"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Mevzular arası trekking

NEDEN SOMURTTUNUZ KUZUM?

Cumartesi yayınlanan Bennu Gerede ve Deniz Berdan’lı ilk piknik talk show’dan sonra gelen sorulardan biri de buydu: Fotoğraflarda neden somurttunuz?

Hemen yanıt vereyim: Somurtmadık, poz verdik.

Moda çekimindeki mankenler gibi, poz poz durmaya çalıştık.

Ki Zeytinburnu’ndaki piknik tüplü, salıncaklı, mangallı, neşeli ortama göre durumumuz daha bir absürdleşsin diye...

Çünkü oradakilere göre tuhaftık zaten...

Nasıl Zeytinburnu’ndaki Nişantaşı’na geldiği zaman hâlâ “öteki”, Nişantaşı’ndaki kalkıp Zeytinburnu’na gittiği zaman da hâlâ “öteki”...

O somonlar, beyaz şaraplar filan da özellikle seçildi yani.

Kontrast hesabı ve de enstalasyon ruhu adına...

KRAL ÖDÜL GECESı’NDEN NOTLAR

Kral TV gecesini tam da ızzet Öz sahneye çıktığı andan itibaren takip edebildim televizyondan.

“Ben grup severim” deyince ızzet Öz, “Nasıl yani?” oldum bir an.

Meğer “en iyi grup” ödülünü sunmak için sahneye çıkmış Öz.

Ben fesatım tabii (ya da Türkçe fesat), hemen yanlış anlıyorum.

Bu arada tipik Türk geleneği: Bazı kategorilerde elmalarla armutlar yan yana yarıştırılıyordu. Volkan Konak’la Kenan Doğulu aynı kategoride adaydı mesela.

Belki de böyle kabul etmemiz lazım.

“Tür” denen kavram bizde yok ya da işlemiyor.

Herkes aynı türü icra/inşa ediyor. Bütün yollar Roma’ya çıkıyor. O yol da Ertuğrul Özkök’ün tespitlediği üzere içimizdeki arabesk ateşi olmasın sakın?

Son bir not: Sıla’nın “en iyi şarkı” ödülünü aldıktan sonra şarkıyı beraber yaptığı Efe Bahadır’a sadece teşekkür etmesini yadırgadım. Bahadır’la beraber sahneye çıkmalıydı Sıla. Hani doğru olan bu değil midir?

Pharrell yanıma gelip dedi ki...

Çarşamba günü Monte Carlo’daki Elton John AIDS Vakfı yararına düzenlenen geceden bahsetmiştim. Monte Carlo macerasına bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz...

Bu kez olay yeri Monte Carlo’nun en iyi restoran-barlarından biri olan Sass.

Gecenin ilerleyen dakikalarında Sass dolup taşmaya başlıyor.

Gelenler arasında Adrien Brody ve ünlü rap’çi Pharrell Williams da var.

Her ikisi de arkadaşlarıyla beraber yemek yemeye başlıyor. Brody etrafındaki kadınlarla sürekli flörtte.

Yanına gidip “merhaba” diyoruz. Gayet sempatik, flörtü bırakıp fotoğraf çektiriyor Brody.

Hadi diyorum, Pharrell’in yanına da gideyim bari. Adamın müziğini seviyorum, ayrıca çok sempatik buluyorum. Ama o da ne? Pharrell’de tosluyorum resmen!

Neye? Pharrell’in badigardına.

Bayağı kaba bir şekilde “Hayır” diyor dev cüsse, “şu an fotoğraf çektiremez, yemek yiyor” falan.

Oysa Pharrell’cim gülümsüyor, elini uzatıyor, tokalaşmak istiyor.

Ama badigart ısrarla engelliyor, ıvır zıvır konuşup duruyor.

Uzatmıyorum, “tamam üleyn, boşver” deyip kös pöf yerime dönüyorum.

Aradan yarım saat geçiyor. Arka masamda oturan Pharrell bana “gelsene” diyor.

Gururlu bir Türk genci olarak “ıstemem” diyorum haliyle: “Kalsın...”

Bu kez adam bozuluyor tabii.

Ve yarım saat sonra Pharrell yerinden kalkıp yanıma geliyor!

“Benim berbat biri olduğumu düşünmeni istemem” diye söze başlıyor Pharrell. Devam ediyor: “Badigardın işi bu, öyle davranmak zorundaydı, ama abarttı.”

Eşek değilim tabii, gevşiyorum.

“Hadi” diyorum, “O zaman topluca fotoğraf çekilelim”...

Yanıma Monte Carlo gecelerinin tozunu attığımız arkadaşlarım Serdar Pala ve Emrah Sefa’yı da alıyorum ve hoppp işte ortaya bu kare çıkıyor.

X