Mevzular arası trekking

RÜYA ERSAVCI’YI DONDURMUŞ OLABİLİRLER Mİ?
Olabilir mi acaba? Rüya Ersavcı’yı 90’ların son çeyreğinde dondurmuş ve şimdi yeniden hayata döndürmüş olabilirler mi?
Çünkü yıllar sonra bir albüm çıkararak kendini pop sularına bırakan Ersavcı, hiç ama hiç değişmemiş. Saç şekli aynı, bukle bukle durmakta.
Yüzü aynı tazelikte, 90’lar tazeliği... Keza, Okan Bayülgen’de dinlediğim kadarıyla yeni şarkısı da fena halde 90’lar mezarlığından...

DİZ ÜSTÜ EDEBİYAT YAZI
Yazar-yayıncı Cem Mumcu edebiyatta işin rengini değiştirdi. Takipçisi en bol, özel hayatını en didik didik paylaşan, alabildiğine rahat (ve kimi zaman küfürlü) dobra bir dil kullanan blog’cu Pucca’nın (takma isim kullanıyor) kitabını çıkardı.
Günlerdir her gazetede sayfa sayfa röportajına rastlıyorum Pucca’nın.
Marilyn Monroe fotoğraflı tanıtımı şahane. Kullandığı bazı sözcükler de ilginç.
“Kekomançi” diyor mesela. Kıronun bir “level” üstü demekmiş.
Sadece şunu merak ediyorum. İnternetten Pucca’nın günlüğünü takip eden cidden gidip kitabını alacak mı?
Çünkü internetten her gün okumak başka bir ritüeldir, kitabı eline alıp plajda miskin miskin yatarken okumak başka.
“Şeffaf blog’cu” Pucca bunu başarırsa, bu yaz diz üstü edebiyat yazı olacak gibi...

KİMLİĞİNİ GİZLEYEREK YAZMAK...
Pucca mevzuundan hareketle ilk akla gelen şu tabii: Kimliğini gizleyerek her şeyini anlatmak daha mı kolaydır? Eh, tabii ki daha kolaydır.
Çünkü kimliğini ortaya koyup özel hayatını en ince noktasına kadar yazmak başka türlü bir cesaret ister. Bu da bir seçim: Kendini gizleyip en dibine kadar samimi olmak mı yoksa kendini gizlemeyip gittiği yere kadar samimi olmayı becermek mi?

HANGİ ÇİFTİ TAKİP ETMEK DAHA EĞLENCELİ?
Demet Akalın-Önder Bekensir çifti mi yoksa Eda Taşpınar-Bora Kozanoğlu çifti mi? Hangisini takip etmek, hangisinin hayatını okumak daha eğlenceli?
Evet, iki çift arasında dağlar kadar fark var. Birbirleriyle alakaları yok.
Demet ile Önder ne kadar arıza, ne kadar bir gün öyle bir gün böyle, ne kadar “hadi evlenelim, hadi şimdi de boşanalım” şeklinde bir çiftse, Eda ve Bora bir o kadar normal. Bir o kadar sporcu. Bir o kadar özenli. Bir o kadar yan yana seksi.
Ama gel gör ki Demet ve Önder daha eğlenceli.
Dur durakları yok. Ne zaman ne olacaklarını/yapacaklarını tam kestiremezsin.
Demet ve Önder Latin usulü pembe diziyse, Eda ve Bora Amerikan usulü pembe dizi (“Cesur ve Güzel” mesela).

NE DİZİYMİŞ... (KISIM İKİ)
Erkek karakterlerini son dakikada öpüştürmeyen ve daha yayına girmeden bu sayede ünlenen “Mükemmel Çift” adlı dizi, bu kez bir oyuncusunun işine mâl oldu. Dot Tiyatrosu’ndaki oyunlardan tanıdığım tiyatrocu Tuğrul Tülek meğer bu dizide gay karakteri oynuyormuş.
Ve Twitter’ına yazdığına göre, TRT’de sunduğu çocuk programı işine jet bir kararla bu yüzden son verilmiş.
Gerçekten bu nedenle kovulduysa Tülek, TRT’nin tavrı tam “hormonlu domates”lik (Lambda’nın homofobik yaklaşımda bulunanlara verdiği ödülün adı. Ödülün isim babası ise Erman Toroğlu).

NASIL KAÇIRDIM...
Derya Baykal’ın canlı yayında stüdyoya getirilen şişme havuza atlayıvermesini...
Tamam, internete “düşmüştür”, orada burada videosu muhakkak vardır. Ama o an canlı canlı izlemenin keyfi eminim bir başka.
Çekirdeğini çitlerken bir bakıyorsun senin sunucu hoop atıvermiş kendini mini şişme havuzun kollarına...
Bu ıslak anı, bu domestik erotizmi anında izlemek lazımdı. Sonra da çekirdek çitlemeye devam etmek...

GÜRÜLTÜ TARTIŞMASINDA SIKILDIKLARIM...
Birincisi, “Dünyanın hiçbir şehrinde böyle mekanlar yok” geyiği. Tamam gerçekten yok: Boğaz’ın kenarında, şehrin göbeğinde, en güzel yerinde, içinde sürüyle restoran olan, yüzlerce kişinin aynı anda takılabileceği kadar büyük ve üstü açık... Ama yeter, kullanılmasın bu klişe cümle artık.
İkinci en sıkıldığım şey ise, “Ama ses karşıya kadar gidiyor, karşıdakiler çok rahatsız oluyor” cümlesi...
Tamam onlar da haklılar, ama mesela yanıbaşlarında bir otel olsun diyelim.
Ve otelin terasında en çakkıdısından bir düğün.
Ses de sonuna kadar açılsın, ortalık gümbürdesin...
Ona ses çıkarmazlar. Ama iş popüler mekandaki gürültüye gelince telefona sarılırlar. Şikayet üstüne şikayet ederler.
Bu, popüler olandan nefret etme hastalığı aynı zamanda.
Yazarın Tüm Yazıları