elbette yükseköğretimde çıktı kalitesini yükseltmenin daha pek çok yolu var ama disiplinlerarasılaşma ve uluslararasılaşmanın hayati bir öneme sahip olduğu unutulmamalı. Yükseköğretim modellerinde bu özellikleri ön plana çıkaran üniversitelerin çıktı kalitesini geliştirme konusunda daha başarılı oldukları söylenebilir.

    ÇIKTI KALİTESİNİ ÖLÇEBİLECEĞİMİZ ORTAK SİSTEM YOK

    Yükseköğretimde girdi kalitesini ÖSYS üzerinden ölçebiliyoruz. Ancak çıktı kalitesini ölçebileceğimiz ortak bir sisteme sahip değiliz. Bu konudaki tek verimiz üniversite mezunlarının girdiği Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS). KPSS puanları yükseköğretim çıktı kalitesi konusunda programlar ve üniversiteler bazında önemli bir veri sunuyor. YÖK Atlas’ta yer verilen Mezun Başarı Atlası bağlantısı üniversiteleri çıktı kalitesine göre sıralıyor. Bu sıralama incelendiği zaman, üst sıralarda yer alan üniversitelerin öğretim programlarının bahsedilen özelliklere sahip olduğu görülecek.

    Üniversite adayları artık puanlarını ve sıralamalarını bekliyor. Ardından kazandıkları puanlara uygun olarak bir önceki yılın giriş puanlarına ve sıralamalarına bakarak tercihlerini yapacaklar. Adaylara tavsiyemiz üniversiteleri giriş puanıyla olduğu kadar üniversitelerin KPSS Mezun Başarı sıralamalarını da dikkate alarak değerlendirmeleri. Bu verilere geçen yıldan bu yana ÖSYS Kılavuzu’nda da yer veriliyor. Adaylar kılavuz yayınlanana kadar Mezun Başarı Atlası üzerinden bir önceki yılın verilerini inceleyebilir https://yokatlas.yok.gov.tr/mezun-basari-atlasi.php.

    Özetle üniversite tercihi belki de gençlerin hayatlarındaki en önemli kararlardan biri. Adayların ve ailelerinin tercihlerini yaparken üniversitelerin yalnızca giriş puanlarına bakarak değil, mezuniyet sonrası başarı göstergelerini değerlendirerek karar vermesi daha doğru bir yol olur.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı