« Hürriyet.com.tr

Metropol sığınakları

Herkesin aklında ‘Ege’ye kaçmak’, kendini baştan yaratmak, küçük bir hayata sığınıp, doğanın kollarında nefes almak... Başaranlar var elbet ama gidip de geçinemeyen, geri dönen de çok. Oysa kaçmanıza gerek yok, ıstanbul’da da tıpkı Ege’de hayal ettiğiniz hayata kavuşabilirsiniz

İpek ÖZBEY
X

40 yaş üzeri hemen her kentlinin hayali... “Arabamı satıp Ege’ye yerleşeceğim!” Bu cümleyi ne sık duyar olduk değil mi? Koca şehir ıstanbul. Neredeyse 15 milyon kişi yaşıyor. Trafik keşmekeşi, güvenlik problemi, geçim sıkıntısı, yedi tepeli şehirden kaçma nedenlerinden sadece birkaçı. Ama çok da haksızlık etmemek lazım galiba. ıstanbul’da öyle yerler var ki, burada tıpkı o hayal ettiğiniz Ege hayatını ama bir eksik, ama bir fazla yakalamanız mümkün. Denize girebileceğiniz, kapıdan çıktığınızda esnafla muhabbet edebileceğiniz, ayın en güzel halini yakalayabileceğiniz, Boğaz’ın yakamozlarına kadeh kaldırabileceğiniz, her bütçeye uygun, üstelik şehre birkaç adım mesafede işinizi de sürdürebileceğiniz yaşam alanları hiç de ulaşılmaz değil.
Sizden önce birileri böyle bir hayatı ıstanbul’da yaşamayı başardı. ışte size, “Kaçmayacağım, şehrimin güzelliğini yakalayacağım ve kendi Ege’mi yaratacağım” dedirtecek birkaç hikaye.

KAÇMAK İSTEYENLER ORTA SINIF

Yönetmen Yüksel Aksu gittiği her yere de rahatlık, muhabbet, sıcaklık gibi Egeliliğini de götüren biri. Çengelköy’de yaşıyor. Esnafın çoğuyla ahbap, “Selam alır, selam verir, dertleşirim” diyor. Hatta vakti varsa pazartesileri kurulan semt pazarına çıkıp, zeytinyağlı yemek malzemelerinin en iyilerini seçiyor, alışveriş ritüelinin tadını çıkarıyor. Çengelköy’ü, ‘kadim insan ilişkilerinin hâlâ sürdürüldüğü yer’ olarak tanımlıyor.  
ıstanbul’dan kaçmak isteyenlerin genellikle orta sınıf olduğunu söylüyor. Yüksel Aksu’nun Çengelköy’deki hayatına gelince, “Ben burada kendi Egeli hayatımı kurdum” diyor: “Klasik mesai saati trafiği çekmiyorum. Çekim olduğu dönemlerde Ege’nin tarım işçileri gibi çalışıyoruz. Ege’ye gidip yerleşmek yerine buralarda yaşam kalitemizi örgütlemeliyiz.”
Aksu, Çengelköy’ün yaşam bütçesinin tüketim alışkanlıklarına göre değiştiğini, her sınıftan insanın yaşayabileceği mütevazı bir semt olduğunu söylüyor. ış görüşmelerinin çoğunu Boğaz’ın kenarındaki semt kahvesinde yapıyor: “Burası benim kasabam, ıstanbul, beş dakika sonra köprünün üstüne çıkınca başlar!”

KUZGUNCUK’TAN DENİZE GİRERİZ

Kuzguncuk’un sokaklarını geziyorum önce. Evden bakkala sepet uzatan teyze, mahallenin sevgilisi köpekler, iki katlı ahşap evler selamlıyor beni. ıkinci el giysiler satan bir dükkanın önünde, bir sandalye. Gülümser Erdoğan, yanına köpeğini almış, bir eliyle onu severken bir yandan da kitabını okuyor. 42 yıldır Kuzguncuk’ta. Önce konuşmak istemiyor, “Şimdi siz bu röportajı yaparsanız, burası Cihangir, Ortaköy olacak, aslında adres göstermek istemiyoruz” diyor. “Kuzguncuk” diyecek oluyoruz, “Köyüm” diyor, gözlerinin içi parlayarak anlatmaya başlıyor yine de... Kuzguncuk, demir parmaklık demekmiş. Burada yaşamaya başlayınca hiçbir yere gitmek istemediğini anlatıyor. Emekli, 1800 TL geliri var, “Paşalar gibi yaşıyorum, benden mutlusu yok” diyor. Burada yaşayan herkesi tanıyor. Hayatında hiç güneye yerleşme fikri olmamış. “Ben hâlâ aşağıdan denize giriyorum. Burada büyüdüğümüz için nerede akıntı var biliriz. Bize her yer plaj” diyor. Yanıbaşında Üsküdar, Kadıköy...
Kuzguncuk’ta sabah kahvaltınızı 7 TL’ye yapabilirsiniz. Aynı yerde yoldan geçen bir tanıdıkla tavla atabilir, adını bir zamanların meşhur dizisinden alan ‘Ekmek Teknesi’nde öğle yemeği yiyebilirsiniz. Bodrum’daki tartışmalı lahmacun fiyatlarından sonra size iyi haber, burada lahmacun 3 TL, hem de çok leziz.
Emlak fiyatlarına gelince 1+1 dairenin fiyatı 650 TL, 2+1’e çıkmak istediğinizde üzerine 100 TL daha ekliyorsunuz. ılle deniz manzarası isterim derseniz, 3+1 daireyi 3500 TL’ye kiralayabilir, havaya da uygun bir blush açıp, yakamozları seyre dalabilirsiniz.

