"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Mevzular arası trekking

SELİM İLERİ "YENİ İSTANBUL" GEZEGENİNDE

Son zamanlardaki en güzel işti. Milliyet Pazar’dan Miraç Zeynep Özkartal, şimdiye kadar kitaplarında hep eski İstanbul’u ve hep aynı yerleri (Beyoğlu, Adalar, Boğaz) özlemle anlatan Selim İleri’yi alıp yeni İstanbul’a götürmüş.

Yani popüler bir alışveriş merkezine, bir günde 10 tane sipariş alan Ferrari’lerin olduğu bir otomobil fuarına ve yine popüler, şık bir Nişantaşı mekanına...

Selim İleri’nin gözlemleri ilginçti. AVM’deki yürüyen merdivenlere binmemesi, otomobil fuarı için "Türkiye delirmiş" yorumunu yapması...

Ama sadece ilginç işte. Bir süre sonra şöyle düşündüm.

Bir yazar bu kadar gözü kapalı yaşar mı? Şişli’de oturduğu halde merak edip şöyle Nişantaşı’na doğru yürümez mi? İlla It’s a Joke’da takılması gerekmiyor.

Ama "bu gidişat nereye" diye herhangi bir AVM’ye gidip gözlem yapmak istemez mi? Bu kadar uzaylı gibi yaşamak -hele bir yazar için- ne kadar doğrudur mirim? 

BİRAZ NEZAKET: NİHAYET

Geçen yıl bu zamanlar yazmıştım. "Biraz Nezaket" adlı Sezen Aksu şarkısının Tarkan’ın "Metamorfoz" adlı albümüne gireceğini...

Ancak ben yazdıktan bir-iki hafta sonra Tarkan, "Orta yaşlar yakın artık / Belirdi tek tük beyazlar" diye başlayan bu şarkıyı albümden çıkarmış ve "Biraz Nezaket" sahipsiz kalmıştı.

Şimdi bu şarkı Günce’nin yeni albümünün çıkış şarkısı olmuş.

İyi hoş da, "Biraz Nezaket" erkek şarkısı. Kadın şarkısı değil.

Neden? Çünkü bir kadın hiçbir zaman "belirdi tek tük beyazlar" demez ki, hemen gider o beyazları boyatır. Öyle değil mi ama? O yüzden bir kadının ağzından bu sözleri duymak inandırıcı değil.

BU HAFTANIN GEYİKLERİ

Biraz Christina Aguilera, biraz Altın Portakal sonuçları, biraz da etekli Armağan Çağlayan... Hepsi de televizyondan, pazar gecesi yayınlandı.

Christina çok tatlıydı, aman da çok sempatikti ama kabul edin sıkıcıydı. Hele bütün stüdyonun hep bir ağızdan "You’re the best" diye tribün temposu tutturması ikide bir, daha da berbattı.

Tamam, Acun Ilıcalı nefis bir iş yaptı. Ama Christina yan komşunun konservatuvara giden, "çatlak kız" etiketli, içi sevgi böceği kızı gibiydi.

Bir tek, şarkısını canlı söylemesi takdire şayandı.

Ve "etekli" Armağan Çağlayan... Bir kere o eteğin, yani kilt’in boyu fazla uzun değil miydi? Normalde dizlerin biraz daha görünmesi gerekmiyor mu?

Bu arada: Cumartesi konserinde benzer bir etek giyecek olan Murat Boz’a yaramadı bu iş. Çıkacak haberlerin "Armağan’dan sonra o da giydi" şeklinde olması muhtemel.

Peki niye elalem birden eteğe sardırdı? Herkes Marc Jacobs’ı mı takip ediyor? Yoksa birkaç hafta önce yazdığım "Hangi ünlülere etek yakışırdı" başlıklı şaheser yazım mı ilham verdi?

ALTIN PORTAKAL TRİATLONU

Gelelim Altın Portakal’a... Bana töreni izlerken habire birilerinin basamakları tırmanıp tırmanıp tekrar inmesinden fenalık geldi.

Niye sahneye yakın oturmaz şu ödül alabilecek insanlar?

Onlar adına insan öyle bir yoruluyor ki... Yerlerinden çıkmaya çalışmalarına, çıkarken birkaç kişiyle öpüşmek zorunda kalmalarına, merdivenleri bütün gözler üzerindeyken seri bir şekilde inmelerine, sahneye çıkmak için son bir çaba sarfetmelerine ve sahneye çıkınca herkesin birer birer elini sıkmalarına... Triatlon gibi bir şey canım.

Ve anlamadığım, tartışılması gereken esas mevzu: Almanya-Türkiye-Kazakistan ve İngiltere ortak yapımı bir film, "Pazar-Bir Ticaret Masalı" yani, konusu Türkiye’de geçiyor diye nasıl ulusal yarışmaya girip en iyi film seçilebildi?

X