Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Metamorfoz: 22 Temmuz’u ve Ak Parti’yi doğru okumak...

Türkiye’de ne zaman bir “dönüm noktası” genel seçimi olmuşsa, halk, tercihini “değişim”den, “yenilenme”den, “büyüme”den, “gelişme”den, “ilerleme”den yana kullanmıştır.

Bu, 1950’de böyle olmuştur; 1965’te böyle olmuştur; 1973 ve 1977’de böyle olmuştur. 1983’te böyle olmuştur. 2002’de böyle olmuştur.

2007’de de böyle oldu.

Halka sorulduğu vakit, hep “doğru” cevap geldi. Halk, hiç yanılmadı.

Halkı adam yerine koymayanlar, halka sürü muamelesi yapanlar, kendilerini halkın çobanı yerine koyanlar ise hep yanıldı.

1950, Cumhuriyet’in kuruluşundan beri süren “Tek Parti” yönetimine ilk namuslu “dur” deme seçimiydi. Tek parti CHP’nin alternatifi, DP idi. Halk DP’yi seçti. 1954’de yüzde 57’lik bir rekor oranla tercihini pekiştirdi.

1960 askeri darbesinin karambolunda yapılan 1961 seçimlerinden sonraki ilk anlamlı seçim olan 1965’te “Büyük Türkiye” projesi ile ve DP’nin mirasçısı olarak yola çıkan AP’ye yüzde 52 oranında bir destek verdi.

12 Mart (1971) müdahelesinden sonraki ilk seçimde, bu müdaheleye net bir tavırla karşı koyan Bülent Ecevit’e ve onun CHP’sini 1973’te birinci parti yaptı; 1977’de CHP’nin elde ettiği en büyük oranını yüzde 41’le hediye etti.

12 Eylül (1980) askeri darbesinden sonraki ilk genel seçimde, 1983’de askeri rejime uzak duran ve bir “değişim projesi”yle ortaya çıkan Turgut Özal’ın ANAP’ını yüzde 45’lik oranla tek başına iktidara getirdi.

Türkiye’nin “kayıp yılları”  olan1990’lardan sonra, 28 Şubat askeri müdahale sürecinin nefesinin tükendiği noktada, 2002’de yapılan seçimlerde, tüm statüko partilerini sildi ve daha kurulalı bir yıl olmayan, büyük kongresini bile yapmamış olan Ak Parti’yi yüzde 34 ile, hem de liderinin seçimlere katılması engellenmiş olmasına ve daha üç yıl önce hapishaneye atılmış bulunmasına rağmen yüzde 34’le işbaşına getirdi.

22 Temmuz 2007’de ise, 27 Nisan askeri müdahalesi ortamında, Ak Parti’ye bir partinin ikinci döneminde bugüne dek görmediği bir oy artışı ile, yüzde 47’lik bir destekle iktidarını takviye etti.

***      ***      ***

Tarihten ders almayı bilmeyenler, 22 Temmuz seçimlerinin sonucunu da bir türlü okuyamıyorlar. Halka tepeden bakmaktan kendilerini alamıyorlar. CHP’nin üst yönetiminin (örneğin Onur Öymen) ve böylelerinin düdüğünü çalan köşe yazarlarının düştükleri durumu, Diyarbakırlıların oluşturduğu bir yahoo grubunda okuduğum şu satırlar ne kadar çarpıcı ifade ediyor:

“"Halk kandırıldı. Bu halk ahmak-salak. Sandıklarda hile var. Keşke bugünü görmeseydim de ölseydim. Herkes layık olduğu şekilde yönetilir, böyle bir sürüye böyle bir iktidar yaraşır."

AKP'nin zaferiyle sonuçlanan bir genel seçimde umutlarını yitirenler, şimdilerde en çok bu cümleleri kullanıyor.

Ama şaşırtıcı olan ne? Siz zaten halkın tercihlerinden bu seçim sonucu kadar emin olduğunuzdan, demokrasi yerine darbeye taraftar değil miydiniz? Her önünüze çıkanı satılmış, kandırılmış, vatan haini diye damgalayıp sonra bunlarin yığınla peşinize takılıp sizi iktidara taşıyacağından nasıl o kadar emin olabiliyordunuz, anlamak mümkün değil.

Korkudan, iç çatışmadan, kinden, nefretten, aşağılamaktan, adam yerine koymamaktan başka seçmenin önüne hangi vaatlerle çıktınız ki, şimdi yalnız bırakılmış olmaktan bu denli şikayetçisiniz?”

Bu çevreler ve bel bağladıkları partileri CHP, halkı okuyamadıkları gibi, siyasi rakipleri Ak Parti’yi de bir türlü tanıyamadılar. Ak Parti’nin “laikliğe” dolayısıyla “Cumhuriyet’in temel değerleri” tehdit oluşturan bir “Milli Görüşçü” yani “İslamcı” bir parti olduğu önermesi üzerinden siyaset yaptılar.

Oysa, Ak Parti, Milli Görüş akımından gelenlerin  “reddi miras” yapmaları üzerine doğmuş bir partiydi. Milli Görüş, Saadet Partisi’nde devam etti. 2002 seçimleri, halkın, Ak Parti’nin Milli Görüş “metamorfozu”ndan geçtiğini gördüğünün ve bunu kabul ettiğinin seçimleriydi.

“Eski elit” buna “ılımlı İslam” etiketi taktı ve bunu bir “Amerikan projesi” olarak algılama yolunu seçti.

2007, Ak Parti’nin “ikinci metamorfozu”na işaret ediyor. 81 vilayetin 69’unda uzak ara birinci parti, 12’sinde yakın konumda ikinci parti. Karadeniz’den Akdeniz’e, Güneydoğu’dan Marmara’ya ülkenin tümünü kucaklayan tek parti. Arkasında Türkiye’nin yüzde 85’inin parlamentoda temsilini sağlayan seçimde oyların yaklaşık yarısını almış bir “merkez partisi”. Merkez-sağ bile değil artık, merkez partisi.

***      ***       ***

 Ak Parti’nin “metamorfozu”nu göremeyenler, Franz Kafka’nın ölümsüz romanı “Metamorfoz”un kahramanı Gregor Samsa’ya dönüşmüş durumdalar. Hani aile içindeki iktidar mücadelesini kaldıramayarak insanlıktan çıkıp hamamböceğine dönüşen Gregor’un “metamorfozu” misali.

Onlarınki de “metamorfoz”.

22 Temmuz 2007, bir “metamorfoz” öyküsüdür. Türkiye’de siyasetin “metamorfozu”...

X