ANAHTARLAR KAPININ ÜZERİNDE

Öğleden sonra, rotamı biraz daha uzağa çeviriyor, Anadolu Kavağı’na doğru yol alıyorum. Her yerden bir ses, tıpkı Ege’nin sokakları gibi. El işi tezgahlar açılmış. Bir yandan midye diye bağıran tavacılara tav olmaya yeltenirken, diğer yandan balık-ekmeğin davetkar kokusunun izini sürüyorum. Kaç kişi yaşıyor burada diyorum, “1500, bilemedin 2000” diyorlar. Temiz havayı içime çekiyorum, yalıların olduğu bölüme doğru ilerliyorum. Bir evin kapısı açık, “Davetsiz misafir kabul ediyor musunuz?” diyecek oluyorum, sanki bin yıllık komşularımı ziyarete gitmişim gibi ayakta karşılanıyorum.
Sağlam Yassa mimar. Galleria’nın ve bildiğiniz pek çok ünlü lüks sitenin de projesinin başındaki isimmiş. 26 yıl önce, eski yalılardan birini alıp, ona emeğini koymuş, şu anda Anadolu Kavağı’nda müşiş bir yalının sahibi: “ıstanbul’dan çok sıkılmıştım. Ege’ye gitsem, iş yapamayacaktım. Burada 600 TL’ye bir dairede de yaşamanız mümkün, 6 milyon dolarlık bir yalıda da... Kimsenin kapısı kilitli değil, biz kapı çalmayız. Herkesin anahtarı üzerindedir. Güven duyarız birbirimize, ne hırsızlık olur ne kavga.”
Yassa burada torunlarıyla denize giriyor. Çocuklar acıktığında hâlâ eski usul, ekmek içi peynir domates yolluyor kuma. Anadolu Kavağı’ndan şehir merkezine 20 dakikada bir otobüs var. Geçen yıl doğalgaz da gelmiş buraya ki, değmeyin keyfine Kavaklıların...

KUYRUKLU PİYANOSU OLAN TEK KÖY

Müzisyen Murat Evgin tam bir Polonezköy aşığı. “1983 yılından bu yana buralardayız. O yıllarda 2. köprü olmadığı için Erenköy’deki evimizden Kanlıca’ya gider, Kavacık üzerinden köye uzun bir yolculukla ulaşırdık. Polonyalı nüfusun daha yoğun olduğu yıllardı. Çocukluğumdan beri yediğim bal işte bu köyden. Burası aileler için de çok uygun. Yakınlarda birçok okul var. Kısa sürede şehirdesiniz.”
Murat Evgin, Polonezköy’deki kuyruklu piyanodan bahsediyor. Kilisenin bahçesinde her yıl verilen konserlere o piyano eşlik ediyormuş. Evgin de zaman zaman Ege’ye gitmek istemiş ama Polonezköy’ün varlığı onu durdurmuş. Aşağı yukarı ıstanbul’da yaşanabilecek en düşük bütçeyle burada da hayatın çok rahat sürdürebileceğini söylüyor. Araştırdık, orman içinde 3 bin TL’ye bir çiftlik evi kiralayabiliyorsunuz.

SÖZÜN BİTTİĞİ YER: UZUNYA

Karşı yakaya geçiyorum. Sarıyer’den Demirciköy’e varıyorum. ıki dakika sonra sahildeyim. Adı Uzunya. Muhteşem bir kumsal, harika bir koy, kocaman bir plaj, karavanlar ve balığın belki en iyisini satan bir restoran. Önce karavanda yaşayanlara yöneliyorum. şehrin gürültüsünden, kirliliğinden, korna sesinden kaçan buraya yerleşmiş. Karavanlar için yılda 3 bin TL kira ödüyorlar. Bir karavan sahibi olmak isterseniz, 15 bin TL’ye de, 100 bin TL’ye de bulmanız mümkün. Ahmet Bey, her gün Rami’ye işe gidiyor. Hangi saatte trafiğe çıkacağını çözmüş, “06.30’da çıkıyorum, 07.00’de işteyim” diyor. Dört kişilik ailenin 2 bin TL’ye rahat rahat geçindiğini anlatıyor.
Biraz da sahile bakalım. Restoranda bir aile. Baba Doktor Ahmet Ardal. Anne Sıdıka Ardal ve kızları 28 yaşındaki klinik araştırma uzmanı Ceren Nazlı Ardal. Buraya iki dakika mesafedeki Demirciköy’de yaşıyorlar. Ceren Ardal, “Levent’te oturuyorduk. Ancak burayı görünce çarpıldık. ışlerimizi de sürdürebileceğimiz daha sakin bir hayat istiyorduk” diyor. Anne Sıdıka Hanım, depremden sonra bir arayışa girdiklerini anlatıyor: “Sağlamlığı, temiz havası ve doğal yaşantısı seçimimizde etkili oldu. 2006’dan bu yana burada yaşıyoruz. şehre indiğimizde mümkün olduğu kadar işlerimizi çabuk bitirip, buraya koşuyoruz.” Denize giriyorlar, güneşleniyorlar, bahçeyle uğraşıyorlar. Ailenin, Uzunya restoranda yaptığı balık keyfinin fiyatını merak edenler: İçki dahil kişi başı ortalama 75 TL..

Kaynak: İpek ÖZBEY

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Erkeklerin gelin olduğu ilginç ada!